Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

YÖK’ün dün kuruluş yıl dönümüydü.

12 Eylül sonrası kuruluş tartışmalarını hatırlıyorum.

Ne çok haber yapmıştık.

İTÜ Rektörü Kemal Kafalı ve bazı rektörler ısrarla yeni yapılanmaya karşı çıkıyor, Doğramacı ve Evren de üniversiteleri hizaya getirmeye çalışıyordu.

Bu tartışmaların üzerinden tam 37 yıl geçmiş.

Üniversite sayısı YÖK kurulmadan önce 19’du, sonra 27’ye yükseldi, şu anda ise 200’ün üzerinde!..

Kurucu Başkan Prof. Dr. İhsan Doğramacı’ydı.

Bugüne kadar onun kadar eleştirilen YÖK Başkanı hatta devlet adamı olmamıştır.

Haberin Devamı

Hoşgörülüydü. Kin gütmezdi ama bildiğini okumaktan da asla vazgeçmezdi.

Sonrasında sırasıyla Prof. Dr. Mehmet Sağlam, Prof. Dr. Kemal Gürüz, Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya ve Prof. Dr. Yekta Saraç o koltuğa oturdu.

İçlerinde üniversiteleri arka bahçe yapmaya çalışanlar da oldu, babasının çiftliği gibi yönetenler de. Siyasetin emrine girenler de vardı, siyasete direnenler de. Akademik hiçbir donanımı olmayanlar da geldi, tek referansı bilim olanlar da...

Geriye dönüp baktığımızda, bu koltuğu gerçek anlamda hak eden var mıydı? Evet demek çok zor.

Yekta Hoca içlerinde en çalışkan olanı.

Yeni YÖK” diyerek, YÖK’e ve yükseköğretime kurumsal bir kimlik kazandırmaya çalışıyor ama oyun alanı o kadar dar ki hayalini kurduğu sistemi hayata geçirmesi mümkün değil...

Yükseköğretimde Uluslararasılaşma Strateji Belgesi hazırlayarak, Yükseköğretim Kalite Kurulu, Yükseköğretimde İhtisaslaşma, YÖK Bursları, Bölgesel Kalkınma Odaklı Üniversiteler, Araştırma Üniversiteleri, Yurtdışı Doktora Araştırma Bursu, Temel Bilimler Programları Üstün Başarı Bursu, YÖK-Aselsan Doktora Programlarının (Aselsan akademi) ve YÖKDİL, YÖK Atlas, YÖK Akademik, Ulusal Tez Merkezi, e-Kayıt, YÖK Kariyer, YÖK mobil uygulamaları gibi dijital hizmetler başlatsa da YÖK elbisesi artık üniversitelerimize dar geliyor!

Sayısal anlamda kazanılan ivmeyi, akademik olarak desteklediğini söylemek ise abartı olur.

Ha bu arada 12 Eylül’ün tüm izleri silinecek vaatlerine rağmen, YÖK’ün, her iktidar döneminde daha da güçlenerek yoluna devam etmesi ise ayrı bir handikap!..

Haberin Devamı

Holding üniversiteler

Anayasamıza göre, vakıf üniversiteleri, güya, “kâr amacı gütmeyen kurumlar”. Ama her biri birer holding oldu. Öğrenciler de para ağacı!

Okul taksitini ödeyemeyen öğrencilerin bir bir kapı önüne konduğu bir dönemden geçiyoruz.

Dün bu konuda YÖK’e bazı önerilerde bulunmuştuk ama hâlâ çıt yok!

Yaşanan mağduriyetlerin ise ardı arkası kesilmiyor. İşte bir tanesi daha:

“Sayın Güçlü, vakıf üniversiteleriyle ilgili ödeme sorunu yazınızı okuyunca, anılarım canlandı. Oğlum X üniversitesi makine mühendisliği bölümünü kazandı. Ödeme yapıp kaydını yaptırdık.

2009’da, işlerim bozulup, ödeme yapamayınca, derslerini sistemden kapattılar. Defalarca görüşüp taksitlendirme istememe rağmen kabul etmediler. Eğitimi yarım kaldı.

Arkadaşlarına karşı düştüğü durumu anlatmama zaten gerek yok.

Çocuk sonuçta ülkeyi terk etti. Almanya’da okullar ücretsiz olduğu için ve tek kişilik odada, boş zamanlarında çalışarak, lisans diplomasını aldı. Bu yaz da mastır diplomasını alacak.

Haberin Devamı

Tanınan imkânlar sayesinde eğitimini tamamlayacak ve iş imkânları fazla olduğu için orada kalacak.

Kâr amacı gütmediği söylenen vakıf üniversiteleri, çocuğum gibi daha kaç gencin kalbini ve onurunu kırarak ülkesinden soğutmuştur.

Komik bir durum da vermedikleri dersler için bile çocuğuma icra işlemi yapmış olmaları. Gençlerin kazanılması için önerinizi çok yerinde buldum...”

Özetin özeti: Gençleri ülkemize karşı en çok soğutanlar, maalesef asıl görevleri onları ülkemize kazandırmak olan kurumlar!