Çocuk olmak şans mı, yoksa kölelik mi?

Türkiye İstatistik Kurumu, önceki gün, 2018 yılına ilişkin çocuk istatistiklerini açıkladı. Nüfusumuzun neredeyse üçte biri çocuk.
İçinizde keşke o yıllara geri dönebilsem diye çocukluk yıllarını özlemle yâd eden çoktur.
Peki, bugünün çocukları da 20-30 yıl sonra aynı özlemi duyabilecek mi?..
Birçok ülke için, özellikle de giderek yaşlanan Avrupalılar için genç bir nüfusa sahip olmak özenilecek bir durum...
Çocuk demek gelecek demek olduğu için hayatımızdaki yeri çok başka.
İçimizde en masum olanımız onlar ama sanki en fazla hırpalanan da yine onlar.
Tamam, bazı ailelerde televizyonun kumandası onlarda olduğu için, tatillerde onların istediği yere gidildiği için, yemekler onların ağız tadına göre yapıldığı için evin reisi onlar gibi gözükse de çocuk kölelerin en başında onlar geliyor. Çünkü zamanlarının yatma dışında kalan kısmı, ya okulda, ya dershanede ya da etüt merkezlerinde geçiyor. Günde yüzlerce test çözüyor, gece gündüz, yaz kış, hafta içi, hafta sonu demeden sınavlara hazırlanıyorlar.
Sokağı, güneşi, spor sahalarını, sinema salonlarını, lunaparkları görmeyen çocuk sayısı o kadar çok ki kahrolmamak elde değil.
Kölelik deyince hep o eski dönem köleleri geliyor, oysa çağdaş kölelikler ondan da beter!

Kabahatli kim?

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, Türkiye’nin toplam nüfusu geçen yıl sonu itibarıyla 82 milyon 3 bin 882, çocuk nüfusu da 22 milyon 920 bin 422 olarak kayıtlara geçti.
Hane halkı iş gücü araştırması sonuçlarına göre, 2017’de 15-17 yaş grubundaki çocukların iş gücüne katılma oranı yüzde 20.3 iken, bu oran 2018’de yüzde 21.1 olarak gerçekleşti.
İş gücüne katılma oranlarına cinsiyet bazında bakıldığında, 2017’de iş gücüne katılma oranı erkek çocuklarında yüzde 28.5 iken, aynı oran kız çocuklarında yüzde 11.8 olarak belirlendi.
Bu oran geçen yıl erkek çocuklarında yüzde 30, kız çocuklarında yüzde 11.8 oldu.
Şimdi bu noktada, insanın aklına şu soru geliyor:
Hani zorunlu eğitim 12 yıla çıkmıştı. 7 yaşında okula başlayan bir çocuk 18, 19 yaşına kadar okulda olması gerekirken, nasıl oluyor da çalışma hayatının içerisine giriyor?
Anayasal bir zorunluluk olan bu durum ayan beyan ortadayken, atölyelerin, tarlaların, sokakların, internet kafelerin ve bin bir çeşit iş yerinin çocuk işçilerle dolu olmasına kim, niye göz yumuyor?
Ha bu noktada, kabahatliyi sakın ola uzaklarda aramayın, A’dan Z’ye hepimiziz!

Okullaşma oranları

Milli Eğitim istatistiklerine göre ilkokul seviyesinde net okullaşma oranı 2017-2018 öğretim yılında yüzde 91.5 oldu. Net okullaşma oranı cinsiyet bazında karşılaştırıldığında, cinsiyetler arasında önemli bir farklılığın olmadığı görüldü.
Yaşam memnuniyeti araştırması sonuçlarına göre ise eğitim hizmetleriyle ilgili en fazla sorun masraflarda yaşandı. Devlet okullarında eğitim masraflarında sorun görenlerin oranı yüzde 44.2 iken, özel okullarda bu oran yüzde 60.4 oldu.
Eğitim hizmetleriyle ilgili geçen yıl en az sorunun okulların ısınma, temizlik gibi koşullarında yaşandığı görüldü.
Cumhuriyet tarihi boyunca, eğitimde çok büyük mesafeler kaydettik ama yukarıdaki tespitler çok çarpıcı:
İlkokulda bile yüzde 100 okullaşma oranı sağlayamadık. Devlet okullarında bile eğitim masrafları çok fazla. Hademe sistemini kaldırdık, o boşluğu dolduramadık...
Özetin özeti: Çocuklarımızı ne kadar yüceltirsek, geleceğe o kadar emin adımlarla ilerleriz!..