SiyasetRSS
18 Mart 2010 - 01:31

Washington’la sevgisiz evlilik

Washington
Türk - Amerikan ilişkilerinin en belirsiz, ruhsuz, hedefsiz döneminde kendimi yine Washington’da buldum. Bu sefer beni buraya getiren, son yıllarda iki başkent arasında önemli diyalog platformlarından biri haline gelen Brookings Enstitüsü ve Sabancı Üniversitesi’nin ortak düzenlediği yıllık Sakıp Sabancı Konferansı.
Ancak bu kez, yıllardır tanıdığım Washington bana keyif vermiyor. Bir şeylerin büyüsü kaçmış burada...
Amerikan Kongresi Dış ilişkiler Komitesi’nin Ermeni soykırım tasarısını tek oy farkla kabul etmesi Ankara’dan beklenmedik ölçüde sert bir tepkiye neden oldu. Herkes, tasarı alt komiteden geçerse Türkiye’nin kısa süreliğine elçisini geri çekeceğini tahmin ediyordu. Ancak Büyükelçi Namık Tan’ın kısa sürede neredeyse iki ay Ankara’da kalacağının belirginleşmesi, bakanların gezilerini iptal etmesi, ilişkinin tümüyle dondurulması sürpriz oldu.
Bu soğuk rüzgârın şöyle bir simgesel anlamı var. Yaşanan an, yepyeni bir özgüvenle dünya sahnesinde bağımsız, bağlantısız bir aktör olmak isteyen Türkiye’nin, Batı kulübünden adım adım uzaklaştığının, Batı’yla ilişkilerin bundan sonra benzer gel-gitlerle etkileneceğinin sembolü. Kötü mü? Bilemiyorum ama farklı, geçmişten çok farklı.
Bu son kriz, ‘Amerika’yla ilişkiler yandı bitti’ anlamına gelmiyor. Obama muhtemelen 24 Nisan’da “soykırım” demeyecek, herkes bir ‘oh’ çekecek, Büyükelçi Namık Tan geri dönecek ve ilişkiler güya rayına oturacak.
Fakat büyük resim çok parlak değil. Soğuk Savaş koşullarında etkilenen bu dostluğun ilerde yeni krizlere, ayrılıklara gebe olmadığından emin değilim. Belki İran, belki İsrail konusunda patlak verir yeni kırgınlıklar. Ama artık, eski Türk-Amerikan dostluğu yok karşınızda...
Türkiye artık Amerika’yla yürümek yerine kendi yoluna gitmek isteyen bir ülke. Amerika ise, bunu fark edemeyecek ya da engelleyemeyecek ölçüde dağınık, kendi dünyasında...
Bu evlilik “ruhsuz” diyorum çünkü ben artık ikili ilişkilerde ‘al-ver’ dışında ortak değer ve vizyon göremiyorum. Soğuk Savaş’ta ortak mücadele, 90’lı yıllarda insan hakları ve demokratikleşme vizyonu vardı iki ülke arasında. Türkiye’nin Avrupalılaşması, Amerika için “öncelikli” stratejik hedeflerden biriydi. Şimdilerde ise Ankara’da bile böyle bir hedef olduğu meçhul...
Bu evlilikte heyecan ve sevgi kalmamış. Ortak hedef yok, ortak çıkarlar var. “Afganistan’da bunu al-NATO’da bunu ver” tarzı soğuk bir ilişki. Nereye kadar? 
Bu evliliğin geleceği “belirsiz” diyorum çünkü kaç gündür ABD başkentinde dolanınca Obama hükümetinin “Türkiye’ye konsantre” olduğunu söylemekte zorlanıyorum. Obama yönetimi, dünyayla ilişkilerde “zayıf” bir profil çiziyor. Başarı hanesinde pek bir şey yok. Politika tüm enerjisini alıyor. Sıkıntılı bir durum.
Bir akşam yemeğinde üst düzey bir Amerikalı yetkili “Türkiye’nin hâlâ Amerika’ya ihtiyacı var mı?” diye soruyor. Karşısındaki Türk, “Amerika’nın hâlâ Türkiye’ye ihtiyacı var mı?” diyor. Ben ise ‘bu diyalog 5-10 yıl önce imkânsızdı’ diye düşünüyorum.
Farklı sesler var tabii. Bu yılki Sakıp Sabancı Konferansı konuşmacısı ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Phil Gordon, Obama hükümeti içinde Türkiye’yi seven, anlayan, stratejik ufku geniş bir isim. Türkiye’nin yolunun Avrupa olması gerektiğini bilen bir isim...
O yüzden de dünkü sözleri yabana atılacak gibi değil. “İlişkimizin kalıcılığını sorgulayanlar var. Soğuk Savaş’ta Sovyet tehdidi varken ikili ilişkiyi meşru göstermek daha kolaydı. Simdi iki tarafın da daha çok çalışması lazım. Bizim gibi bu ittifaka inananların, özel çaba göstermesi gerekiyor.”
Ve bu sözleri: “Türkiye, laik devlet ve demokratik sistem kurmada zor kazanılmış başarılarının devamını garantilemeli. Medya özgürlüğü demokratik toplumların temel direğidir ve basının işini yapmasını engeller gibi gözüken hiçbir eyleme girişilmemeli.”
Peki, Phil Gordon’un bu sözleri, Ankara ya da Washington’da toplam kaç kişinin umurunda?

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010