Pazar

02.04.2017 - 02:30

Yaşanmış her yıl için bir şarkı

The Magnetic Fields’ın yeni albümü, Stephin Merritt’in otobiyografik konsept çalışması “50 Song Memoir”, sanatçının hayatının her yılı için bestelediği 50 şarkıdan oluşuyor

Sitene Ekle
Hafif müzik hafif başka şeyler  |  Mehmet Tez mehmet.tez@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Stephin Merritt 1965 doğumlu. 2015’te kaydetmeye başladı bu albümü (“50 Song Memoir” -   The Magnetic Fields / Nonesuch Records). 50 yaşında stüdyoya girdi ve orta yaş krizini üstü açık araba, genç sevgili, mavi gömlek, pembe yakaları kalkık tişört ve puro ile değil, en iyi bildiği şeyi yaparak, şarkı besteleyerek idrak etmeyi tercih etti.

ABD’de pek çok Boston çıkışlı ekip gibi (mesela Karate) üzgün aşk şarkılarıyla kendine kariyer inşa eden Merritt için müziğin Woody Allen’ı yorumunu yapabilirim. Allen gibi komik değildir ama kendisiyle dalga geçmeyi başarır. Üzgün şarkılarında her zaman, sözlerle olmasa bile müzikle size geçirdiği bir mizah hissi vardır. Onun 50 yaş albümü bu bakımdan ilgi çekici. Woody Allen’ın o yaşlarda neler yaptığını biliyoruz, Merritt müzikal açıdan neler yapmış acaba? Böyle şeyleri merak etmek de bir hastalık olabilir tabii.

Anılar... Anılar...

Bir defa her yılı bir şarkıyla hatırlamak konsept olarak hem çılgınca hem de çok mantıklı. Her şarkı bir anıya, o yılın en önemli anısına odaklanmaya çalışıyor. Bu bakımdan şarkılarda geçen isimler, olaylar son derece subjektif. Ve buna şaşırmak yersiz. Ve her şarkı şahane değil, her anı gibi.

Nedeni nasılı ne olursa olsun bugün 52 yaşında olan Merritt’in bu bol şarkılı çalışması aslında şaşırtmadı. Kendisinin “69 Love Songs” adında 69 şarkılık albüm yapmışlığı vardır. Ve gayet de iyi albümdür “69 Love Songs”.

The Magnetic Fields, adını Andre Breton ve Philip Soupault imzalı meşhur sürrealist roman “Les Champs Magnetiques”ten alıyor. Her ne kadar ortada çok sağlam bir ekip olsa da aslında The Magnetic Fields demek, Merritt demek. Bütün şarkıların söz ve müzikleri kendisine ait ve bu üretkenlik onun yaratıcılık yeteneklerinden pek bir şey eksiltmemiş durumda.

Bu 50 şarkının tamamını dinlemedim ama bu albümden seçmelerin yer aldığı 16 şarkılık kısa versiyona hakimim. Şunu söyleyebilirim. Merritt’in kendine has metalik, Kraut çağrışımlı (ama Lou Reed kadar cool) vokali, oldukça garip efektler ve aklınıza çok da gelmeyecek ses kombinasyonlarıyla birleşince her zaman ilginç sonuçlar çıkarmıştır. Albüm de hiç yanıltmadı.

Dinlemesi hayli zevkli

Bu şarkılar anlattıkları yılların müzikal çizgilerini de yansıtıyor bir yandan. O bakımdan mesela “Foxx and I”ı dinlerken gerçekten 1983 yılındayız. “How To Play The Synthesizer”da cidden 1981’deyiz. “No” 70’lerin folk popuna selam çakıyor. 2000’lere geldikçe yaş ilerliyor ve yıllar da birbirinden farksızlaşıyor (yani şarkılar). Ve müzikal tarz da daha zor ayırt edilir oluyor.

Yaşadığımız ya da yakın geçmişteki yılların müziğini, trendlerini fazla ayırt edemeyiz. İçinde halen yaşarken ayırt edici bir bakış yaratmak mümkün olmuyor. O bakımdan 2000’lerin müzikal çizgisi dendiğinde bazı cümleler kurulabilir ama bu yılların karakteristik estetik anlayışını belki Merritt’in 70 yaş albümünde daha iyi görebiliriz.

5 CD’lik “50 Song Memoir” veya 16 şarkılık “Selection from” versiyonu zamandan, trendlerden bağımsız bir otobiyografik müzikal retrospektif çalışması. Ve dinlemesi hayli zevkli.

Troller nasıl çalışıyor?

Twitter hesabımda “Hawaii falan değil, 1965 yılı Caddebostan. Şimdi burada Beltur var. Böyle medeniyete de uygarlığa da gelişmeye de selam olsun” diyerek bir resim paylaştım. 15 bin kez beğenildi, 7 bin kez RT edildi. Ve anında trollerin ilgisini çekti. Hemen başladılar “Bunlar zaten gelişmeye karşı” bıdı bıdısına. Derken onlara yanıt verenler oldu. Bir süre sonra 100 küsur yanıt geldi ve bir güzel İstanbul hatırası fotoğrafının altı belediye, iktidar, siyasi görüş tartışmasıyla doldu. Küfürler havada uçuştu. İşte troller böyle çalışıyor. Sosyal medyada ilgi gören içerikleri bulup altına zehir tohumlarını ekiyor ve tartışma biçiyorlar. İşlem tamamlanınca bir sonraki çok trafik alan içeriğe üşüşüyorlar. 

DİNLEYİN

Worldwide FM

Londra’dan yayın yapan Worldwide FM, global anlamda bir DJ ve prodüktörler platformu özelliğine sahip. Gilles Peterson’ın bir girişimi olan radyo, dünyanın dört bir yanından caz, elektronik, hiphop, Afrobeat başta pek çok tür ve alt türde sanatçıya yer veriyor. Kah İzlanda’dan bir DJ set kah Türkiye’den bir prodüktörün çalışması karşınıza çıkıyor. (http://worldwidefm.net)

OKUYUN

“Jane Austen ile Adab-ı Muaşeret”

Açık Radyo’daki “Jane Austen ile Adab-ı Muaşeret” programından notlar, yazarın 200. yaşında derlendi ve Doğan Kitap’tan çıktı. Özgür Çiçek ve Irmak Ertuna-Howison imzalı kitabın tanıtım yazısının şu bölümü paylaşılmaya değer: “Dilsiz ev içleri nasıl da kalabalıktı, nasıl da şenlikli. Doğumlar, ölümler, aşklar, gündelik hayatın tüm ritüelleri, yatak odaları, salonlar... Kim cüret edebilirdi ki, büyük kahramanlıkların görkeminin karşısına gündelik hayatın sıradanlığını dikmeye? Tabii ki Jane Austen!”
 

©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.