Yazarlar
30.06.2014 - 02:30

Yaz Sıcağında Kış Uykusu

Sitene Ekle
asli.aydintasbas@milliyet.com.tr  |  Aslı Aydıntaşbaş asli.aydintasbas@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Kendinize bir iyilik yapın. Uzaklaşın biraz. Uzayın. Bu hafta Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da ödül alan filmi Kış Uykusu’na gidin...
Filmin 3 saat olduğuna, temponun ağır olduğuna bakmayın. Bunlar yüzeysel laflar. Sinema salonuna girdiğinizde, sizi ilk kareden itibaren içine çeken bir “başyapıt” bulacaksınız karşınızda. Bir gıdım abartmıyorum. Kapadokya’nın rüzgârını iliklerinizde, o çok tanıdık aile içi gerilimleri sanki odadaymış gibi hissedeceksiniz. Yumuşak tonda söylense de vücutta parça tesirli şarapnel izi bırakan cümlelerin açtığı yaraları, karlar altında bile sırıtan sınıfsal uçurumları muhteşem bir görsel şölen eşliğinde izleyeceksiniz.
Türkiye’deki aydın kibrinin, en önemlisi aydın mutsuzluğunun, bağırıp çağırmayan bir ustalıkla nasıl anlatıldığına tanık olacak ve hayret edeceksiniz.
Göreceksiniz ki, Nuri Bilge Ceylan ve ekibi, Kapadokya’ya yerleşen eski tiyatrocuyu oynayan Haluk Bilginer’in yüzündeki derin çizgiler ve ondan yaşça daha genç olan Nihal’in (Melisa Sözen) duru güzelliğini alıp, her karede Kapadokya’nın gerçeküstü doğasıyla at başı yarıştırmayı becermiş. O yüzler de, o vahşi doğa da beyninize kazınacak.
Filmde, bölgede butik otel ve çok sayıda gayrimenkul sahibi Aydın Bey (Bilginer), feodal bir ağayla modern bir entelektüel karışımı, her ikisinin de kibrini, narsizmini kişiliğinin derinlerinde yaşatıyor. Aydın Bey’in boşanıp Kapadokya’ya taşınan ve her daim sıkılmakta olan kızkardeşi rolünü Demet Akbay, yardımcısı ve şoförü rolünü Ayberk Pekcan oynuyor.
Oyunculuklar, muhteşem. Hepsi. Diyaloglarda “Burası fazla” dediğiniz tek bir cümle yok.
Filmde ‘aksiyon’ az; iç mekânlar karanlık; dış mekânlar estetik ama donuk. İyi ki de öyle. Asıl heyecan diyaloglarda gizli. Yönetmen, daha derin bir anlam arayışı uğruna 90 dakikalık dizilerden eroinman gibi alıştığımız o saçma ve gereksiz hikâye örgülerini bir kenara itmiş. Tırıvırı işlerle yormamış bizi.
Yine de hiç hareket yok değil. Örneğin Aydın, bulunmaz Hint kumaşı değil tam tersine katlanılmaz, bencil bir adam olduğunu anladığı an, kışı geçirmek için İstanbul’a gitmeye karar veriyor. Karısıyla yüzleşme sahnesi, etkileyici.
Ancak, bana en vurucu gelen, küçük oğlu Aydın Bey’in arabasına taş attı diye ilk sahnede Aydın’ın şoförüyle neredeyse yumruk yumruğa gelen köyün bıçkını İsmail (Nejat İşler) ve durumu telafi etmek için kardeşi İsmail’le taban tabana zıt bir yalakalık içine giren köyün imamı Hamdi’nin (Serhat Kılıç) olduğu sahneler. İsmail ve Hamdi, aslında yıllardır Aydın’ın kiracısı. Beş  kişi, 2 göz evde yaşıyor, kirayı ödemekte zorlanıyorlar. İsmail’in sarhoş bilgeliği, delilik sınırında. Nejat İşler’in oynayışı insana dokunuyor. Hamdi’nin yalakalığı, iğrenç olsa da mecburiyetten. Tek bir mimikle aslında hayatta üstlenmek zorunda kaldığı rolden ne kadar tiksindiğini hissettiriyor. Bravo iki oyuncuya da.
Bir filmi “başyapıt” yapan nedir? Ne zaman “iyi”, olağanüstü olur? Örneğin Dostoyevski’nin ‘Karamazov Kardeşler’i  ya da IngmarBergman’ın ‘Fanny ve Alexander’i, neden sıradan eserler değildir?
Peki, daha da net soralım: Cannes jürisi, nasıl oldu da bu kadar yerel bir tada büyük ödül verdi? Cevabı basit. Kış Uykusu, yerli gözükse de aslında tamamen evrensel temalar üzerinde dans eden bir film. Filmi başyapıt yapan da otantik bir tadı aslında evrensel bir hikâyeye çevirmiş olması. Günümüz insanının yalnızlığı, mutsuzluğu, bencilliği, arayışları ve çaresizliği, tamamen tanıdık. Aydın da, Nihal de, İsmail ve Hamdi de farklı kültürlerde var olan tipler.
Ve aslında bütün hikâye, hayatın eşitsizliklerine kimin nasıl katlanabildiğiyle ilgili... 


Yazarlarda Ara
Bul
İçki ve tütünü yasaklayan padişah hangisidir?
©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.