Böyle olacağı baştan belliydi

Eğitimde öyle ani kararlar alınıyor ki, hızına yetişmek mümkün değil.
Milli Eğitim Bakan Ömer Dinçer, belki de bu yüzden, en tartışmalı bakanlardan birisi haline geldi...
4+4+4 gibi oldu bittiye getirilen kararlardan birisi de serbest kıyafet.
Hiç tartışılmadan yönetmelik değişikliğine gidildi. Gelecek yıl dendi, hemen başlandı.
Devlet okulları için istiyor musunuz, istemiyor musunuz diye bir alternatif sunulmadı. Çünkü Devlet Baba her şeyi bilir ve her şeyi yapma özgürlüğüne sahiptir kuralı işletildi.
Ama aynı “dayatma“ özel okullar için işletilmedi ve onlar bu durumu, veli ve öğrencilerine sordu. Sonuç: Köklü özel okulların neredeyse hiçbiri serbest kıyafet uygulamasını istemedi. Formayla eğitime devam dediler.
Dünyanın en iyi kolejlerinde de durum farklı değil.
Peki şimdi formaya devam kararı alan okullardaki velilerin parası mı yoktu, çocuklarının daha özgür olmalarına karşılar mıydı?
Daha da önemlisi, pedagojik olarak hangisinin daha doğru, hangisinin daha yanlış olduğunun farkında değiller miydi?..
Görünen o ki bu konu daha uzun süre tartışılacak...
Ama bunun böyle olacağını, kararın açıklandığı ilk gün söylemiştik. Çünkü eğitim bir disiplin işi. Ve bu da, bazen önlükle, bazen formayla, bazen de armayla oluyor. Zaten başka türlü markalaşamazsınız...
Şimdi bir genelge daha çıkartıp, onlar da zorunlu serbest kıyafet kapsamına alınırsa hiç şaşırmayın. Ne de olsa demokratik bir ülkeyiz ve oyunbozanları sevmeyiz!..

4+4+4=133
Dünkü gazetelerin manşetlerinde ve haber bültenlerinde Şanlıurfa Siverek’in Çıkırık Köyü İlköğretim Okulu birinci sınıf öğrencilerinin halini görmüşsünüzdür.
Bir sınıfta tam 133 öğrenci ders yapmaya çalışıyor. Bir sıraya bırakın iki, üçü, beş kişi oturmaya çalışıyor. Şimdi böylesi bir sınıfta kıyafet serbest olsa ne olacak, olmasa ne olacak!
Tek öğretmen, birbirinden yer ve rol kapmaya çalışan öğrenciler ve pırıl pırıl parıldayan gözler.
O çocuklar, çok daha iyi olanaklarda eğitim görseler, kim bilir nerelere gelirler. Ama onların içinden üçü, beşi belki biraz da şanslarının yardımıyla standartları zorlayabilir ama ya diğerleri?..
İyi eğitim ve iyi bir gelecek herkesin hakkı. Ama böylesi bir ortamda, bırakın iyi bir geleceği, sağlıklı bir fiziki gelişim bile mümkün değil.
Peki sizce MEB bu fotoğrafları gördüğünde ne yaptı?

Yüreği mi sızladı?
Hangi birine sızlasın, benzeri koşullarda yüzlerce, hatta binlerce okul var.
Ama o koşulları iyileştirme yerine, anında, iki müfettiş gönderip, niye bu fotoğrafları çektirdiniz diye soruşturma başlatırsa hiç şaşırtıcı olmaz.

İşte bu yüzden!..
Lise ya da üniversite hocalarından sık sık şu yakınmayı duyarız: İlköğretimi ya da liseyi bitirmişler ama hala Türkçe konuşamıyorlar, en basit matematik işlemlerini bile bilmiyorlar...

Peki kabahat kimde?
133 kişilik sınıflarda tek öğretmenle, birbirinin üzerine çıkarcasına ders yapmaya çalışan öğrencilerde mi, yoksa üç çocuk yetmez beş çocuk yapın diyenlerde mi?..
Daha da önemlisi eğitimde çağ atladık diye hava atıp, eğitimi kıyafet serbestliğine indirgeyenlerde mi?..
Eğitimin hali şimdi böyle de, dün daha mı farklıydı?
Kesinlikle hayır.
Hatta daha da kötüydü.
Yatırımlar arttı, kaynaklar çoğaldı ama bu hızlı nüfus artışına yetmiyor.

Peki ne yapmak gerekiyor?
Her şeyden önce, eğitimi sadece devlet meselesi olarak görmemek gerekiyor. Taşın altına hepimizin el koyması şart.
Her şeye para bulan veliler iş eğitime gelince, devlet yapsın, devlet okutsun diyor.
Ama sonuçta mağdur olan kendi çocuklarından başkası değil.

Yeni yapılanma şart!
İlköğretimdeki öğrenci sayımız bile Yunanistan’ın nüfusundan fazla. Toplam öğrenci sayımız 7-8 Avrupa ülkesini geride bırakır. İşte böylesi bir ortamda, eğitimde yeni bir yapılanmaya gitmek şart.
Devlet tek başına bu yükün altından kalkamıyor, belediyeler ve özel idareler de parayla oynuyor. En azından okul yapımını onlar üstlenebilir. Bazen bakanlar döneminde olduğu gibi yine okul yaptırma kampanyaları düzenlenebilir. Yoksa, ileride 150 kişilik sınıflara hazır olalım.
Özetin özeti: Ya o çocuklardan birisi sizin çocuğunuz olsaydı?..