Eğitimde her şey çok daha güzel olmak zorunda! Çünkü...

Eğitimde çağı yakalayamadan, bilimde, teknolojide, inovasyonda, yüksek katma değerli üretimde çağı yakalamamız çok da kolay olmaz!

İşte bu yüzden, eğitimde çok önemli hamleler yapmamız gerekiyor.

Eğitim altyapısı, öyle ya da böyle, büyük ölçüde tamamlandı sayılabilir.

Bundan sonrası hayallerin gerçeğe dönüşeceği bir süreç olmalı.

Eğitimde 2023 Vizyonu bu konuda atılmış çok önemli bir adım.

Eğitimin en azından felsefi boyutu ortaya konulmuş oldu.

Şimdi yapılması gereken, icraat, icraat, icraat...

Laf değil, icraat

Şanlıurfa Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Taşaltın, ilimle, bilimle değil de göreviyle hiç bağdaşmayan bir konuda, boyunu aşan sözler sarf edince, görevinden istifa etmek zorunda kaldı.

YÖK’ün bu konudaki mesajı çok netti:

“Harran Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Ramazan Taşaltın 31.10.2018 tarihinde istifa etmiş bulunmaktadır. Bu vesileyle akademi camiamızdaki bütün değerli hocalarımızın ve bilhassa karar alma mevkilerinde bulunan sayın idarecilerimizin, söz ve fiillerinin ölçülü, makul, ilmi çerçevede ve toplumun hassasiyetlerini gözetir şekilde olmasına azami dikkat göstermelerinin ehemmiyeti bir kez daha ortaya çıkmıştır.”

Yani, bir anlamda, herkes, öncelikle işine baksın, üzerine vazife olmayan konularda da konuşmasın deniliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan aslında rektörlere çok önemli bir görev verdi.

İlk 500’e girin dedi.

Bu konuda söylenecek en samimi söz, yapılacak en büyük icraat, bu dileğin yerine getirilmesidir.

Daha önce de yazdım, ilk 100, 200 konusunda kararlı üniversite ve rektörlerimize maddi ve manevi en büyük destek bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan gelecektir.

Prof. Taşaltın, sözlerini, farklı şekillerde değil de “Sayın Cumhur- başkanımızın ilk 500 üniversite talimatını bir emir kabul ediyoruz ve gereğini yerine getirmek için gece gündüz çalışacağız” deseydi, bugün, hem hâlâ makamında oturuyor olur hem de alkışların en büyüğünü alırdı!..

YÖK nerede?

Sıkıntıda olan sektörlere her türlü devlet desteği sağlanıyor. Sağlanmalı da.

Ama bu zor süreçte eğitim de unutulmamalı.

Özellikle de veliler.

Vakıf üniversitelerinde garip bir uygulama başladı.

Kendi açılarından baktıklarında haklı da olabilirler.

Ancak mezun olan öğrencilere içeriye borcun var diye diplomalarını vermeyip, hayata atılmalarına engellemeye hiçbir kurumun hakkı olmamalı.

İşe giremezlerse borçlarını nasıl ödeyecekler?

Yine aynı şekilde, alt sınıftan borcun var diye son sınıfa gelen bir öğrencinin öğrenim hakkı nasıl engellenebilir?

YÖK’ün ve özellikle de Yekta Hoca’nın böyle bir uygulamaya seyirci kalması mümkün değil.

Üniversitelerin adını vermiyoruz, çünkü hemen hemen hepsi aynı durumda!

Bu konuda kesinlikle bir fon kurulmalı.

Görünen o ki eğitim hiç kimsenin umurunda değil, o zaman, kendi fonunu kendi yaratmalı ve zora düşen her öğrenciye faizsiz, geri ödemeli borç vermeli!

Örneğin, vakıf üniversitelerine kaydını yaptıran öğrencilerden alınan ücretin yüzde 1’i bu fona aktarılamaz mı?

Ya da pek çok sektörde olduğu gibi yüzde 8’lik KDV yüzde 1’e indirilerek, aradaki fark bu fona aktarılamaz mı?..

Eğer bugün tedbir almazsak, yarın çok daha vahim sonuçlarla karşılaşabiliriz...

Özetin özeti: Hiçbir öğrencinin eğitimi parası olmadığı için yarım kalmamalıdır!..