Artık hiç kimse uyarmadı demesin

Dün bir kez daha yüreğimiz ağzımıza geldi. Korkudan sokağa fırladık. Pencereden, balkondan atlayan da çok olmuş. Sevindirici olan, can kaybının olmaması. Ama bu şiddeti büyük, acısı küçük depremin, hepimiz için çok önemli bir uyarı olduğunu sakın unutmayalım!..
Ülkemizin önemli bir bölümünün deprem açısından riskli bölge olduğu bir kez daha görüldü. Ama çok büyük acılar yaşayan kentlerde ve büyük deprem bekleyen İstanbul’da etkisi daha da sarsıcıydı.
Sahi söz depremden açılmışken İstanbul’da dünden bugüne değişen ne oldu?
Büyük bir çoğunluğu da devlete ait olan 7 milyon çürük binamız var. Kentsel dönüşümle hızla yenileniyorlar. Ama sanki çok daha fazlası gerekiyor!..
Bir süre önce Afet Yönetim Uzmanı Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nu Genç Bakış’a konuk etmiştik. Çarpıcı tespit ve önerileri olmuştu. Peki, ne kadar dikkate alındı?
İşte o tespitlerden bazıları:

İstanbul depremi?
* İstanbul’da bir deprem olursa bunun yönetilmesi mümkün değil. Ne yaralı toplama noktası, ne ulaşım, ne barınma. Çok şeyler yapıldı ama problemi çözecek boyutta değil.
* Afet olduğu zaman genelde parklara, boş alanlara sığınırız. Japonlar bunu bildikleri için parkların içine, depremden etkilenmeyecek, yuvarlak su tankerleri koyuyorlar. Hatta parkları depremde yemek pişirmeye hazır şekilde ve fosseptik çukurları hazır şekilde yapıyorlar.
* Uzay üssü gibi bir afet yönetim merkezi kurduk İstanbul’da ve burada çalışanlar İstanbul’un çok farklı yerlerinde oturuyor. Çoğunun evi sağlam değil. Afet olduğu zaman bu insanların toplanıp, buraya gelip, bu merkezi çalıştırmaları mümkün değil. Japonlar afet merkezi yaptıkları zaman, yürüme mesafesiyle 30 dakikayı aşmayacak bir yere bu merkezin lojmanını yapıyorlar.
* İstanbul’daki İGDAŞ’ın doğalgaz hatları Tokyo’daki teknolojiyle yapıldığı için güvenli ama binalardaki tesisatlarda var olan gaz önemli.

Afet planımız var mı?
* Yatağımızın yanında bir gardırop var. 14 yıldır kaç kişi o dolabı sabitledi ya da yatağın yerini değiştirdi. Bunu da gelip belediye, valilik yapmayacak!
* Kesinlikle bir Aile Afet Planı olması gerek. Nasıl haberleşeceğiz, nasıl bir araya geleceğiz, bunu afet öncesi konuşmuş olmamız lazım. Her deprem 17 Ağustos gibi gece olmuyor.
* Küçük çocukların çantalarında aile afet planı ve afet acil durum kartı olmalı. Çünkü deprem gibi durumlarda insan şok geçiriyor. Adınızı bile hatırlayamayabilirsiniz.
* Deprem olduğu zaman önce p dalgası var, alttan küt diye vurur. Sonra s dalgası vardır ve bizi sallamaya başlar. Bunların arasındaki zaman fayın uzunluğuna bağlı. Fay yakınsa çok kısa. Mesela İstanbul’da 8 saniye. Bizim deprem başladığı zaman ilk 3 saniye kendimizi korumamız gerekiyor.
* Depremde normal camlar şarapnel gibi patlar. O yüzden temperli ya da filmli cam kullanmak gerek.

Haberleşme yine çöktü!
* Afetlerde en iyi haberleşme SMS göndermek. Ve şehir dışında haberleşecek birini önceden belirlemeniz gerek. Ortak bir temas noktası olmalı. Telefon görüşmelerinizi de çok kısa yapmalısınız.
* Japonya’da depremde bütün GSM şebekeleri 171 diye tek bir numaraya dönüşür ve Japonlar kuyruğa girip ararlar. 1’e basıp kendi numaralarını yazar ve iyi oldukları mesajını bırakırlar. Onu merak eden ailesi de yine 171’i arayıp bu kez 2’ye basar, numarayı girer ve o kişinin bıraktığı mesajı dinlerler. Bu Türkiye’de hâlâ yok.
17 Ağustos’tan ders alındı, uydu telefonlar vs. haberleşmede çok yatırım yapıldı ama dün yine internet ve telefonda kesilmeler oldu!
Özetin özeti: Hemen her alanda güvenli yaşam kültürü oluşturmadığımız sürece, korkunun esiri olmaya devam edeceğiz...