Yazsana şu klimaları!

Yazsana şu klimaları!

Yazsana şu klimaları!
Yakın arkadaş çevremin biricik gazeteci üyesi olarak sıklıkla istemediğim durumlara maruz kalırım. Laf arasında biri memleketin pürmelalinden, sokağındaki çukurdan ya da kendisini sinir eden bir uygulamadan şikayet etmeye görsün. Konunun ne olduğunun kıymeti harbiyesi yok. Hemen "Ee ne duruyorsun, yazsana bunu," demeye başlarlar.
Sevgili meslektaşlarım da benden farklı bir konumda değildir. Ve bu durum gazeteciler arasında ciddi bir espri konusu haline gelmiştir.
Bugünkü başlık da böyle çıktı. Bu defa kulak arkası edemedim doğrusu. Hem şaşırtıcı derecede fazla sayıda tanıdığımdan aynı yakınmayı işittiğim için hem bizzat klimalardan yıldığım için.
Evet, dışarda pişiyoruz. Bu doğru. Ama bunun alternatifi içerde donmak olmamalı değil mi?
Aslında klimaların suçu yok. Nedense bu mekanları soğutma işlemini üstlenenler normal oda sıcaklığının 10 santigrat ve hatta biraz altı olduğunda hemfikirler. Gerçi fizik kurallarına aykırı bir bilgi ama ne yapalım ki, bu adamlar öyle olmadığını düşünüyor ve bu iş de onlara emanet edilmiş.
"Adam" diyorum çünkü klimaları bu denli ölçüsüz çalıştıranların kadın olma olasılığı bana göre son derece düşük. Çıplak omuzlar, açık ayakkabılar, mini etekler kadınlara mahsus. O yüzden de otellerin, kongre merkezlerinin toplantı salonlarında, büyük alışveriş merkezlerinde ve işyerlerinde en çok onlar üşüyorlar. Şu yazıyı yazarken bile birbirinden hırka isteyen hemcinslerim var etrafta. Klimasız yer de kalmadı ki. Köşebaşındaki ağdacı bile split klima taktırmış. Dolayısıyla klimalardan kaçış yok.
Erkekler yaz da olsa kış da olsa çoraplı, gömlekli, ceketli, vs. Bu durumda ben iç mekanların ısısının erkek giyimine göre ayarlandığını düşünüyorum. İşte size cinsiyet ayrımcılığının yeni bir boyutu.
Sokakta 15 dakikadan fazla kalınca ben de kendimi derhal klimalı ortamlara atmak arzusuyla doluyorum. Ne var ki, memnuniyetim en fazla 10 dakika sürüyor. Çünkü 11. dakikada donma triplerine giriyorum. Önce ayaklarım buz tutuyor, sonra hafifçe uyuşuyor, bir süre sonra zaten hissetmemeye başlıyorum. Bu bir nebze iyi olanı. Eğer omuzlar çıplaksa tam bir işkenceye dönüşüyor. Çünkü omuzları unutmak mümkün değil. Onlar sürekli daha fazla üşümeyi başararak orada olduklarını hatırlatıyorlar. Bağdat Caddesi'ndeki bir mağaza beni hiç abartısız 10 dakikada hasta etmeyi başardı. Üzerime üzerime üfüren klimaya aldırmamaya çalışarak üst üste birkaç kıyafet denedim. Eve geldiğimde burnum akmaya başlamıştı bile. İyileşmem tam bir hafta sürdü. Denediklerimin hiçbirini almamış olduğuma seviniyorum. Oh olsun onlara.

e-mail:

12 Kasım 2019 Magazin Bülteni12 Kasım 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber