Burs vermek, öğretmene sahip çıkmak hayırların en büyüğü!

Üniversitelerde kayıtlar başlamak üzere ve on binlerce öğrenci, hayalini kurduğu üniversiteyi kazandığına sevinemiyor. Çünkü ekonomik şartlar umduklarının çok ötesinde. Liselerde de durum farklı değil. Gidecek lise bulamayan aileler, kolejler konusunda kıvranıp duruyorlar...

Bir yanda paralı öğrenci arayan okullar, öte yanda mali gücü, özellere ya da uzaktaki kentlere gidecek kadar iyi olmayan öğrenciler!..

Bu paradoksu çözmek zorundayız.

Bu da kontenjanları boş bırakarak değil, her koşulda doldurarak mümkün.

Bunun yolu da daha çok burs vermekten ve tıkanan sistemleri açmaktan geçiyor.

Eğer bu konuya birileri kafa yormuyorsa, kendimiz yormalıyız.

Ve eğer birileri bizim geleceğimizle ilgilenmiyorsa, kendimiz ilgilenmeliyiz...

Boş kontenjan kalmasın

Para her zaman kazanılır ama eğitim her yaşta mümkün değil.

Bu yüzden her şeyi erteleyin ama eğitimi sakın ertelemeyin, ötelemeyin, bugün olmazsa yarın olur demeyin.

Şu günlerde burs verenlerin sayısı çok daha fazla artmalı. Yoksa, üniversiteyi kazandığı halde, cebinde parası olmadığı için on binlerce öğrenci, gidip kaydını yaptıramayacak. On binlerce öğrenci de gidecek lise bulamadığı için açık liseye razı olacak, hayattan kopacak.

Bu konuda hayırseverler kadar, üniversite ve kolej sahipleri de kesenin ağzını açmalıdır.

Kontenjanların boş kalmasının hiç kimseye faydası yok!..

Vakıf üniversiteleri ve kolejler gibi devlet üniversiteleri ve devlet liseleri de boş kontenjanlarının dolması için çaba harcamalıdır.

Boş kalan her kontenjan, ister devlette olsun, isterse özelde, milli servetin heba olması anlamına gelir.

Hemen her kurum ya da hayırsever, devlet burslarının yanı sıra kendilerine özgü burslar vererek, öğrenci aidiyetini güçlendirebilirler...

Bir gencin hayatını kurtarmak, dünyaya yön vermektir. Gün gelir, o genç tarihin akışını değiştirebilir...

Nasıl bu hale getirdik?

Öğretmen lerimiz perişan, hem de çok perişanlar. Özellikle de atama bekleyen öğretmen lerimiz!

Sözleşmeli, ücretli ve özel okullarda üç kuruş paraya çalıştırılan öğretmenlerimizin durumu da onlardan farklı değil.

Güya bayram, ama onların evlerinde matem havası var.

Üzgünler, kırgınlar ve en önemlisi de sahipsizler!..

Bayram boyunca, sosyal medyadan her zamankinden daha fazla mesaj geldi. Çoğu da öğretmenlerimizden.

Her birinin hikâyesi ayrı ama hemen hepsi de derin hayal kırıklığı noktasında buluşuyorlar.

Eğitim fakültesine girdiklerinde, hele ki mezun olduklarında, ne hayaller kurmuşlardı. “Ülkemin dört bir yanı benim vatanım” diye görev aşkıyla yanıp tutuşmuşlardı.

Sonra karşılarına KPSS belası çıktı. Yıllarca çalışıp, o engeli de aştılar. Tamam, artık bu kez oldu dediler ama bu defa da engellerin en belalısıyla yani mülakat ile karşı karşıya kaldılar...

Umutları da tükendi, enerjileri, paraları, kredileri ve yaşam sevinçleri de.

Çoğu evlerine, hatta odalarına kapanmış durumda.

Ne kimseyle görüşüyorlar ne de kırk kez çaldıkları kapıları bir kez daha çalmak için yeni bahaneler arıyorlar.

Tükenmişlik sendromu bu olsa gerek ama yılmak yok!..

Gençlerimiz iktidarıyla, muhalefetiyle, siyasetin ne kadar umurunda, çok merak ediyorum.

Genel söylemlerin dışına çıkıp, ne zaman ciddi bir proje hazırlayacaklar?

Şimdi değilse, ne zaman?..

Peki, öğretmenler böyle de diğer meslek mensupları farklı mı?

Birkaç meslek dışında neredeyse tümü aynı kaygıları yaşıyor...

Ne olur, artık gençlerimize sahip çıkalım.

Üniversiteleri yeniden yapılandıralım, doğru insan gücü planlaması yapalım...

Gençlerin yüzünün gülmediği bir ülkede, gelecek için umutlanmak, deveye hendek atlatmaktan çok daha zor!..

Özetin özeti: Gidecek liman kalmadıktan sonra, gemisini yürüten kaptan olsa ne olacak ki!..