Yaşamayanlar ekranda yaşar mı?

Vampirler aslında tam da bizim hikayemiz. E madem hikaye bizim, bu hikayeyi beyaz camda izlemek de en çok bizim hakkımız! Ben bu ekipten kötü bir şey çıkacağını düşünmüyorum. Ama gene de kendi kendime sormadan edemiyorum: Yaşamayanlar, ekranda yaşar mı? Siz ne dersiniz?

Yaşamayanlar ekranda yaşar mı?

Bir süredir BluTV'nin reklamları tüm medyada dönüp duruyor. Türkiye'nin ilk vampir dizisi olarak lanse edilen proje, benim de dikkatimi çekti. Kadrosunda Elçin Sangu, Kerem Bürsin, Birkan Sokullu ve Selma Ergeç gibi yıldız isimlerin yer alması ve senaryosunu da Ezel ve Suskunlar gibi dikkat çekici projelerin senaristi Pınar Bulut’un yazması, işi daha da parıltılı hale getiriyor. 

Projenin konusu özetle şöyle: “164 yaşında genç bir vampir olan Mia (Elçin Sangu), akıl hocası Karmen'in (Selma Ergeç) önderliğinde, aklındaki planı gerçekleştirmek için İstanbul'a gelir. Amacı kendisini vampire dönüştüren Dmitry’yi (Kerem Bürsin) öldürüp yeniden insan olmaktır fakat tarihin en güçlü vampirlerinden biri olan Dmitry’yi öldürmek sandığı kadar kolay olmayacaktır. Karanlık geçmişine sırtını dönmüş olan kadim vampir Numel (Birkan Sokullu) de, bu amaç uğruna Mia ve Karmen'le ittifak kurar. Tutku ve nefreti, yaşam ve ölümsüzlüğü, iyilik ve kötülüğü birbirinden ayıran sınırların belirsizleştiği bu evrende, işler gittikçe içinden çıkılmaz bir hal alır. Ve hepsinden de önemlisi, insanlar ve vampirler arasında büyük bir savaş başlamak üzeredir. Mia’nın en büyük sınavı ise büyük savaş başladığında kimin tarafında savaşacağı sorusudur.” 

 

 

İsimler yabancı olunca kulağa bir Holywood yapımı gibi geliyor değil mi? 

Fragmanlara ve fotograflara bakıyorum da... Bizim zamanımızın vampirleri ile şimdiki esas oğlanı karşılaştırmak abesle iştigal olurdu herhalde! Yani bizim zamanımızda vampir dedin mi aklımıza gelecek en son şey 'çooook yakışıklı' olmasıydı sanırım! Çünkü amaç 'aşık etmek' değil, 'korkutmaktı'. Ama şimdi öyle mi? Bir zamanların laneti olarak görülen meziyetler, artık herkesin hayalini süslüyor: Sonsuza dek yaşamak, olağanüstü bir güç ve kudret, düşünceleri okuyabilme yeteneği ve daha onlarca olağanüstü yetenek...  

 

 

Hayat, değer yargıları, dayatılan ahlak ve sosyal sınırlar da değiştiği için, bu isteği anlamak zor değil. İnsanın diğerlerinden üstün olma arzusu ve hevesi bu kadar cilalanıp sivriltiliyorken, bunu anlamak için zorlanmıyor insan. 

 

Çirkin yaratıktan yakışıklı prense evrilen bu süreç nasıl işledi?

Dünyadaki ilk vampir filmi Almanya’da çekilen 1922 tarihli 'Nosferatu' isimli yapımdı. Türkiye'de 'Bir Dehşet Senfonisi' olarak biliniyor. Ama 'vampir' kelimesinin duyulması ve etrafa korku saçmasına yardımcı olan film, İrlandalı yazar Bram Stoker'ın ünlü 'Drakula' romanının uyarlamasıdır. Doğu Avrupa'daki Karpat Dağları'nda geçen macera türünün en bilinen örneğidir Drakula.

Daha sonraları benzer birçok film çevrilse de, dönüm noktası, karizmatik vampir Lestat ve onun tarafından ısırılarak vampir olan soylu Louis’in maceralarının konu alındığı 'Vampirle Görüşme' oldu. Bizim zamanımızın çirkin, uzun dişli, kan emen yaratığı; birden yakışıklı, karizmatik ve bir bakışıyla kadınları titreten bir moda ikonuna evrildi. Wesley Snipes'ın can verdiği Blade karakteri ve kılıcının darbeleriyle dünyayı değiştiren vampirler tekrar döndü ama bu uzun sürmedi. Alacakaranlık serisiyle tekrar karizmatik ve seksi yaratık moduna geçtik.

