Gizlemek istediğimiz düşüncelerimizi ya da açığa çıkmasından çekindiğimiz duygularımızı izinsizce dışarıya yansıtan bir ajan var: Beden dilimiz. Bazen farkında bile olmadığımız hislerimizi, neden rahatsız olduğumuzu, neye heyecanlandığımızı ya da vücudumuzda neyin yolunda gitmediğini söyleyen vücut hareketlerimizi mercek altına alırsak kendimizi çok daha iyi tanır ve kontrol edebiliriz.

Beden dilinin duygu ve düşüncelerimizi ayna gibi yansıtan ve şifresi çoktan çözülmüş hareketler olduğunu hepimiz biliyoruz. Konuya en uzak olanlar bile kolları birbirine bağlayarak oturmanın çekingen ve iletişime kapalı bir insan izlenimi doğurduğu ya da gözbebeklerinin büyümesinin karşı taraftan hoşlandığınız anlamına geldiği gibi bilgilere vakıftır. Konuyla daha çok ilgilenmiş olanlar ise “Lie to Me” adlı dizide beden diline bakarak suçları çözen bir dedektifin hikayesini heyecanla takip etmişlerdir. Günümüzde bir bilim olarak kabul gören ve hakkında disiplinler arası uzmanların söz birliği yaptığı beden dili verileri, psikolojik sorunlarımız hakkında da önemli ipuçları içerir.

Ruh halimizin şifreleri beden dilimizde saklı

El, kol ve mimiklerin kullanımı bizim hakkımızda birçok veri taşır. Beden dili konusunda uzmanlaşanlar stres altındaki insanların dudaklarını kemirdiklerini, öfkeli insanların yumruklarını sıktıklarını ya da abartılı el kol hareketleri kullananların yalana meyilli insanlar olabileceğini söylüyor. Tabii istemsizce yapılan beden dili hareketleri de var. İnsanlara yanlış sinyaller göndermemek adına bu konuda bilgi sahibi olmalı ve beden dilimizi bu yanlışlardan kurtarmalıyız. Sık sık saate bakmayı huy edindiysek, biriyle konuşurken yapacağımız bu davranış bizi o kişiye karşı saygısız ve anlatılan olaya karşı ilgisiz gösterecektir. Öyle olmasak bile… Demek ki insan özellikle toplum içindeki davranışlarını kontrol altına almayı öğrenmeli. Bu istisnalar dışında beden dilimiz çoğu zaman bizim bile farkına varamadığımız gerçekleri ortaya çıkarır. Sürekli boynumuzu tutuyor ya da kaşıyorsak, o an bize ağır gelen bir stres yükünün altında olduğumuz aşikardır. Oturuşumuz yamuk, omuzlarımız çökük ise o ortama olmaktan hoşnut olmadığımız, sıkıldığımız anlamına gelir. Hastalıkların en önemli tetikleyicilerinden birinin stres olduğunu düşünürsek bedenimizin verdiği bu sinyalleri geçiştirmeden önlemleri almamız gerektiğini anlamalıyız.

İnsan bedeni ve ruhuyla bir bütündür

İnsan sadece et ve kemikten ibaret değildir; duygularıyla, düşünceleriyle, kaygıları ve sevinçleriyle bir bütündür. Ağrılarınızın, işlevini aksatan organlarınızın, sağlığınızla ilgili yolunda gitmeyen her ayrıntının sebebini bütüncül bir bakış açısıyla çözebilirsiniz. Vücudunuz size her zaman holistik bakışla yorumlamanız gereken sinyaller gönderir. Vücut dilinizde meydana gelen bir uyarı tek bir şeyle değil uyku düzeninizden yediklerinize, çalışma temponuzdan sosyal hayatınıza, bütün bir hayatla ilgilidir. Siz de ona cevabı holistik yaklaşımla vermelisiniz.

Fizyoterapist Ahmet Burak SEZGİN