SiyasetRSS
22 Şubat 2010 - 00:50

Yargı reformu?

BİZİM yargı kültürümüzde öncelikli kavram “yargı bağımsızlığı”dır. “Tarafsızlık” ise yeni yeni konuşuluyor!
1950-2006 arasında adli yıl konuşması yapan Yargıtay başkanları tam 439 defa “bağımsızlık” vurgusu yapmışlar. Ama “tarafsız” ve “yansız” kavramı ise 138’den ibarettir! Ve, bunun 49’u tek başına Sami Selçuk’a aittir!
Sami Selçuk’un 28 Şubat döneminin Yargıtay kararlarını, hele Yargıtay başsavcılarının ‘militan’ işlemlerini nasıl eleştirdiğini biliyoruz; farklı bir hukukçudur.
Bütün devrim geçiren ülkeler gibi bizde de yargı, “koruma kollama” misyonuyla yapılandırılmıştır. 27 Mayıs’ın oluşturduğu “taraflı” yapılanma, kurullar birbirini seçerek devam ettirilsin diye, hep “bağımsızlık” vurgusu yapılmış, “tarafsızlık” kültürü zayıf kalmıştır.
Demokrasinin birçok kavramları gibi, “tarafsızlık” kavramını da son yirmi yılda konuşmaya başladık.
Halbuki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi şöyledir:
“Herkes; kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız mahkemeden davasının adil bir şekilde ve makul süre içinde görülmesini talep etme hakkına sahiptir.”

Kanadoğlu çizgisi
Fakat bizim yargı sistemimizde geleneksel olarak “YARSAV çizgisi” hâkimdir. Sabih Kanadoğlu’nun birçok görüşünün yargı kararlarında doğrulanmasının sebebi işte bu “çizgi beraberliği”dir. Sayın Kanadoğlu’nun hukuk bilgisinin mesela Prof. Ergun Özbudun’dan yahut Sami Selçuk’tan iyi olması değildir.
Mesele, yorum ve “taraf” meselesidir.
27 Mayıs’ın kurduğu birbirini seçen bağımsız mekanizmalar, yüksek yargıya büyük çoğunlukla “Kanadoğlu çizgisi”nde hukukçular seçmiştir.
Kritik yargı kararlarının büyük tartışmalara yol açması, artık çoğulculaşan ve hukuk ufku da genişleyen Türkiye’de bu çizginin egemenliğini taşımanın çok zorlaştığını gösteriyor. Bu yüzden adalete güven de zedeleniyor.
Aksi görüşün egemenleşmesi de aynı derecede yanlış olur.
İşte, yargı reformunun ilkesini bu noktadan hareketle düşünmek gerekir.

Nasıl bir HSYK?
Çözüm, “taraflara eşit mesafede” bir yapılanma kurmaktır. Bu da ancak, adli ve idari yargıya hiçbir şekilde dokunmadan, idari bir kurul olan HSYK’nın yapısını çağın ölçülerine göre ‘genişletmek’le mümkündür.
Bu “geniş temsil” kavramında yüksek yargı ile Adalet Bakanlığı anlaşmışlardır. Kavga bunun nasıl olacağı konusundadır.
“Geniş temsil”, yani bugünkü ‘birbirini seçme’ (kooptasyon, oligarşi) sistemini artık bırakmak... Bunun yerine, sayısı artacak HSYK üyelerini değişik kaynaklardan seçmek...
Danıştay eski Başkanı Nuri Alan’ın çok doğru bir tespiti var:
“Kurullar, üye sayısı azaldıkça sübjektifleşir, üye sayısı çoğaldıkça objektifleşir.”
HSYK’daki “beş üye” sistemine kim objektif diyebilir? Dünyada örneği var mı?
Hem üye sayısı artmalı, hem kaynak çeşitliliği sağlanmalıdır: HSYK’ya sadece yüksek yargı değil, birinci sınıf hâkimlerle belli ölçüde Cumhurbaşkanı, adalet akademisi, belli vasıftaki avukatlar üye seçmelidir.
Batı’da parlamentolar da üye seçiyor.
Yüksek yargı madem “geniş temsil”e evet diyor, bunun nasıl sağlanacağını da açıklamalıdır. O zaman reform yolu açılabilir.
Ancak geniş tabanlı ve o sayede çeşitli görüşlerin birbirini denetlediği, çok üyeli bir HSYK “tarafsız hakem” güvenini verebilir.
Bugünkü haliyle HSYK “taraf”tır zaten, “tarafsız hakem” değil.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Milyarlarca yıldız ve gezegenden oluşan kümelere ne denir?
Markapon
©Copyright 2010