Podyumda ‘Devrim’ olacak

Podyumda ‘Devrim’ olacak


Büyük Usta Yıldırım Mayruk son çalışması D + Evrim’i 8 Kasım Çarşamba günü bir defileyle sunacak. Hiç bir koleksiyonu bir öncekine benzemeyen Mayruk, bu kez koyu romantizmi geri getiriyor. Defilenin en önemli parçalarından Vitrin’e hazırlanan sunum, koleksiyon hakkında ciddi ipuçları veriyor. Görülen o ki Yıldırım Mayruk kadınları bu kış çok ‘kadın’ olacaklar


       Yıldırım Mayruk’un atölyesi 20 senedir Teşvikiye Caddesi üzerindeki binalardan birinde. Mayruk ve bu atölye birbirlerine öyle yakışıyorlar ki... Binanın ve dairenin mimarisindeki ihtişamla sadelik, geçmiş zamanların izleriyle modern zamanların sesleri, enerjiyle dinginlik 120 yıllık Varon apartmanından ve Yıldırım Mayruk’un yarattığı elbiselerden süzülüp size ulaşıyor, sarıp - sarmalıyor, kucaklıyor... Bu binalar en yeni, en lüks semtlerin, en modern en cafcaflı binaları yanında, daha da güzelleşip, daha da değerleniyorlar. Binanın mimarisindeki zeki detaylar, işçiliğindeki ince ustalık insanı hayrete düşürüyor. Tıpkı Yıldırım Mayruk elbiseleri gibi. Bu elbiselerin her biri onlarca çalışanı da olsa Mayruk’un el emeği göz nuruyla çıkıyor ortaya. Biçkisinden provasına her şeyi Mayruk’un kendisi yapıyor. Çok çeşitli malzeme kullanıyor Mayruk. Özellikle kürklerden, tüylerden vazgeçemiyor. Tehlikeli malzemeler bunlar, bir elbiseyi ‘rezil de eder vezir de’ türünden. Büyük Usta Yıldırım Mayruk’un elinde ise onlar Şah’a dönüşüyor. Çarşamba günü gerçekleşecek D + Evrim defilesi için hazırlanan elbiselerde tam 250 kilogram payet, stras gibi malzeme kullanılmış. Elbiselere baktığınızda ise gördüğünüz sadece uçucu ışıltılar.

     Cumhuriyet aşığı
       2023’e Hikayeler - III / D + Evrim 2000 - 2001 Kış Koleksiyonu’nda cumhuriyet ve demokrasi her Yıldırım Mayruk defilesinde olduğu gibi ana temayı oluşturuyor. Bu çalışmaları Mayruk, “Ulu önderin bir kez daha anılmasıyla birlikte, çağdaş ve global Türk Dünyası coğrafyasında kadının varmakta olduğu platformu belirlemeye bir katkıdan ibaret" diye ifade ediyor. Yıldırım Mayruk’un 1994 Yaz Koleksiyonu’nda söylediği “Atatürk’e yücelen merdivenlerde Türk kadınları dünyayı aydınlatıyor. Bu defile / her defile Atatürk’e şükran borcumuzun onur belgesidir..." sözleri aslında konuyu çok iyi özetliyor. Atatürk ve demokrasi aşığı Mayruk, cumhuriyet adına kendi payına düşeni yapıyor ve her defilesinde gücünü Atatürk devrimlerinden alıyor.

