KÜTÜPHANE Mİ, KİTAP MI, O DA NE?

Kütüphanecilik Haftası da olmasa, kütüphaneleri unutmuştuk.

Kütüphane var da, gideni mi var diyen çok olacaktır. Haklılar da.

Sayısal olarak artsa da yararlanan sayısı yok gibi.

“Dijital Çağ’da kitaba ne gerek var ki, kitap ve kütüphane çağı çoktan bitti” diyenlere önerimiz, kafalarını artık kumdan çıkartıp, dünyada olup bitenleri yakından izlemeleri.

Çağlar boyunca, dünyanın en büyük kütüphaneleri neredeyse, medeniyetin de, gücün de merkezi orası olmuştur.

Örneğin, ABD’nin en büyük kütüphanesi Washington’daki Library of Congress’teki kitap sayısı 162 milyon, İngiltere British Library’de 150 milyon, Kanada Library and Archives Canada’da 54 milyon, ABD New York Public Library’de 53.1 milyon ve Rusya State Library’de ise 44.4 milyon. Türkiye’deki sayı ise 36 milyon civarında...

Harvard Üniversitesi kütüphanesini gezerken, Harvard neden bir numara sorusunun cevabını bulmuştum.

Devasa bir kütüphane ve dolu dolu salonlar gözümü kamaştırmıştı.

Bizdekilerle kıyasladım, üniversitelerin tümündeki kitap sayımız onunkinden daha fazla değildi.

Daha da önemlisi, onlarda her öğrenci, her yıl, yüzlerce kaynak kitap almadan, okumadan mezun olamazken, bizde bırakın kitap almayı, kütüphanenin yolunu öğrenmeden mezun olanların oranı yüzde 90’ın üzerinde...

Üniversite ziyaretlerimde, kütüphaneye de gider kitap ve günlük ziyaretçi sayılarını mutlaka alırım.

60 bin öğrencisi olan bir üniversitede günlük ziyaretçi ve alınan kitap sayısı, sınav dönemleri dışında, yüzde 1’i geçmez!

Peki, onca masraf niye ama çok daha önemlisi, öğrencisini kütüphaneye yönlendirmeyen hocaların vurdumduymazlığı ve onlara seyirci kalan üniversite yönetimlerinin rehaveti!..

Nereden nereye?

Biraz uzaklara gittiğimizde, kitaba, kütüphaneye, okumaya, hiç uzak bir millet değiliz.

Matbaanın nasıl kapatıldığını anlatırız da dünyanın en büyük kütüp-hanelerine sahip olduğumuzu hep unuturuz.

Öyle bir dinimiz var ki ilk ayeti “Oku”. Öyle bir milletiz ki beşikten mezara öğrenmeyi yani günümüzün tabiriyle yaşam boyu öğrenmeyi ilke edinmişiz, öyle bir coğrafyaya sahibiz ki dünyanın en büyük medeniyetlerine ev sahipliği yapmışız...

Bergama’ya gidenleriniz bilir, Bergama Kütüphanesi o dönemin en büyük kütüphanesi olan Mısır’daki İskenderiye Kütüphanesi’yle boy ölçüşür hale gelince, papirüse ambargo uygulanmaya başlanır, onlar da bunun üzerine parşömeni icat ederler.

Efes Kütüphanesi de öyle, Selçuklu döneminin Diyarbakır, Konya, Osmanlı’nın İznik kütüphaneleri de...

Peki, günümüzde kütüphane deyince aklınıza neresi geliyor?..

Okuma-yazma sorununu dahi çözemediğimizin, okuyan, soran, sorgulayan, araştıran bir toplum olmadığımızın elbette biz de fazlasıyla farkındayız. Ama artık bu sarmaldan kurtulmanın zamanı geldi de geçiyor.

Bu, o kadar zor mu?

Kesinlikle hayır.

Moralimizi tazeleyip enerjimizi doğru yönlendirdiğimiz takdirde başaramayacağımız bir iş olamaz!

Bunu tarih boyunca hem kendimize hem de başkalarına defalarca gösterdik, yine gösterebiliriz. Yeter ki isteyelim...

Bu arada, bugün Dünya Tiyatrolar Günü! Bu konuda da söylenecek çok söz var ama birinci basamağı atlamadan üst katlara çıkmak çok zor!

Sanata ve özellikle de tiyatroya gönül verenleri ayakta alkışlıyoruz...

Özetin özeti: Kalkınmanın da, refahın da, aydınlanmanın da yolu akıldan, bilimden ve en önemlisi de okumaktan geçiyor!..