DünyaRSS
22 Şubat 2010 - 00:12

Yargı bağımsızlığını kimler dert edinmez?

Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.trkgursel@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan önceki gün İstanbul’da konuşurken, “Yargının bağımsızlığını dert edinenler, bağımsızlıktan daha önemli olan tarafsızlığı da en az o kadar dert edinmek durumundadırlar” dedi...
Başbakan bu sözleriyle kamuoyunu yanıltmış oluyor... Hukukçu olmak şart değil; bir hukuk devletindeki kuvvetler ayrılığı ve kuvvetlerin birbiriyle ilişkisi hususunda bir parça genel kültürü olan biri böyle konuşmaz.
Hukuk devletinin ön koşulu, yargının bağımsız olmasıdır. Yürütmeye bağlı kılınmış, onun tahakküm ve kontrolüne girmiş bir yargının tarafsız olması zaten mümkün değildir.
Yargı önce bağımsız olacak ki kararlarında tarafsız ya da profesyonel olup olmadığını tartışabilelim...
Türkiye’de yüksek yargının tarafsız kalabildiğini iddia etmek ise maalesef mümkün değil. Anayasa Mahkemesi’nin tartışmalı “367” kararı ile Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinin önünü kesebilmiş olması, yüksek yargının siyaset karşısında tarafsızlığını koruyamadığının karinesidir.
Bir yanda, “laik cumhuriyeti koruma ve kollama” saikiyle kararlar alan bir yüksek yargı vardır... Ve yanında, rejim üzerindeki vesayeti giderek zayıflasa da yüksek yargı ile aynı ideolojik dalga boyunda olan yüksek askeri bürokrasi...
Bunların karşısında ise yüksek yargının kararlarını “millet iradesine müdahale” olarak gören, demokratik seçimlerle iş başına gelmiş bir siyasal İslam partisi var...
AKP iktidarı ve yargı arasındaki kötü ilişkiler artık onarılamaz durumdadır. Yürütme ve yargı arasında adeta bir savaş söz konusudur.
Mücadele, son yargı krizinde de görüldüğü gibi rejimi sarsan boyutlara vardı... Savaş önümüzdeki günlerde daha da kızışacak gibi...
Şimdi Başbakan Erdoğan, tasavvurundaki iktidarla vuslatına haklı biçimde engel olarak gördüğü “yüksek yargı muhalefeti”nden “temelli kurtulmanın” yolunu arıyor... Demokrasinin bekası için son derece tehlikeli bir iktidar mücadelesi mantığı ile yapıyor bunu...
İçerdiği referandum riski nedeniyle bir süre önce iktidar tarafından rafa kaldırılan “yargı reformu” konusu yeniden ısıtılmaya başlandı.
“Reform” dedikleri kısaca, başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere, hedef aldıkları yüksek yargı organlarındaki üyeliklerin uygun gördükleri kadarının parlamento tarafından atanması...
Bu önerdikleri sistem, yani yüksek yargı üyelerinin tamamının ya da bir kısmının yasama tarafından seçilmesi, bugün birçok gelişmiş demokraside başarıyla uygulanıyor.
Ve oralarda ne kuvvetler ayrılığı ortadan kalkıyor, ne de kuvvetler çatışması yaşanıyor.
Çünkü oralarda parlamento üyelerini halk seçiyor. Yasama, gücünü halktan aldığı için yürütmeyi denetleyebiliyor.
Bizde ise parlamento üyelerini parti lideri seçiyor; sonra bunları seçimlerde halka onaylattırıyor. Parlamenterin siyasi geleceği, parti liderinin iki dudağı arasında olduğu için yasama, yürütmeyi denetleme görevini yerine getiremiyor.
Bizde önce siyaset demokratikleşmedikçe, siyasi partiler rejiminde demokratik işleyiş ve değişim yasa kaydıyla güvence altına alınmadıkça, istediğiniz kadar “yargı reformu” yapın...
Yüksek yargı üyelerini gerçekte yürütmenin başı seçecek, emrindeki parlamenterlere onaylattıracaktır.
AKP’nin istediği yargı reformu bugün yapılsa, Başbakan ve AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan fiilen “tek seçici” olacaktır.
Zaten meclis grubunu kendisi seçiyor, yüksek yargıyı da tayin etti mi, al sana otoriter rejim... Bütün güçlerin tek adamda toplandığı bir rejime “demokrasi” denebilir mi?
Potansiyel otokratlar yargı bağımsızlığını tabii ki dert edinmez!
Varsa kendinize güveniniz, önce “siyasette reform” yapın!

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Milyarlarca yıldız ve gezegenden oluşan kümelere ne denir?
Markapon
©Copyright 2010