     D + Evrim’in Evrim’i
       D + Evrim’in tüm işlemeleri ve aksesuvarları Yıldırım Mayruk’un asistanı Barbaros Şansal tarafından tasarlanmış. Şansal 14 yıldan beri Mayruk’la birlikte çalışıyor. İngiltere’de renk bilimi üzerine eğitim aldıktan sonra İsviçre’de master yapan Barbaros Şansal kendisine ‘terzi yamağı’ diyor. D + Evrim’i anlatırken “Kabul etmeseler de ciddi bir sanat branşı yaptığımız iş. Üstelik fazla doneyle çalıştığınız bir branş. Bir tür görüntü sanatı. Sabun köpüğü gibi: Var ve yok. Bizi en çok cezbeden tarafı da bu. Elbiseler, koleksiyonlar bir canlı gibi doğuyor, büyüyor, ölüyor. Devamlı çiçek açan bir ağaç sanki" diyor. D + Evrim’in Evrim’ini kendileriyle yarış halinde olmalarıyla açıklıyor. “Bir elbise yapıyoruz, başka bir müşteri geliyor o elbiseyi istiyor. Nasıl olsa bir kere yaptık kolay artık bunu yapmak diye düşünmüyoruz. Acaba bu elbisenin daha iyisini, daha farklısını nasıl yapabiliriz diye düşünüyoruz. Hem yaratım, hem de teknik olarak sürekli sınırlarımızı zorluyoruz, evrim geçiriyoruz yani."

     Bir ayda 65 elbise
       Yıldırım Mayruk bu koleksiyon için 2 Ekim’de çalışmaya başlamış. Bir ayda tamamlanmış 65 parçalık koleksiyon. Mayruk 1970’lere dönmüş bu çalışmasında. “Günde beş altı elbise çiziyorum" diyor Yıldırım Mayruk, sanki beş - altı bardak su içiyorum der gibi rahat... Üstelik ona göre defile elbisesi çizmek çok kolaymış, çünkü tasarlarken müşteriye beğendirme derdi olmuyormuş. Hem provası olmadığı için çabuk dikiliyormuş. Elbiselerin zerafetini, güzelliğini gördüğümüzde, nasıl böyle kolaylıkla bahsedebiliyor diye şaşırıyoruz. “Büyük Ustaölık da burada başlıyor herhalde; bir işte, ortaya çıkacak ürünün ‘en iyisi’ olacağından şüphe duymayacak kadar “usta" olmak...

     Vualetli romantizm
       Bu koleksiyonda ağırlıklı olarak tüyler, vualetler ve eldivenler göze çarpıyor. Mayruk, “Eldiven ve şapkalar bitti geriye dönmemek üzere. Vualetler benim elimdeki çok eski stoklardan, 30 sene evvelden kalma. Vualet almak için Paris’e gittiğimde hepsini Jean Paul Gaultiere’in bit pazarından aldığını öğrendim. 2 - 3 sene evvel vulet gördüğüm dükkana gittiğimde ise bütün malı önümüzdeki yaz için Chanelle’in aldığını söylediler. Yenisi yapılmıyor artık vualetlerin. İyi ki saklamışım zamanında bendekileri" diyor.
       D + Evrim’de vizon, renard, mongolin, mink ve swakara kürkleri kullanılmış. Tüylerde ise marabu, Plummes de otriches, plummes de paradis ve pigeon tüyleri tercih edilmiş. Bu kürk ve tüylerin bir kısmı Mayruk arşivinden, bir kısmı da çiftlik hayvanlarından elde edilmiş.
       Tamamiyle doğal elyaf içeren kumaşlarda çok zengin bir çeşitlilik gözleniyor. Kaşmir, yünbuklet, tweed, deri, yünkrep, flanel, ipekkrep, krepjorjet, müslin, organze, kadife, satendüşes ve tafta kullanılan kumaşların arasında yer alıyor.
       Renkler ise üç başlıkta toplanmış. Bordo, mürdüm, kırmızı, fuşya, pembe ve mor kış aşklarına ithaf edilmiş. Beyaz, ekru, bej, şokola, kahve, granit ve siyah eski fotoğrafları; mavi, lacivert, haki ile yeşil de doğaya özlemi temsil ediyor.

