ÇİFTE BAYRAM

Üniversite yerleştirme sonuçları açıklandı. Kazanan çok ama açıkta kalan çok daha fazla.

Hayalini kurdukları üniversiteye, bölüme girenleri canı gönülden kutluyoruz. Çifte bayram yaşayacaklar. Çok emek harcadılar, karşılığını aldılar. Ne kadar gururlansalar, azdır...

Alt tercihlerine girenler ise hiç üzülmesinler. Yatay geçiş ve çift ana dal yaparak, çok daha avantajlı hale gelebilirler.

Açıkta kalanlara gelince, sabretsinler, sırada, daha ek yerleştirme var. On binlerce yeni şans doğabilir. Yine de olmazsa, umudunuzu hiç yitirmeyin. Çünkü çok daha iyi fırsatları yakalama şansı bulabilirsiniz..

YÖK verilerine göre doluluk oranları bir hayli yüksek ama adaylardan ne kadarı, kazandığı yerden memnun, işte o tartışmalı. Twitter üzerinde yaptığımız ankete göre kazandığı yerden memnun olanların oranı sadece yüzde 20 civarında...

Hayat bir maraton ve bu yarışta, hepimiz, bazen geride kalabiliriz bazen de öne çıkabiliriz. Bu herkes için geçerli. Yarışa en önde başlayıp, en önde bitirenlerin sayısı çok yüksek değil ve önemli olan yarışı tamamlamaktır...

Kazananlar, bugünden itibaren, artık üniversiteli.

Hayatınızın en keyifli ama bir o kadar da en zor dönemini yaşayacaksınız. Çünkü üzerinizdeki sorumluluklar artacak ve mezuniyet sonrası iş kaygısı, daha birinci sınıftan itibaren üzerinizde Demokles’in kılıcı gibi esmeye başlayacak...

Hiç geç kalmadan, tüm eksiklerinizi, bir an önce tamamlayıp, yeni öğretim yılını keyifle karşılayın. Nasıl başlarsa öyle gidiyor.

Açıkta kalanlar, kesinlikle üzülmemeli. Önümüzde ek yerleştirmeler var ve on binlerce adaya üniversite kapısı aralayacak.

Daha da olmazsa, en iyi şekilde hazırlanıp, gelecek yıl istediğiniz bölüme girebilirsiniz.

ÖSYM’yi kutluyoruz. Hiç uzatmadan açıkladı…

Boş kontenjanlar

YÖK ve ÖSYM, doluluk oranları, geçen yıllara göre arttı diye seviniyor.

Umarız, kayıt döneminde çok fire olmaz. Dahası, başvuruda bulunan her dört öğrenciden üçü açıkta kalacak. Mezunların yarıdan fazlası da işsiz kalacak! Çünkü sistem kırk yıldır kendini tekrar edip duruyor ve sınav sektörü dışında kazananı yok!

Akademik kalite yerlerde sürünüyor, kapıda 2.5 milyon aday varken kontenjanlar dolmuyor, istediği üniversiteye, istediği fakülteye girenlerin oranı yüzde 20’yi geçmiyor, kazananların üçte biri mezun olmadan ya üniversiteyi bırakıyor ya da alan değiştiriyor ve en acısı da işsizlik sıralamasının en tepesinde üniversite mezunları var!

Ortada vahim bir tablo var ve hiç kimse bu tabloyu sahiplenmiyor.

Ya sınav sistemi yanlış ya da eğitim sistemimizde ciddi sorunlar var.

Ama ne MEB ne de YÖK ve ÖSYM, bu konuda ağzını açmıyor!..

Tanımlanmış ve eğitimi yapılan meslek çeşitliliği, gelişmiş ülkelerde 15 bine kadar çıkarken, bizde bin bile değil!

Sanki milyonlarca işsiz üniversite mezunumuz yokmuş gibi aynı alanlara öğrenci almaya ve mezun etmeye devam ediyoruz!

Üniversite mezunlarını, KPSS gibi hiçbir ayırt ediciliği ve ölçme yeteneği olmayan bir sınavın köleleri haline getirip, sonra da dereceye girenleri bile, hiçbir derinliği olmayan mülakatla eliyoruz.

Ve bütün bu olup bitenler karşısında, adeta sabır küpü haline gelenler, en ufak bir serzenişte bulunduklarında, sistemi değil de onları eleştirmek ne kadar doğru?

Bir okurumuz, “Aman bayram keyfi kaçmasın, aman uykusu bölünmesin, aman çiş kaçırmasınlar, aman susamasınlar... Bir gazetecinin kamu yararına aldığı sorumluluk bu mu? Ulusal bir sınava bakış açısını, salt temel ihtiyaçlar, keyif-konformizm seviyesine mi indirgemek?” diyor.

Görünen o ki, MEB, YÖK ve ÖSYM gibi bu okurumuza göre de kabahatli olan, sistem değil, gerçekleri haykıran adaylar, aileleri ve bunları dile getiren bizleriz.

Daha iyi eğitim ve daha iyi bir gelecek için daha iyi bir sınav ve yerleştirme isteyenlerin tek derdi konformizmmiş!

Hayret ki, hayret!..

Sistemler, umut tacirliği, üzerine kurulmaz!

Sınav şampiyonalarının bile açıkta kaldığı, istediği yere giremediği sistemlerin daha akıllıca düzenlenmesini isteyenlere, mazeret üretmeyin, yanlış da olsa sistemi kabullenin demek, hiç doğru değil?..

Sistem neden değişmeli?

Eğitim sistemimiz, anaokulundan doktoraya kadar bir bütün olarak yeniden ele alınmalıdır. Çünkü şu anki sistemin iflas ettiğini herkes görüyor, dile getiriyor, değişmesi konusunda çaba gösteriyor.

Aynı iktidar döneminde MEB’in 7 kez, YÖK ve ÖSYM’nin de defalarca el değiştirmesi biraz da bu yüzden.

Peki, ne yapılması gerekir?

Önce ülkemizin hedeflerini ortaya koyacağız, sonra da insan gücü planlaması çerçevesinde, öğrencilerimizin ne kadarını akademik eğitime, ne kadarını mesleki eğitime, ne kadarını hangi sektörlere yönlendireceğiz, ona karar vereceğiz. Sonrası kendiliğinden gelecektir.

Bu o kadar zor mu? Kesinlikle hayır! Yeter ki isteyelim…

Özetin özeti: Böylesi günlerde, empatiyi, hep kazanamayanlar yönünde yapar ve onlar için bir şeyler yapmaya çalışırım. Çok zor bir dönem ama geçecektir. Çabuk toparlanırsanız, krizi fırsata dönüştürebilirsiniz...