İkinci, üçüncü kuşak patronlar

Eklenme Tarihi04.03.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi03.03.2018 - 22:29

Eğitim sektö- ründe ikinci hatta üçüncü kuşak patronlar iş başına geçmeye başladı.

Batı’da sekiz on kuşak geriye gidenler gördük ama bizde daha çok yeniler.

Eğitim kurumları da şarap gibi, yıllandıkça değer kazanıyor.

Ülkemizin ve dünyanın en iyi eğitim kurumlarına bakıldığında, neredeyse tamamı köklü okullar. Ama bu yeni okullar kötü ya da sıradan anlamına gelmemeli, eskilerin deneyimi ve birikimi varsa, yenilerin de heyecanı var.

Asıl önemli olan, kuşaktan kuşağa geçen öğretim kurumlarının aile şirketi olarak mı yola devam etmeleri yoksa kurumsal bir yapıya kavuşturularak profesyonel yönetimlerce mi idare edilmeleri?

Geleneksel yapıda devam edildiğinde yani aile tarafından yönetildiğinde, üç dört kuşak sonra ayakta kalan öğretim kurumu sayısı yok denecek kadar azalıyor. Kurumsal kimlik kazananlar ise ailenin ya da kurucusunun ismini taşıyarak, yüzyıllarca yollarına devam edebiliyor.

Kurumsallık bizim çok da tercih ettiğimiz bir sistem değil.

Üniversitelere her ne kadar vakıf kurma zorunluluğu getirsek de neredeyse hiçbiri aile şirketi olmanın ötesine geçemedi. Bu da bindikleri dalı kesme anlamına geliyor ki bunu anlamaları zaman alacak!

Aynı heyecan yok!

Ülkemizdeki özel öğretim kurumları içinde yarım asrı devirenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Tamamına yakınında birinci kuşak yani kurucuların pek çoğu hâlâ hayatta ve yönetimde çocukları gözükse de son sözü hâlâ onlar söylüyor.

Dikkat çeken en önemli nokta ise, kuruculardaki heyecan ve mücadele hırsının onda biri bile ikinci ve üçüncü kuşakta yok!

Peki, hiç mi artıları bulunmuyor? Elbette var!

Ama sanki havaya girmeleri biraz zaman alacak.

Umarız, onlar havaya girinceye kadar, baba mirasları yok olup gitmez!

Kurumsallık önemli!

İşte bu noktada, kural koyucuya yani devlete önemli görevler düşüyor. Özel öğretim kurumlarının gelişmesini ve kalıcı hale gelmesini istiyorsak, bankacılıkta olduğu gibi, illa da bir krizin çıkmasını beklememek gerek.

Bankacılık sektöründe giden sadece para oldu ve yeri fazlasıyla dolduruldu. Ama eğitim sektörü öyle değil. Altüst olan yaşamları yeniden yoluna sokmak, kaybolan yılları geri getirmek mümkün değil! O halde neler yapılmalı?

Her şeyden önce hormonlu büyüme kontrol altına alınmalı, okul kurucuları tek tek incelenmeli, idari, mali ve akademik yapı kurumsallaştırılmalı.

Baba nasihati!

Günümüz özel öğretim kurumlarının neredeyse tamamının kurucu babalarını da çocuklarını da çok yakından tanıyoruz. İkinci, üçüncü kuşak hazıra konduğu için, öğretmen, öğrenci ve velilere karşı maalesef yeterince saygılı değil.

Hemen her gün öylesine şikâyetler geliyor ki kurucu aile büyüklerinin mutlaka duruma el koymaları, eğitimin ve paydaşlarının önemini çocuklarına, torunlarına bir kez daha anlatmaları gerekiyor.

Eğitimde tepeden bakma patronluk olmaz! İlle de patronluk yapmak isteyenler, bulundukları kurumlara daha fazla zarar vermeden başka sektörlere kaysınlar.

Sevginin, saygının, yeniliğin, çok çalışmanın, sabrın ve en önemlisi de paylaşılacak zamanın olmadığı yerde eğitim olmaz. Oluyor gibi gözükse de sürdürülebilir hale gelmez!

Özetin özeti: Mum önce dibine ışık vermeli. Eğer vermiyorsa, başkalarını da aydınlatamaz!

Etiketler