Dünya Çiftçiler Günü’nde günü kutlayacak çiftçi yok!

Eklenme Tarihi14.05.2019 - 8:15-Güncellenme Tarihi14.05.2019 - 8:15

Çiftçilik de yok olan meslek arasına girmek üzere!

Tercihimizi beton yığınlarına dönüşen kentlerden yana kullanıp, sadece köyleri değil, tarımı, hayvancılığı, ziraatı ve en önemlisi de çiftçiliği terk ettik.

Sonuç: Soğanı, patatesi, mercimeği, samanı bile dışarıdan alır hale geldik!

Oysa değil ülkemizi, 10 ülkeyi daha besleyecek potansiyele sahibiz...

İçinde bulunduğu zor koşullara rağmen üretmeye, halkımızı beslemeye devam eden, toprağımıza sahip çıkan, alın teriyle ülkemize hizmet eden çiftçilerimiz, her geçen gün artan sorunlara rağmen ayakta kalma mücadelesi veriyorlar. Bu özel günlerini canı gönülden kutluyor, iyi ki varsınız diyoruz...

Ya onlar da bırakırsa!

Çiftçi sayımız her geçen gün azalıyor. Peki, ya mevcut çiftçilerimiz de pes ederse ne olacak?

Ekmek yoksa, pasta ye demek kolay da, ya onu alacak para da yoksa?..

Çiftçiliğin de eğitim kadar önemli olduğu günümüzde onlara verebileceğim en büyük destek, sorunlarına sahip çıkmak olacaktır. Ve şimdi söz onlarda:

- Son on beş yılda Belçika kadar tarım arazimiz boş kaldı. Var olan tarım alanlarının amaç dışı kullanımına yönelik girişimler ise hız kesmeden devam ediyor. Tarım arazilerinin, meraların, zeytinliklerin amaç dışı kullanımına yönelik istisnalara yer veren yasa teklifleri Meclis gündeminden eksik olmuyor.

- Çiftçinin tarım desteklerinden yararlanabilmesi için Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı olması gerekiyor. Ancak Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre ÇKS’ye kayıtlı çiftçi sayısı 2003’te 2.8 milyon iken, 2010’da 2.3 milyona ve 2017’de 2.1 milyona geriledi.

- 2006’da çıkan Tarım Kanunu ile tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak kaynağın milli gelirin yüzde 1’inden az olamayacağı hükmü getirilmiş olmasına rağmen ancak yarısı gerçekleşti.

- Yeterli tarımsal destek alamayan çiftçilerimiz bunun sonucu olarak banka kredilerine yönelmek durumunda kaldı. 2018’de tarıma sundukları kredinin yüzde 71’ini kamu bankaları, yüzde 19’unu yabancı bankalar, yüzde 10’unu yerli özel bankalar sağlamasına karşın, icra takibine düşen kredi miktarı kamu bankalarında yüzde 37, yabancı bankalarda yüzde 33 ve yerli özel bankalarda yüzde 30 oldu.

- Tarımsal üretimde kullanılan girdilerden mazotta neredeyse tamamen, tarım ilacı ve gübrede çok büyük oranda, özellikle sera tohumlarında önemli düzeyde yurt dışına bağımlı olunması nedeniyle, döviz fiyatındaki en ufak bir artış çiftçinin üretim maliyetini önemli ölçüde artırdı.

- Gübre fiyatlarındaki hızlı artış çiftçinin gübre kullanımını azalttı. 2017’de yaklaşık 5.4 milyon ton olan gübre ithalatı 2018’de 4.3 milyon tona geriledi. Tarımdaki kriz makine gücünü de yakından etkiledi. Yıllar itibarıyla sürekli artış gösteren traktör üretimi döviz kurundaki artışa ve çiftçinin alım gücündeki gerilemeye paralel olarak, 2017’de 72 bin iken, 2018’de 48 bine düştü.

- Çiftçinin eline geçen para, kimi ürünlerde enflasyonun altında kalırken, kimi ürünlerde ise geçen yılki fiyatları dahi yakalayamadı. Ortalama satış fiyatı bir önceki yıla göre buğdayda yüzde 5.5; mısırda 13.5; kuru fasulyede 13.1; ayçiçeğinde 10.9; şeker pancarında 5.3; tütünde 14.6; pamukta 13.3 artarken, 20.3’lük enflasyonun oldukça gerisinde kaldı. Nohutta yüzde 10.9; kırmızı mercimekte 6.2 ve yeşil mercimekte ise 11.7 geriledi. Bir önceki yıl para etmeyen patateste yüzde 38.9 ve kuru soğanda ise 71.2 artış oldu.

- Üretmeye çalıştıkça borcu artan, emeğinin karşılığını bulamayan çiftçi, alanı terk ettikçe tarımın istihdama olan katkısı da yıllar itibarıyla geriledi. 2010’da tarımın istihdamdaki payı yüzde 23.7 iken, 2018’de 18.4’e düştü. Tarımın milli gelire katkısı 2002’de yüzde 10.3’ten 2010’da 9.0’a, 2015’te 6.9’a ve 2017’de 6.1’e kadar geriledi.

Özetin özeti: Üretmenin, alın terinin, emeğin en yüce değer olduğunu, gıda güvenliği ve güvencesini, çiftçilerin sorunlarına dikkat çekilmesini bugün değil de ne zaman hatırlayacağız!