Eğitime ekonomiye bakar gibi bakmak, hataların en büyüğü olur. Ama maalesef, son yapılan açıklamaların neredeyse tamamı bu yönde.
Üretim ve ihracat patladı, turist sayısı başına düşen harcama ikiye katlandı, otomotiv üretiminde rekora gidiyoruz şeklindeki açıklamaların benzerlerini eğitimde de görüyoruz. 

Okul ve derslik sayısı şu kadar arttı, öğrenci ve öğretmen sayısı şu kadar yükseldi, bütçe şuradan şuraya geldi, öğrenci bursları üçe beşe katlandı türünden açıklamalar, eğitime yönelik söylemlerin ana çatısını oluşturuyor.
Sayısal gelişmeler yok mu elbette var. Hem de fazlasıyla.
Zorunlu eğitim süresinden, ayrılan bütçeye, öğrenci ve öğretmen sayısından maaşlara kadar hemen her şey dünle kıyaslanmayacak oranlarda yükseldi.
Ama sanki çok daha önemli olan, sayısal artış değil, eğitimin kalitesi, öğrenci, öğretmen, veli memnuniyeti, uluslararası derecelendirme kurumlarındaki, örneğin PISA’daki yerimiz, maaşların yeterliliği, öğretmenlerin saygınlığı, eğitim ve öğretimin yarattığı katma değer ve en önemlisi de ülkeye, millete, mesleğe, çevreye, tarihe, kültüre, milli ve manevi değerlere yönelik aidiyet!
Kim, nasıl yapacak?
Neler mi, yapılabilir? İşte örnekler:
Eğitimi, acilen, sınav odaklı olmaktan çıkarmamız gerekiyor! Hem de hiç zaman kaybetmeden. 
İnsan gücü planlaması yapılarak, eğitim ve bilimin yol haritası ona göre çizilmelidir.
Her ile ve neredeyse her ilçeye açılan üniversite, fakülte ya da yüksekokullar bulundukları bölgeye ekonomik canlılık getiren, altın yumurtlayan tavuklar olarak değil de o bölgeye katma değer yaratacak üretim faaliyetlerinin en önemli halkası olarak görülmelidir.
Tanımlanmış ve eğitimi yapılan meslek çeşitliliği dünya standartlarına yükseltilmelidir.
Dershanelere, kurslara, servislere, yardımcı ders kitaplarına, özel derslere harcanan milyarlar eğitim sisteminin iyileştirilmesine yönlendirilmelidir.
Müfredat programı ve ders kitapları çağın, ülkenin, veli ve öğrencilerin beklentileri doğrultusunda sil baştan ele alınmalıdır.
MEB, YÖK, ÖSYM, TÜBİTAK, TÜBA gibi eğitime ve bilime yön veren kurumlar yeniden yapılandırılmalıdır. 
Okul yapımı, onarımı ve cari harcamalar, yerel yönetimlere bırakılmalı, tüm tarafların katılımıyla, yeniden oluşturulacak ve anayasal zemine oturtulacak yeni eğitim ve bilim politikamız, yine merkezden yani Ankara’dan yönetilmelidir.
Milli Eğitim bakanları, Milli Eğitim ve Milli Bilim politikasının özgürce uygulanabilmesi için üçte iki çoğunlukla TBMM tarafından seçilmeli ve bu konulara bakan olduktan sonra değil de, bakan olmadan önce de kafa yoranlar arasından seçilmelidir!.. 
Özetin özeti: Eğitim ve bilime dayalı üretim olmadan, demokrasiden hukuk devletine, ekonomiden sanata, insan haklarından spora, hiçbir konuda çağı yakalamamız mümkün değil. Bu yüzden taşın altına herkes elini koymak zorunda!..