Pazar

05.08.2018 - 01:30 | Son Güncelleme: 05.08.2018-1:30

Vampirler Osmanlı’da mı doğdu?

İletişim Yayınları’ndan çıkan “Osmanlı Vampirleri: Söylenceler, Etkiler, Tepkiler” kitabının yazarı Salim Fikret Kırgi, vampir fenomeninin 15-18’inci yüzyıllar arasında Osmanlı Avrupasında ortaya çıktığını söylüyor: “Vampir şüphesiyle mezarlarına kazık ve benzer nesnelerle sabitlenmiş ceset kalıntılarına Doğu ve Orta Avrupa’da sıkça rastlanılıyor. Vampir salgını tehdidiyle köylerin boşaltıldığı, toprakların terk edildiği de görülmüş.”

Sitene Ekle

CEYDA ULUKAYA

- Vampir konusuyla ilgilenmeye nasıl başladınız?

Aslında konuya ilgim çoğu kişi gibi kurgu vampirlerle, korku filmleriyle başladı. Kişisel merakımdan vampir mitinin kökenlerini araştırmaya başladığımda Doğu Avrupa’da yaygın bir halk inanışı olduğu bilgisiyle karşılaştım. Çalışmalar vampirin Batı’da tanınmaya başlamasını 18. yüzyılda Balkanlar ve Orta Avrupa’da gerçekleşen, Osmanlı aleyhine sınır değişiklikleriyle tarihlendiriyorlardı. Bu aşamada kitaba temel olan bazı sorular aklıma geldi, bu topraklar Osmanlı hakimiyetindeyken durum neydi? Söz konusu inanış bu bölge ve halkla mı sınırlıydı? Vampir-benzeri folklorik doğaüstü varlıklar hangi aşamalar sonucu günümüzün korku filmi karakterlerine dönüşmüşlerdi?

- Folklorik dediğiniz vampirlerle kurgusal vampirler arasında nasıl bir ilişki var? 

Folklorik vampir derken kastettiğim, bugün aşina olduğumuz modern kurgusal vampirden bazı açılardan farklı ama onun ortaya çıkışına esin kaynağı oldukları aşikar, geniş bir coğrafyada farklı adlarla bilinen söylenceler bütünü. Fazlasıyla iç içe geçmiş hurafelerden ve birden çok anlama gelen doğaüstü fenomenlerden bahsediyoruz. Mesela, folklorik vampirin en çok kullanılan Türkçe adları cadı, hortlak ve karakoncolos. Yani aslında modern vampir karakterinin kökeninde halk inanışları olduğunu söyleyebiliriz. 

- Vampir inanışı nerede, nasıl ortaya çıkıyor?

Kitapta bahsedilen 16. ve 17. yüzyılın çok daha öncesinden günümüze ulaşmış, vampir olduklarından şüphelenildiği için mezarlarına kazık ve benzer nesnelerle sabitlenmiş ceset kalıntılarına Doğu ve Orta Avrupa’da sıkça rastlanılıyor. Ama günümüzün popüler kültür ikonu kurgusal vampirin, 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda bulunmuş Katolik misyoner ve seyyahların folklorik vampirlerden bahsettikleri eserlerinde filizlendiğini söylemek yanlış olmaz. Bugün daha çok Romanya bölgesi ve Balkan-Slav kültürüyle anılsa da bu inanış -ilk aşamada ve uzun süre- Osmanlı tebaasındaki Rumlarla ilişkilendirilmiş. 

- Bunun bir tür “halk inanışı” olduğunu söylüyorsunuz, neleri kapsıyor bu inanış?  

Tipik bir vampir vakasının öldükten sonra çeşitli nedenlerle dünyaya geri gelen ölü kişilerin, aileleri başta olmak üzere yaşayanlara musallat olmalarıyla başladığını söyleyebiliriz, tabii birçok değişik inanış var. Mesela, 16. yüzyıl fetvalarında bahsedilen yaşamayanlar, kurbanlarının kapılarına gelip onları dışarı çağırırlar ama Seyahatname’de bahsi geçen vampir benzeri oburlar, avlarını pusuya düşürüp kulaklarından kan emer. Vampir salgınları dolayısıyla yaşanan seri ölümlere müteakip köylerin boşaltıldığı, toprakların terk edildiği de görülmüş. Bu tehdidi ortadan kaldırmanın yolu mezarı açmak, cesetlere kazık saplamak, kafa kesmek ve bunlar da işe yaramazsa ölü bedenleri yakmak olmuş.


Etiketler:
©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.