YÖK, üniversiteye girişi eline yüzüne bulaştırdı.

Görünen o ki doçentlik konusunda da olması gerekenden çok, kendilerinden isteneni yerine getirmeye çalışıyorlar.

Bu çerçevede, ilgili paydaşlara 7 soru yöneltti. Onlara geçmeden, mevcut duruma bir göz atalım:

Doçentlik sınavı, eser incelemesi ve sözlü sınav olmak üzere iki aşamalı gerçekleşiyor.

Başvuru koşullarını yerine getiren adayların her biri için Üniversitelerarası Kurul’ca (ÜAK) elektronik kurayla belirlenen jüri tarafından, önce eser incelemesi yapılıyor, ardından da sözlü sınavda başarılı olan adaylara doçent unvanı veriliyor. Doçentlik kadro atama süreci ise üniversite senatolarınca belirlenen ve YÖK’ün onayladığı kriterlere göre gerçekleşiyor.

İstismara açık!

YÖK’ün görüş istediği konular ve kafalara takılan sorular şöyle:

1) Mevcut sistemde ilk aşamada uygulanan doçentlik başvuru şartlarının aranmasına devam edilmesi, bununla birlikte merkezi yapılan sözlü sınav şartının kaldırılması.

(Bu durum, her türlü istismarı da beraberinde getireceği için kesinlikle uzun ömürlü olmaz.)

2) İlk aşamada uygulanan doçentlik başvuru şartlarını sağlayan ve buna ilişkin ÜAK tarafından verilecek belge sahibi adayların doçentliğe yükseltilerek atanması aşamasının üniversitelerce yürütülmesi.

(Köklü ve dış etkilere uzak üniversiteler bunu belki başarabilir ama ya diğerleri?)

3) Üniversitelerin ÜAK tarafından belirlenen asgari kriterleri üzerine ilave kriterler koyabilmesi veya bu kriterlerle yetinebilmesi.

(Her üniversitenin bunu yapabileceğine YÖK’ün önce kendisinin inanması gerekir.)

4) Doçentliğin akademik bir unvan mı yoksa profesörlük gibi bir kadro unvanı mı olması gerektiği konusunun değerlendirilmesi.

(Doçentlik unvan olmaktan çıkarılırsa, profesörlük de unvan olmaktan çıkmaz mı?)

5) Doçentliğin akademik bir unvan olarak değerlendirilmesi durumunda, unvanın alınması ve korunmasında ne tür kriterlerin aranmasının gerektiği.

(Mevcut durumda ne sıkıntı vardı da yeni arayışlara girildi? Kriterler azaltılmamalı, tam aksine artırılmalı ve evrensel değerler çerçevesinde olmalı.)

6) Mevcut sistemde olduğu gibi akademi dışından da doçentlik unvanının kazanılmasına devam edilmesi hususunun değerlendirilmesi, devam edilmesi durumunda bu unvanın hangi kriterlerle ve hangi kurum tarafından (ÜAK/Üniversiteler) verilmesinin uygun olacağı.

(Üniversite dışında doçentlik unvanı verilmesi ne kadar doğru, bu düşünülmeli! YÖK ve ÜAK bunun için kurulmadı mı?)

7) Bunların dışında doçentlik süreçlerine ilişkin değerlendirmeye alınmasını istediğiniz varsa başka konu veya öneri.

(Klasik taktik, YÖK, yapmak istediklerini, birilerini söyleterek, bakın işte böyle isteniyor diye “dayatma”ya zemin hazırlıyor.)

YÖK’ün kalite arayışı demek ki buraya kadarmış!

Akademik unvanlar, YÖK ve ÜAK denetimindeyken bile parayla hazırlatılan tez ve makalelerin önüne geçilemezken, üç cümle kuramadan yabancı dil yeterlilik belgeleri alınırken, iş üniversitelere bırakıldığında gerisini siz düşünün.

Özetin özeti: Madem öyle, alınan unvanlar, Batı’da olduğu gibi sadece alınan üniversitelerde geçerli olsun!

EtiketlerYÖK