Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Dışarıdan bakıl- dığında, Milliyet için Abdi İpekçi’nin önemi çok büyük.
Bizden önceki bazı çalışanlar için de, müritleri için vazgeçilmez bir şeyh gibi!
O dönemden neredeyse hiç kimse kalmadı.
Başkalarını bilmem ama anlatılan İpekçi ile 35 yıldır çalıştığım Milliyet’i, ta en başından beri hiç örtüştüremedim.
Sorun bende mi yoksa anlatılanlar mı çok abartılı içinden çıkamadım.
Örneğin Atatürk denildiğinde, her sözünün, her yaptığının, bir karşılığı var.
Demokrasi demiş meclisi kurmuş, eğitim demiş ülkeyi okullarla donatmış, laiklik demiş hilafeti kaldırmış, müzik demiş konservatuvar açmış, sanayi demiş fabrikalar kurmuş. Anlayacağınız, ne söylediyse yapmış, kurumsallaştırmış, miras bırakmış...
Peki ya, İpekçi’den bize ne kaldı?
Çok iyi biri olduğu kesin!
Ayrıca çok objektif ve güvenilir bir gazeteciymiş.
Tanıyanların ortak görüşü bu yönde?
Peki ya yöneticiliği?
Her şeyi öylesine kendine bağlamış ki, kurumsallık adına neredeyse hiçbir şey yapmamış.
Zamansız ölümü nedeniyle, o gün bugündür de, nasıl başlandıysa öyle gidiyor.
O bir Basın Şehidimiz, dönemin efsane gazetecisi ve Milliyet’in unutulmazlarından.
Bundan sonraki ölüm yıldönümlerinde, inşallah, kendisi bir tabu olmaktan çıkartılır, farklı yönleriyle de ele alınır, yaptıkları kadar yapmadıkları ve yapamadıklarıyla da konuşulur.
Eminim ki o da öyle isterdi!..
Şubat ataması?
Şubatta arada bir atama yapılırdı. Sonra bir karar alındı, öğretmen atamaları bundan böyle sadece şubatta yapılacak denildi. Ama uzun sürmedi, yaz aylarında ve seçim öncelerinde de atamalar yapılmaya başlandı.
Şubat ataması konusunda ise ciddi beklentiler yaratıldı. Yüz binlerce aday ve aileleri dört gözle bekler oldu. Ve işte o şubat ayı geldi!
MEB mi, Maliye Bakanlığı mı yoksa Çalışma Bakanlığı veya başka birileri mi olur bilemeyiz ama artık birileri bu konuda ne olur bir açıklama yapsın.
Yapsın ki yüz binlerin umutsuzluğu, kırgınlığa, kızgınlığa dönüşmesin...
Atama yapılacaksa takvim açıklansın.
Olmayacaksa da gerekçeleri ve ne zaman yapılacağı söylensin.
Bu o kadar zor mu?..
Vatandaş olarak soruyorlar:
Hani her şey bizim içindi?..
Sınıfta kalan kim?
Atanamayan öğretmenlere, başka işlere yönelmelerini öneren MEB, şimdi de alan sınavı ortalamalarını kamuoyuyla paylaşarak, adeta “Bakın işte bunlardan bir şey olmaz” mesajını vermeye çalışıyor.
Hiç hoş değil!..
Çünkü öğretmeni yıpranan bir eğitimden hayır gelmez.
İçlerinde donanımsız olanlar varsa da bunun hesabını YÖK’e ve üniversitelere soracak makam MEB’den başkası değil.
Çünkü TBMM’de onları kendileri değil, MEB savunuyor.
O üniversitelerin açılması için kanun teklifi veren de yine MEB’in ta kendisi.
Aklınca, bu öğretmenlerle bu kadar deyip, eğitimdeki başarısızlığın faturasını onlara mı çıkartmaya çalışıyorlar, anlamak mümkün değil.
Kaldı ki açıklanan ortalama, atanmayan öğretmenlerin ortalaması, atananlarınki bu ortalamaların çok üzerinde.
MEB keşke bir de mülakatla ve sözleşmeyle atanan öğretmenlerin ortalamalarını açıklasa da kaliteye verdiği önemi görsek!
Özetin özeti: En iyi öğretmen kim? KPSS’de en yüksek puan alan mı, sınavlara yarış atı yetiştiren mi, yoksa onları kendi çocuğu gibi kucaklayıp önce sevmeyi, saygı duymayı öğreten ve hayata hazırlayan mı?..