Akademik kariyer yapanlara eziyetin bin türlüsünün çektirildiğini daha önceki yazılarımızda sık sık dile getirdik. Görünen o ki bu tartışma hiç bitmeyecek.
Kariyer basamaklarını tırmanan asistan ve yardımcı doçentler gibi, jüri üyeliği yapan profesörlere de bir dokun bin ah işit.
Onlar da genç akademisyenlerin donanımsızlığından şikâyetçiler.
Asıl üzücü olan ise üniversitelerimizin yaşadığı itibar erozyonu ve akademisyenlerin maruz kaldığı mahalle baskısı...
Gelen tüm maillerin dibinde şu ifade yer alıyor:
Affınıza sığınarak ismimi yazmıyorum. Beni anlayışla karşılayacağınıza inanıyorum...
Özgür ve özerk üniversite böyle mi olmalı?
En haklı oldukları konularda bile isimlerini yazmaktan tedirgin olan hocalarımız mı soran, sorgulayan, konuşan özgür gençler yetiştirecek?..
Tıpkı milletvekilleri gibi hocaların da akademik konularda kürsü dokunulmazlığı olmalıdır!..

Kalite dibe vurdu!
“Elektrik mühendisliği alanında, doçentlik jürilerine 10 senedir giriyorum. Bilginiz olması için söylüyorum. En fazla karşılaşılan ve en üzücü olan durum, adayların kendi alanlarında yeterli yayın yapmış olmalarına rağmen, kendi konuları diyebileceğimiz alanlardaki en temel bilgileri dahi bilmemeleridir.
İnanın jürilere ayaklarım ters yönde gidiyorum. Bir öğretim üyesi adayının, kendi konusunda verdiği dersin, en temel kavramını bilememesi jüri üyeleri üzerinde çok kötü etki yaratıyor.
Ne soracağınızı, ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Böyle cevaplar veren bir adayın, bırakın doçent olmayı, üniversiteden bile mezun edilmemesi lazım. Zaten sorun da burada.
Genel olarak kalitesiz üniversitelerden gelen adaylar, iyi bir temel eğitim almadan yurt içinde veya dışında bir şekilde doktora yaptıktan sonra, citatin index’e giren dergilerin uygun olanlarında çok hızlı bir şekilde yayınlar yapıp (artık yayın yapmanın da bir yöntemi var. Uygun dergi seçilirse, bazen para vererek de kolay yayın yapmak mümkün) jürinin önüne çıkıyor. Jürilerin yapabileceği tek şey, temel konularda adayın yeterliliğini sorgulamak.
Asıl sorun, Türkiye genelinde, üniversitelerde, başta matematik dersleri olmak üzere temel derslerin çok kötü bir şekilde verilmesi. Bu sorun gittikçe büyüyor. Çünkü jürilere giren kaliteli öğretim üyesi oranı gittikçe düşüyor. Az gelişmiş üniversiteden gelen arkadaşlar, doğru dürüst soru bile soramıyor ve ortalık abuk sabuk doçent ve prof’la doldu. Dersleri bunlar veriyor. Jürilerde de bu arkadaşlar çoğunlukta.
Jürilere girerken aday için dua ediyorum. Ne olur, temel konulardaki en basit sorulara utandırıcı cevaplar vermesin diye...”

Prof saltanatı var!
“Siz katılmayabilirsiniz ama zirve ve zirveye yakın doçent ve profesörlerin, kendi rekabet ortamlarında, diğerlerini daha iyi bastırması ve öne geçtiklerinde, saltanatlarının devamı için böyle bir çaba içerisinde olduklarına inanıyorum.
Meslek camiasında, kaymak tabakasının saltanat ağı içinde çok büyük güçleri var. Dergilerin editörleri ve hakem kurulları onların elinde. Yani bir yardımcı doçentin makalelerinin yayımlanmasını bile rahatlıkla önlerler. Makaleleri yayımlanmadan bekletilir, hakemlere ulaşılır, olumlu rapor veren hakemlerin raporları değiştirilir. Sonuçta yayın yapamayan, daha doğrusu, yaptırılmayan yardımcı doçent mesleki açıdan yetersiz gösterilerek süründürülür.
Asistan ve yardımcı doçentler, üniversite içinde haklarını arayamıyor mu diye sorabilirsiniz. Mevcut şartlarda bu imkânsızdır. Çoğu profesör olan bu akademisyenlerin olağanüstü bir gücü ve tahakkümü altındayız...” 

‘Psikolojimiz bozuldu’
“Köln Üniversitesi’nde doktora yaptım. Ayrıca aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak çalıştım.
Çalışmam da dünyada bir ilk. Uluslararası iki kitabım ve birçok makalem var. ÜDS’den 92.5 aldım.
2009’da doçentlik yayın aşamasından geçtim.
Ancak 2009’dan bu yana 6-7 kez sözlü sınavına girdim. İnanın tam rezillik ve insanların (jürilerin) egolarını tatmin etmek için yapılan bir eğlence. 
Almanya’ya geri dönme hazırlığı içerisindeyim. Çünkü Almanya’da benim dönemimde öğrenci olan arkadaşlar çoktan doçent/prof oldu. Ben kendi ülkemde olamadım.
Ailece psikolojimiz bozuldu. Maddi zararlarımızı saymak bile istemiyorum...”
Özetin özeti: Üniversitelerde hiyerarşik saygıyı ve etik değerleri oturtmadan, eğitim ve bilimi öne çıkarmak sanki çok kolay olmayacak...

Etiketler