Atatürk’ün Altan’a armağan ettiği saat

Eklenme Tarihi06.12.2015 - 2:30-Güncellenme Tarihi05.12.2015 - 23:45
Orhan Karaveli araştır- macı-yazar bir meslektaşımız, abimiz.
1930’da Ankara’da doğdu. Galatasaray Lisesi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Londra Politeknik Okulu’nda öğrenim gördü.
Yeni İstanbul, Milliyet, Vatan ve Cumhuriyet gazetelerinde yazdı. Çok sayıda kitabı var ve sonuncusu geçen hafta yayımlandı ve Atatürk’ü anlatıyor. Hem kendisiyle ilgili anıları hem de yakın çevresiyle ilgili anekdotları paylaşıyor. 
Araştırmacı ve gazeteci kimliği, kitabın bir solukta okunmasına olanak sağlıyor.
Çocukluk arkadaşı Altan’la ilgili çok çarpıcı bir anekdot var.
Altan, 6 yaşındayken Atatürk’ün huzuruna çıkıyor.
İşte o buluşma anı:
‘Atatürk bana ‘Büyüdüğün zaman ne olmak istersin’, diye sordu.
Aklıma, tayyareci olan amcam geldi:
‘Tayyareci olacağım’ dedim.
Kulağıma eğilerek şunları söyledi:
‘Çocuğum, tayyareci olma! Mühendis, hakim de olma! Sen ‘Büyük adam ol’! Söyle bakalım, olacak mısın?’
‘Olacağım!’
‘Aferin, çocuğum!’ O gece hep benimle ilgilendi. Bir aralık:
 
‘Dur’ dedi. ‘Sana bir hediye vereceğim.’
Annemin ‘kimseden bir şey alma’ diye sıkı sıkı tembih ettiği aklıma geldi:
’Teşekkür ederim. Bir şey istemem. Sonra annem darılır’ dedim.
Ben bunları söylerken elini gömlek cebine atıp çıkardığı bir saati kordonundan tutarak boynuma geçirmişti:
‘Büyüdüğün zaman kullanır, beni anımsarsın’ dedi.
Ayrılırken tekrar alnımdan öptü:
‘Bugünden sonra sen benim çocuğumsun! Verdiğin sözü unutma. Çalışıp çabalayacaksın ve büyük adam olacaksın ha!..’

Saat deyip geçmeyin
“İki buçuk milimetre kalınlığında, som platin bir saatti bu. Gene platinden yapılmış kordona takılı iki ucu mor yakutla kaplanmış platin bir kalemi de vardı. Bidar Hanım’ın anlattığına göre içindeki 19 adet pırlanta, saatin hassasiyetini garanti ediyordu. Saatin bir benzeri de yapılmayacaktı...”
Önce Galatasaray’ı, daha sonra da İstanbul Hukuk’u bitiren Altan ve ailesi için ondan daha değerli bir armağan söz konusu olmuyor.
Karaveli’nin o dönem Milliyet’te yayımlanan röportajı da bunu çok çarpıcı bir şekilde ortaya konuyor. Ömürleri boyunca en değerli hatıra olarak saklanacağı özellikle vurgulanıyor.
Ama sonrası biraz hüzünlü!
Niye mi, o muhteşem saatin hüzünlü öyküsünün son bölümünü kitaptan okuyalım:

Şimdi nerede?
Altan, 1950’li yıllarda, 20’li yaşlarında genç ve başarılı bir avukat olarak mesleğinde hızla yükselmeye başlamıştı.
Atatürkçü kişiliğiyle de isim yapıyordu ki amansız bir hastalık yakasına yapıştı. Daha sonra Galatasaray Lisesi Müdürlüğü’ne getirilecek olan babası Muhittin Sandıkçıoğlu ve annesi, aziz dostum, o duygu dolu Bidar Hanım, çocuklarını kaybetmemek için neleri varsa elden çıkardılar, harcadılar. Ama yetmedi! Sonunda sıra ne yazık ki yüce Atatürk’ün armağanına gelmişti.
Ailenin, en anlamlı ve değerli servetine!
Altan’a belli etmeden bu son varlıklarını Yapı Kredi Bankası’na rehin koyarak bir miktar borç para aldılar.
Ne var ki bununla da ne Altan ölümün pençesinden kurtulabildi ne de Atatürk’ün yadigârı, alınan para bankaya geri ödenip de kurtarılabildi.
Yıllar akıp giderken Bidar Hanım eşini de yitirdi.
Kiracısı olduğu Moda’daki küçük dairesinde yaşlılık ve hastalıklarla boğuşuyordu.
Bir gün bana Altan’ın son arzusunu anımsatarak “bir şeylerin gene de yapılıp yapılamayacağını” sordu.
Bu sözler yalnız arkadaşım Altan’ın değil, talihsiz bir annenin son arzusu olarak da yankılandı benliğimde.
Yapı Kredi Bankası’nın, okurum olduğunu da bildiğim, Koç Ailesi’nin belki de en zarif ve en yetkili bir üyesine ulaştım.
Anlatmaya çalıştım ki “Galatasaray şubelerindeki bir karanlık kasada tutulan bu Atatürk yadigârı, gerçek sahibinin vasiyeti uyarınca Anıtkabir’deki Atatürk Müzesi’ne elbette bankanın uygun göreceği koşullarla- devredilirse gün ışığına çıkarılmış olurdu.
Her gün yüzlerce, binlerce ziyaretçi çocuk onu görür; böylece yüce Önderlerinin çocuklara verdiği önemin somut bir kanıtıyla tanışmış olurdu...
Ne yazık ki şimdilik- bu fırsatı kaçırdılar ve olumsuz kararlarını bir mektupla bana bildirdiler.
Belki bir gün bu konuyu yeniden gündemlerine alırlar ve doğru olanı gecikerek de olsa yaparlar!
Koç Ailesi’nin Atatürk’e ve emanetlerine olan saygısını en yakından bilenlerdeniz. Eminiz ki en kısa zamanda, en doğru olanı yapacaklardır!.. (Atatürk, Babam ve Ben, Doğan Egmont, İstanbul, 2015)
Özetin özeti: Hayat bu kadar da acımasız olmak zorunda mı!..