|
 |
|
|
Otur yerine!
Yeryüzü akıyor. İki adam küçük, kanlı bir kavgaya girişiyor. Televizyonun sesini kapatıp izleyince gerçek daha iyi anlaşılıyor
Yağmur yağıyordu. Televizyon satan bir dükkânın önünden geçiyordum. Deniz Baykal konuşuyordu vitrinde; büyük, plazma ekran. Yağmura ve koşan insanlara rağmen kendimi tutamayıp durup izlemeye başladım. Önündeki üç - dört mikrofondan ikisini eliyle tutmuştu, bırakmak istemiyordu. Mikrofonlar çalışmıyor mu diye bakıyordu hep; mikrofonlara bile güvenmiyordu. Sesinin herkesin sesini bastırmasına yarayan aygıtlara sıkı sıkı yapışıyordu. İktidar aygıtlarına, sıkı sıkı...
Sonra ekrana Mustafa Sarıgül'ün sırıtışı çıktı; dev ekranda, tam ekranda... İnsanların suretleriyle ilgili konuşulmaz, yazılmaz; ayıptır. Ama bu zarfta, mazrufa dair bir şey var zannımca. Sarıgül'ün sırıtışında tekinsiz bir şey var; birçok şey hatta. İçi almıyor insanın.
Sokaktan insanlar koşuyor, arabalar akıyor, hayat geçiyor. Kurultayın sesleri duyulmayınca gerçek daha net görünüyor.
Sesli-Türkçe
Sonra sesli izledik tabii, ister istemez.
"Otur yerine! Otur" diye bağırdı Baykal, çapsızlığıyla zavallılaşmış başöğretmenler gibi. Sarıgül bağırdı oturduğu yerden Baykal'a, sonra dönüp zavallı erkekler gibi o da, onay bakışı talep etti eşinden. Sinir bozucu bir biçimde MHP'lileri andıran amigolarına slogan attırdı. Sırıtışı giderek şirretleşti, çirkefleşti. Çevik Kuvvet korudu Deniz Baykal'ı kendi partisine karşı. Çünkü "Ben de isterim genç lider" diyordu Baykal, "o gün gelince" diye de ekliyordu. O günü parti değil, kendisi biliyordu. Demokrasi çerçevesinde (!) kendi halefini belirleme yetkisi zaten ondaymış gibi, buna inanmış olarak konuşuyordu. Tıpkı her tiran gibi şefkatli bir babaymışcasına konuşuyordu: Ben sizi hangi ellere teslim edeceğimi bilirim! Buna ben karar veririm.
Bir parti dekadansının aynını yaptı, olağanüstü bir şekilde!
Kadınlar gelmesin!
Deniz Baykal, "Ben ailelerden, eşlerden, çocuklardan söz etmem" diye başlayıp hiçbir şey söylemeyerek güya, çok şey söyledi Sarıgül'ün çocukları ve eşi hakkında. Bu kurultayın en iç burkan yanı da buydu zaten. Aylin Sarıgül, ayağa kalktı sinirlenip. Bağırıyordu. Ağlayacak gibi oldu hatta. Amigoları ile birlikte her türlü bağırış çağırışta yer alan Mustafa Sarıgül -gördünüz mü bilmiyorum- eşinin elinden tutup aşağıya çekiyordu. Tıpkı Deniz Baykal'ın kendisine dediği gibi o da eşine söylüyordu:
"Otur yerine! Otur!"
'Alttan al yenge'
Acıklı. Çok acıklı. Bir kadının sesinin duyulmamasına rağmen söze karışmasından korkulması... Hakarete uğrayan bir kadının cevap verecek bir titrinin olmaması. Cevap veremeyeceği için hakkında ileri geri konuşulması. Dudaklarından okuyabildiğim kadarıyla Aylin Hanım o sırada göğsüne vurarak "Benim çocuklarım! Benim çocuklarım!" diyordu: Hakkında konuştukların benim çocuklarım! Acıklı... Bir anneye çocuklarını koruma hakkı verilmemesi, demokrasiye de değil, insanlığa sığmaz herhalde. Aylin Hanım o sırada -yüzünden okuyabildiğim kadarıyla- bu çirkefe bulaştığı için ilk kez pişman oldu herhalde. Omuzları düştü, o kadar erkeğin arasında aslında ve sonuçta ne kadar yalnız olduğunu ilk kez ne kadar yalnız olduğunu hissetti sanırım. Gülümseyerek ona baktılar etrafındakiler, "Alttan al yenge" der gibi. Orada dışarı çıkmayan bir öfke kaldı. Deniz Baykal bence artık Sarıgül'den değil Aylin Hanım'dan korkmalı. Neyse...
CHP: Sepya
Bir erkek güruhunun kavgasıydı CHP kurultayı. Şimdiye kadar hiç olmadığı kadar kan revan içinde. Lümpenleşmenin, erkekleşmenin, müptezelleşmenin kurultayıydı bu.
Yağmur yağıyordu o sırada. Dünya akıyordu. Dünyanın iki ayrı noktasında yeryüzünün geleceğiyle ilgili iki zirve yapılıyordu. Bir sosyal demokrat partiden ne bekliyorsun zaten diye sorulabilir? Doğrudur belki de ama en azından yağmurun farkında olmalarını beklerdim; yeryüzünün akışının. Anlamasalar, anlatmasalar bile haberdar olmalarını. Kendi küçük hesaplarından başka bir dünyanın varlığından haberdar olmalarını. Acıklı. Çok acıklı... Sesli de öyle sessiz de. CHP ile ilgili iyi şeylerin hepsi artık sepya!
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|