     10 Kasım’da olabilseydi"
       Yıldırım Mayruk bu defilenin 10 Kasım’da olmasını çok istemiş ama izin verilmemiş. “Halbuki" diyor Yıldırım Mayruk, “Ben, Atatürk’ün görmek istediği kadının elbiselerini dikiyorum. Keşke o gün olsaydı, çok daha anlamlı olurdu, ama olmadı. Anlayamıyorum, bu bayram veya eğlence değil ki, bir defile..."
       Yıldırım Mayruk 35 senedir çalışıyor. Yaşını soruyoruz, yanıtsız bırakıyor. Ona göre yaşlanan bitiyor bu işte. Sözlerine, “Ama ben daha bitmedim. Nerede biter, yeniliğe uyulmadığında, kendini yenilemediğinde biter. Benim her sezon koleksiyonum bir öncekinden bağımsız, apayrı. Asla bir tekrar niteliği taşımıyor" diye devam ediyor. Anlıyoruz. Yaşı yok Yıldırım Mayruk’un. O ürettikleriyle her dem yeni, her dem genç. Yıldırım Mayruk kendisini tanımlamıyor. Kendisine göre o ne modacı, ne tasarımcı, ne terzi. Bize göre hepsi aslında. “Ben bir şey demem, sokakta geçenlere sorun, onlar söylesin" diyor. İnsanların kendi kendilerine sıfatlar yakıştırmasını doğru bulmuyor. Yalnız, Türkiye’de yanlış kullanılan ‘haute couture’ tanımlamasının altını çiziyor: “Haute couture, Paris’te bir sendikaya bağlı, belli sayıda eleman çalıştıran, senede 40 veya 50’nin altına düşmeyecek şekilde koleksiyon üreten ve her elbiseden bir tane diken modaevleridir. Sendikanın dışında dikiş dikenler haute couture tabiri kullanamıyorlar. Kendilerine sadece ‘couture’ diyorlar. Valentino ve Versace couture mesela. Biz de kendimize couture demeyi tercih ediyoruz".

     Kadın 24 saat şık olmalı"
       Mayruk, Türk kadınlarının kendilerine yeterli özeni göstermediklerini düşünüyor. “Türk kadını, gece kadını. Gündüz herkes dökülüyor. Ama gece bir bakıyorsunuz herkes çok şık. Ama şıklık 24 saattir, sabah kalktığından akşam yatana kadar. Bizde öyle değil. Gündüz gördüğünüz kadını gece tanımanız mümkün değil" diyor. Onu kızdıran bir de makyaj meselesi var. Abartılı makyaja karşı ama hiç makyaj yapılmadan dolaşılmasına da. Hele genelde ağır makyaj yapan birinin asla makyajsız çıkmaması gerektiğini düşünüyor. “Çünkü" diyor, “çok makyaj yapan insan makyajı bıraktığı zaman benim gözlüğümü çıkarmış halime döner. Bir de farkında mısınız, yeni bir akım var, ben eskiden gece makyajıyla dolaşan insanlar görürdüm, gülerdim. Şimdi de tam tersi... Yüzünü yıkayıp ölü gibi gezen insanlar var".

     Hayatımda bir tane kadına rastladım"
       Bakımlı kadın denildiğine Yıldırım Mayruk’un söylediği bir tek kişi var, o da Bedia Muvahhit. O, sabah kalktığında mutlaka rujunu sürüp, yüksek topuklu ayakkabılarını giyer, üstüne bir elbise takarmış. Karlı bir havada Mayruk’un atölyesine gelmiş. Beş kat merdiven çıktığı halde içeri girmemiş, kapıya bir sandalye istemiş, çizmelerini çıkarıp, topuklu ayakkabılarını giymiş ve öyle girmiş içeri. Unutulmayan bu anı, Yıldırım Mayruk’un bir kadının her koşulda şık olması gerektiğine olan inancını çok iyi açıklıyor. Günümüzden örnek vermek istemiyor Yıldırım Mayruk. Ona ayıp geliyormuş isim vermek. “Her şeyi takıp takıştıran yine de sade ve şık görünmeyi beceren, günün her saati şık hanımefendiler var tabii günümüzde de" diyor.

15 Ekim 2019 Magazin Haberleri.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber