Haydi Sandığa

Bugün, çok özel bir gün ve seçim öncesi, havadan sudan yazılar yazmak, hem yasal bir zorunluluk hem de bir gelenektir.
Seçim günü, seçmeni özgür iradesiyle baş başa bırakmak gerekir. Demokrasinin güzelliği de burada. Kampanyalar yapılır, sözler söylenir, sonrası özgür iradeye kalmıştır.
Siyasetçiler, yaptıklarını, yapacaklarını anlattılar, bize düşen görev de sandığa gitmek, oyumuzu vermek ve çıkan sonucu alkışlamaktır...
Rahmetli Demirel, “Sandık varsa gerisi teferruattır” derdi.
Bazı ülkelere bakınca ne kadar doğru olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Demokrasiyi güçlendirmek, sandığa gitmekle başlar.
Bu yüzden, bu sabah, ilk işimiz, bu kutsal görevi yerine getirmek olmalıdır.
Kime, niye, hangi gerekçeyle oy vereceğiniz ya da vermeyeceğiniz, elbette sadece sizi ilgilendirir. Bir başkasının bu konuda şu saatten sonra telkinde bulunması, hiç doğru olmaz...
Demokrasimiz, her seçimde olduğu gibi, bu seçimden de güçlenerek çıkacaktır.
Sonuçlar, ülkemiz ve ulusumuz için şimdiden hayırlı, uğurlu olsun...
Her seçim gibi, elbette bu seçim de çok önemli. Tıpkı öğrencilerin girdiği her sınav gibi. Biri biter, diğeri gelir. Önemli olan da bu zaten…

Eğitimde yeni arayışlar!

Eğitim, dünyanın her yerinde sancılı.
Hemen her ülke hatta her kıta yeni arayışlar içerisinde.
Örneğin Avrupa Birliği, birlikteliğini, Avrupa Üniversitesi adı altında oluşturduğu yeni bir eğitim modeliyle perçinlemeye çalışıyor.
8, 10 Avrupa ülkesinde, 8, 10 farklı üniversite bir araya gelerek yeni bir üniversite modeli oluşturuyor.
Öğretim çok dilde yapılacak ve öğrenciler, her yarıyılı, başka bir ülkede okuyacak.
ERASMUS projesinin bir adım ötesine geçilmiş ve eğer iyi kurgulanırsa eminim ki çok yararlı, örnek bir proje olacak.
Her ne kadar AB’ye tam üyeliğimiz söz konusu olmasa da bu tür projelere paydaş olmamızda bir sakınca yok. Hatta teşvik bile ediliyoruz!..
Asıl sorun, üniversitelerimizden kaçı buna hazır?
Hatta, kaçı bundan haberdar?..
Tüm üniversitelerimizi, gözümün önüne getiriyorum, İngilizce eğitim yapan yok gibi.
Her ne kadar kâğıt üzerinde en az 50’si yabancı dille eğitim yapıyoruz dese de, birkaç tane bile bulmak çok zor!
Almanca, Fransızca, İspanyolca ya da farklı yabancı dillerde eğitim yapan da yok gibi.
Böylesi bir projenin içinde olduk ve dil bilen öğrencilerimiz Avrupa’nın dört bir yanındaki üniversitelere dağıldılar. Peki ya onlardan gelenler, nerede, hangi bölümlerde, hangi dilde öğrenim görecekler?..
Tüm kurum ve kuruluşlarımızla Avrupa’ya hazır olursak, alır ya da almazlar o onların sorunu olur, önemli olan bizim geldiğimiz nokta olmalıdır.
İşte bu yüzden başta YÖK olmak üzere tüm üniversitelerimizin Avrupa Üniversitesi modeline hazır olmaları gerekir. Muhtemelen arkadan Avrasya Üniversitesi modeli de gelecektir. Çünkü üniversiteler, dünyanın her yerinde kan kaybediyor ve böylesi güç birliğine acilen ihtiyaçları var.
Projenin ana amaçlarından biri de Avrupa vatandaşı yetiştirmek ki, bu da hiç yabana atılacak bir durum değil…
Özetin özeti: Geleceğe hazır olmayan, zamanı yakalayamaz, yakalasa da başarılı olamaz. Bu yüzden, artık günü kurtarmanın ötesine geçmeliyiz...