8 yıla ne oldu?

8 yıla ne oldu?

Abbas GÜÇLÜ

97'ye girerken ne hayaller kurmuştuk. "Kesinlikle 96'dan iyi olmalı, yoksa kaçan fırsatları yakalamak hayal olur" demiştik. REFAHYOL gidip, ANASOL - D geldiğinde içimiz kıpır kıpır olmuş, nihayet bir şeylerin olacağı duygusunu kapılmıştık. Hele arkasından 8 yıllık kesintisiz eğitim yasası çıkınca, "İşte bu kez oldu. Türkiye'yi karanlıktan, aydınlığa taşıyacak meşalenin eğitim olduğu sonunda kabul gördü" diye içimiz umutla dolmuştu.
Bakanlık koltuğunda, yıllarca irticaya pirim veren merkez sağ politikacılar yerine, 25 yıl aradan sonra sosyal demokrat bir isim görünce, eğitim üzerinde oynanan çirkin politikaların sona ereceğini sanmıştık. Bakanımızın suskunluğu 3, 5 ay sürse de, eninde sonunda konuşacağını ummuş, esen rüzgara göre yön değiştiren ve eğitim sistemimizi bugünkü zavallı durumununa düşüren kaşarlanmış bürokratlardan hesap sorulacağını sanmıştık. Dahası, partizanlığa, kayırmacılığa, iltimasa, yobazlığa son verilip, liyakatın, başarının, çağdaşlığın egemen olacağını beklemiştik...
Öğrencilere, önce çocuk, genç, daha da önemlisi, insan olarak yaklaşılacağını bekleyip durduk.
Bilgi Çağı'na bir adım daha yaklaşırken cehaletin yerini, aklın, bilimin, sağduyunun alacağını düşünmüştük...
Peki ne oldu? Ne umduk, ne bulduk? Umutlarımız, bir önceki yıla göre ne durumda? Gelin isterseniz, umutları, hayalleri, beklentileri bir kenara bırakıp bir yıl boyunca neler olduğuna bir göz atalım:
Eğitimde yılın olayı hiç kuşkusuz, 8 Yıllık Kesintisiz Eğitim Yasasa'nın RP ve DYP'nin tüm engellemelerine rağmen TBMM'den geçmesiydi. Ama arkası gelmedi. Son yıllarda hemen hemen hiçbir konuda yakalanmayan birlik ve beraberlik, maalesef bir mirasyedi hovardalığında harcandı.
Bakan Uluğbay, DSP'li miydi, yoksa MHP'li mi pek anlayamadık. Bütün yaşamı bürokrat olarak geçmişti ve işin kötüsü o hala kendini bürokrat sanıyordu. 97'de bakanlık koltuğunu ne Mehmet Sağlam doldurabildi, ne de Uluğbay. Yeni yılda yeni bir bakan görürsek hiç şaşırmayız...
97'de MEB gibi iflas eden diğer iki kurum da ÖSYM ve YÖK'tü. Eğer mahkemeler yanlışlarını düzeltmeseydi, yüz binlerce öğrenciyi mağdur etmiş olacaklardı. KKTC uyruklu öğrencilere tanınan avantajlar konusunda ise tam anlamıyla sınıfta kaldılar.
1997, aynı zamanda özel üniversite furyasının yaşandığı bir yıl oldu. Bakkal açar gibi üniversiteler açıldı. 292 puanla tıbba öğrenci alındı. "Denize nazır, diploma hazır" dönemi yeniden geldi.
Anadolu liseleri, kolejler ve fen liselerine nasıl öğrenci alınacağı ise hala belli değil...
Umarız, 98 çok daha üretken geçer.

Yazara EmailA.Guclu@milliyet.com.tr