Bize yeni mucitler gerek!

Eklenme Tarihi29.01.2018 - 22:48-Güncellenme Tarihi29.01.2018 - 22:48

Çağımızın en değerli hazinesi nedir sorusuna, hem bireysel hem de ülkesel açıdan baktığımızda, karşımıza kesinlikle ve kesinlikle yaratıcılık çıkıyor. Yani icat çıkıyor. Neden mi?

Çünkü yaratıcılığın olmadığı yerde, yüksek katma değerli ürünlere sahip olmak mümkün değil.

Örneğin, bizim ürettiğimiz ürünlerin ortalama kilogram değeri 10 TL ise başkalarının yüksek teknolojiyle üretmiş olduğu ürünlerin değeri 100 ya da 1000 TL olabiliyor.

Dünyanın en ileri ülkelerine baktığınızda, arkalarında mutlaka bilim, inovasyon ve üretim vardır!

Peki biz, yaratıcılığı köreltmenin ötesinde ne yapıyoruz?

Yaratıcılığın doruğunda olan öğrencilerimizi, otur oturduğun yerde, yeni icat çıkarma diye susturuyor, çocuklarımızın genelini de 4-5 seçenekli testlere mahkûm ederek, adeta köreltiyoruz.

Yaratıcılığın olmadığı yerde, ne sanayi ve ticaret gelişir ne de sanat, siyaset ve eğitim.

Tıkanıp kalırız. Tıpkı şu an olduğu gibi...

Nasıl köreltiyoruz?

Çocuklarımızı sınav belasından kurtaralım diye ortaokul ve liselere geçiş sistemini değiştirdik ama yerine doğru düzgün bir sistem koyamadık, koyamıyoruz.

Yeni diye getirilen sistemlerin öncekilerden hiçbir farkı yok.

Açık uçlu soru hayali ise başlamadan bitti!

Öğretmen yetiştirme ve atama sistemini hâlâ yerli yerine oturtamadık.

Atama bekleyen yüz binlerce öğretmenin eğitimine, donanımına, öğretmenlik sevdasına bakmadan KPSS kölesi haline getirerek, her şeyden soğuttuk, pedagojik yönlerini ve heyecanlarını körelttik!

Müfredat programlarını günümüzün ilerisine taşıyamadık.

Köklü reformlar yerine, müfredatı yamalı bohçaya dönüştürdük.

Soran, sorgulayan, öğrenen, üreten nesiller yerine diplomalı cahiller yetiştirdik.

Çocuk- larımızın yaratıcılıklarını geliştirmek yerine, başkalarının ürettiklerini kullanmaya özendirdik ve onların bağımlısı haline getirdik.

Tıpkı ebeveynlerini dizikolik yaptığımız gibi!

Çaresi ne?

Böyle gelmiş, böyle gider diyenimiz çok olacaktır. Ama istersek, tüketen toplumdan üreten topluma, bulduğuyla yetinenden çok iyisini hak ettiğine inanan ve bunun için çaba gösteren bir topluma dönüşebiliriz.

Bunun yolu da sadece ve sadece eğitimden geçiyor.

Anaokulundan itibaren öğrenmeyi, merak etmeyi, farklı düşünmeyi, üretmeyi öğretmezsek, ilerleyen yaşlarda bunu onlardan istemek, yeni hayal kırıklıkları yaşamanın ötesinde, hiçbir işe yaramaz.

Üniversitelerimizi diplomalı işsizler mezun eden merkez olmaktan çıkartıp, bilim üreten kurumlar haline getiremedik ve maalesef bu konuda en ufak bir çabamız da yok.

Atılan adımlar hem cılız hem de sahipsiz.

Teknoparklar ise çok pahalı cihazların kullanılmadan eskidiği teknolojik çöplüklere dönmek üzere!

Eğitimde reform gerçekleştirmeden, bilimde ve teknolojide bir inovasyon gerçekleştirmemiz mümkün değil.

Bunun için ciddi bir irade, doğru bir yol haritası ve bu işi sahiplenen kişi ve kurumlar lazım.

Zaten asıl sorun da burada, eğitim, bilim, teknoloji ve üretim, arada bir hatırlanan kavramlar değil, yaşam biçimi olmalı!

Özetin özeti: Gelecek için yeni hem de çok yeni icatlara ihtiyacımız var! Yoksa icatsız kalkınma olmaz!