“Tahliyeler hep aynı hâkimden” Dün iktidar yanlısı gazetenin manşeti buydu. Gerisi şöyle:
“Derbe Andıcı’ndaki ıslak imzanın sahibi Dursun Çiçek’i tahliye eden, Kafes iddianamesine ‘ret’ oyu veren Hâkim Oktay Kuban yine sahneye çıktı. Balyoz soruşturmasında tutuklanması istemiyle mahkemeye sevk edilen Korgeneral Yurdaer Olcan’ı serbest bıraktı.”
Hâkimin suçlarına bir bakar mısınız? Beraat falan vermemiş. Sadece, yeri yurdu belli, kaçması ve delilleri karartması söz konusu değil diyerek korgeneral için tutuksuz yargılanma kararı vermiş.
Yargıya bundan daha ağır nasıl baskı yapılır?
Bir başka gazete çıkar:
“Tutuklamalar hep aynı hâkimlerden” derse ne olur?
O da yargıya müdahale olur kuşkusuz. Ama onu diyeni hiç duymadık.
* * *
Ergenekon davasının dikkati çeken özelliği, bu davaları dışardan destekleyen bazı güçlerin, suçlu olup olmadığına bakılmaksızın kişilerin tutuklanması ve hapse atılmasında özel fayda görmesi.
Hâkimler bu amaçla büyük baskı altında yaşatılıyor.
Daha soruşturma bitmeden şüpheliler medyada yargılanıyor, mahkûm ediliyor, yargıçların eli kolu bağlanıyor. Daha doğrusu yargıç tutuklama kararı verme yolunda psikolojik baskı altına alınıyor.
Mahkemeler bu baskıyı kıramıyor...
O yüzden tutuksuz yargılanması gereken sayısız kişi tutuklu şu anda... Tutuklamanın cezaya dönüşmemesi ilkesine kulaklar tıkalı... Bunun adına adalet denebilir mi?
Avrupa ülkelerinde Anayasa Mahkemesi üyelerini genellikle parlamentolar seçiyor...
Ama oralardaki parlamentolarda “laikliğe karşı eylemlerin odağı” partiler barınamıyor.
Haldun Ertem
OECD yolsuzlukla mücadele konusunda Türkiye’ye iyi not vermiş.
O notu rüşvet vermeden aldıysak helal olsun bize!
Fahrettin Fidan
Hanya ve Konya
ABD’nin Konya’da şehir temsilciliği kurması okurlarımızın ilgisini çekmiş...
Çekmeyecek gibi değil.. Çünkü böyle uygulama ilk kez duyuluyor...
Bu temsilciliğin amacı ABD Büyükelçiliği sitesinde şöyle anlatılıyor:
“ABD Büyükelçiliği’nin Konya Şehir Temsilcisi, Konya ile ABD arasındaki bağları güçlendirmek ve çözüm bekleyen sorunlarla ilgilenmek amacıyla belli başlı kanaat önderleri, eğitimciler, öğrenciler ve bölgede yaşayan Amerikan vatandaşlarıyla görüşmek için periyodik olarak Konya’yı ziyaret etmek...”
Bir dostumuz “Neden Konya?”diye soruyor...
Bir başkası muzipçe yanıt veriyor: Temsilcilik açmaya Diyarbakır’dan başlasalar dedikodu olurdu, önce alıştırma yapıyorlar...
Diplomaside böyle görevler önceden izinle yapılır. Acaba ABD Büyükelçiliği bizim Dışişleri’nden izin aldı mı?
Bizim Dışişleri hangi gerekçeyle izin verdi?
Yanıt alırsak seviniriz...
Atina ile barış...
Yunanistan bağımsızlık gününde zırhlı araç geçişini tasarruf amacıyla iptal etmiş. Güzel gelişme. Geçenlerde Yunanistan’ı silah harcamalarının batırdığını, bizim de aynı dertten muzdarip olduğumuzu kaydetmiş ve sormuştuk:
“Neden iki ülke aç kalma pahasına ABD silah sanayini ayakta tutma görevine böyle sıkı sarılmış durumda? Bu konuyu kim gündeme getirecek?”
Zeynep Oral arkadaşımız Cumhuriyet’te 25 Mart’taki yazısında dedi ki:
“Yıllardır, ama yıllardır sivil toplum kuruluşları, ama özellikle de kadın kuruluşları bu gerçeği dile getirirler; dikkatleri bu gerçeğe çekmek için uğraşıp didinirler... Türkiye - Yunanistan Kadın Barış Girişimi olan WINPEACE’in çalışmalarını zaman zaman sizlere aktardım. 13 yıl önce WINPEACE’i kurma nedenimiz barış kültürünü yerleştirmekti. Hedeflerimizden biri de silahlanma yarışı yerine, şiddetsiz çözüm eğitimini yerleştirmekti!
Bir adet F-16 uçağı almak yerine 100 odalı, 5 ameliyathaneli, yoğun bakım üniteli ve 400 hasta kapasiteli iki hastane açılabilir.
Bir adet Leopard tankı almak yerine, 7 tam teçhizatlı ilkokul açılabilir.
Bir adet Awacs uçağı almak yerine 50 bin yoksul öğrenciye on yıllık eğitim bursu verilebilir.”
* * *
İki ülke neden Ege üzerindeki çoğu boş kavgaları bir yana bırakmaz da masaya oturup bir saldırmazlık paktı imzalamaz? İkisi de NATO üyesi üstelik. İki ülke yöneticileri neden kendi halkları için değil de silah tekelleri için çalışır? Var mı bunun mantıklı yanıtı?
Ulusal irade...
Çorlu’dan Alper Muslu AKP’ye doğru bir teşhis koyuyor:
“AKP partilerin kapatılmasını demokrasiye aykırı buluyor. Ancak Meclis’e yeni partilerin girmesini de istemiyor. Mesela görünüşte BDP kapatılmasın istiyor ama, Meclis’e girmesin diye de yüzde 10 barajını kaldırmıyor. DP ve DSP’nin Meclise girme ihtimali de onları rahatsız ediyor. Hem ‘milli irade’ diyorlar, hem de milli iradenin Meclis’e yansımasını engelliyorlar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu...”


