Üniversiteleri birbiriyle kıyaslamak için yüzlerce kriter bulabilirsiniz.

Sıralama- larda, hiç dikkate alınmayan, önemli bir kriter daha var ki diğer ayrıntılar arasında kaybolup gidiyor.

Bu konuda pek çok ülkeyi ve üniversiteyi birbiriyle kıyaslayabilirsiniz ama özellikle Harvard ve Boğaziçi örneğini ele aldım.

Avrupa’dan bir üniversite de olabilirdi, örneğin Sorbonne’u da seçseydim değişen fazla bir şey olmazdı.

Harvard, Boston’da, tarihi yapıların yeşilliklerin içerisinde biblo gibi durduğu, müthiş bir kampüse sahip.

Boston, kent merkezinde değil, Cambridge gibi çok daha sakin bir bölgede.

Çevresinde, göğü delen uzun binalar, AVM’ler, restoranlar, dizi dizi mağazalar yok.

Birkaç büyük kitapçı, birkaç Harvard ürünü hediyelikler satan dükkân ve birkaç tane ayaküstü karın doyuracağınız büfe.

Çevredeki tek katlı binaların çoğunda da öğretim üyeleri ve paralı öğrenciler yaşıyormuş.

Bir akşam, şehir merkezine gitmektense orada kalıp bir şeyler içip sohbet edelim istedik, gidecek yer bulamadık.

Starbucks’ta oturacak masa bulduğumuzda, sevindik sevinmeye ama yoksa kütüphaneye mi geldik diye de espri yaptık. Çünkü kimi pencere içerisinde, kimi yerde, kimileri de üçerli beşerli gruplar halinde ya bir konuyu tartışıyor ya da harıl harıl ders çalışıyordu.

Harvard’ın kapıları ziyaretçilere sonuna kadar açık. Hemen her gün binlerce, hafta sonları da çok daha yoğun ziyaretçi akını var. Hem de dünyanın dört bir yanından.

Kütüphanesi ve restoranı ise müthiş! Herkesi almıyorlar ama yolunuz oralara düşerse, Harvard’lı birini bulun ve mutlaka gezin.

Gelelim Boğaziçi’ne!

Tüm üniversitelerimiz gibi kalın duvarlar ve geniş güvenlik önlemleri söz konusu. Özellikle de giriş kapısında. Ben geldim diyerek, dünyanın en güzel manzaralarından birine sahip kampüsü gezmeniz mümkün değil.

Yeşil meydanı, Harvard ya da diğer Batılı üniversitelerinkinin yanında miniminnacık. Kütüphanesi ise Harvard’la kıyaslanmayacak kadar yeni ve onun yanında sönük kalır.

Ama en rahatsız edici yönü Hisarüstü’ndeki ana girişi. Sanki panayır alanı gibi. Ne ararsanız var ama Boğaziçi’ni Boğaziçi yapan hiçbir şey yok.

Hani bir söz var, aslan yattığı yerden belli olur diye. Görünen o ki ne o çevresine zerre kadar bir katkıda bulunmuş ne de çevre orada Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinin olduğunun farkında!

Hele ki cumartesi günleri, hemen yanı başında pazar kurulduğu için daha da bir hareketli.

Peki, ziyaretçi akını var mı? Belki tercih zamanı birkaç okul ziyareti, hepsi o kadar.

Peki, Boğaziçi böyle de diğerleri farklı mı?

Harvard ile MIT arası mesafe ne ise Boğaziçi ile İTÜ arasındaki mesafe de o kadar. MIT de müthiş kampüse sahip. İTÜ’nün de güzel bir kampüsü var. Ama o da kalın duvarlar ve müthiş güvenlik önlemleri altında.

Birkaç dolarlık hediyelik eşyalar üzerinde Harvard, MIT markası olduğunda 25-30 dolara satılıyor. Belli ki bu ticaretten üniversite de dahil herkes nemalanıyor!

Haftaya, Boğaziçi’nde Kurumsal İletişim ve İtibar Yönetimi Zirvesi var! Keşke mum biraz da dibine ışık verse!

Özetin özeti: Fark yaratmak önemli!

Etiketler