 


'Vampirle Görüşme' (Interview with the Vampire), 1994, Neil Jordan

 

Holywood yapar da Yeşilçam yapamaz mı?


Turgut Demirağ 'Drakula İstanbul'da' filmini 1953 yılında çekti. Avukat Azmi'nin Kont Drakula'yla mücadelesini anlatan filmde, sarımsak ve kazık detayları kullanılsa da, Bram Stoker'ın romanındaki Hıristiyanlık öğretileri yer almıyordu ve bazı detaylar yerlileştirilmişti. Zaten filmin uyarlandığı eser de romandan esinlenilerek yazılmış olan Ali Rıza Seyfi’nin 'Kazıklı Voyvoda' kitabıydı. 

Avustralyalı dilbilimci Franz, 'vampir' kelimesinin Türkçe kökenli olduğunu söyler. Hem neden şaşırıyorsunuz ki? Sizin vampilerin anavatanı saydığınız Macaristan ve Transilvanya, Osmanlı toprağı değil miydi o zamanlarda? Yani bizim de bu konuda söyleyecek sözümüz var! Zira Kazıklı Voyvoda ve Osmanlı'da kulaktan kulağa anlatılan vampir efsaneleri onların değil, bizim coğrafyamızın tarihidir. Ama onlar, uyanık Kayserili tüccar gibi allayıp pullayıp bize geri satıyorlar. 

Evliya Çelebi ünlü Seyahatname'sinde, bunun gibi onlarca olay anlatıyor. Ama o zamanlarda adı 'vampir' değil, 'yaşayan insan kanı içen cadı' imiş. Okuyalım:

"Bu cadılar (vampirler) halkın arasında gezer ama kimliğini ortaya çıkarmazlar. Zamanı gelip kudurunca, tuttuğu birinin kulağının arkasından kanını emer... Kanı emilen kişi günbegün hasta olur. 'Cadı Üstadı' bulunup, gözleri kan içmekten kan çanağına dönmüş olan o cadı aranır ve yakalanınca zincire vurulur. 3 gün 3 gece zincire vurulan cadı, yaptığı işi ve cadı olduğunu itiraf edince onun da göbeğine böğürtlen çubuğu sokulur. Cadıdan çıkan kan, kanı emilen kişinin yüzüne sürüldüğünde kişi şifa bulur. Cadının leşi hemen yakılır. Bu cadılık derdi vebadan daha kötüdür. Genellikle Moskof, Leh, Çek taraflarında yaygındır.” 

Üstelik inanmayacaksınız ama dünyanın ilk vampiri de bir Türk! “Hadi canım” dediğinizi duyar gibiyim. Journal of Psychotherapy and Psychosomatics dergisi son sayısında dünyanın ilk vampiri olduğu tespit edilen 23 yaşındaki bir Türk'ün tıbbi hikayesine yer verdi. Evli olan bu genç adam, kan içme alışkanlığı yüzünden birçok sefer tutuklanmış. Dergide yazan makaleye göre, kimliği belirtilmeyen genç adam, hayatında yaşadığı travmalardan sonra kan içmeye başlamış. Önce kendini, sonra da başkalarını yaralayıp kanlarını içen kişinin babası, son çare olarak kan bankasından kan alarak oğlunun bu hastalığını kontrol altında tutmaya çalışmış. Ailesinin çabalarıyla tedavi olmak için doktara giden genç, Denizli'deki askeri hastanede Dr. Direnç Sakarya'nın başkanlığında bir ekip tarafından tedavi edilmeye başlanmış. İlk bulgulara göre hastanın çoklu kişilik sorunu, travma sonrası stres bozukluğu, kronik depresyon ve alkol bağımlılığı yaşadığı tespit edilmiş ve bunların sonucuna bağlı olarak da 'vampir özelliği' gösteren ilk hasta olduğu anlaşılmış. 

Vampirler aslında tam da bizim hikayemiz. E madem hikaye bizim, bu hikayeyi beyaz camda izlemek de en çok bizim hakkımız! Ben bu ekipten kötü bir şey çıkacağını düşünmüyorum. Ama gene de kendi kendime sormadan edemiyorum: Yaşamayanlar, ekranda yaşar mı? Siz ne dersiniz?

 

Bu makaleye ifade bırak