Başbakan Binali Yıldırım’ın Kasımpaşa Lisesi’ndeki fizik, kimya ve matematik öğretmenleri, 70’li yılların başındaki Yıldırım’ın sessiz, sakin, kendi halinde, çok başarılı bir öğrenci olduğunu ve ileride büyük adam olmak için mühendisliği tercih ettiğini söylediler 

Öğretmenlerin yaşamımızdaki yeri, herkesten çok daha farklı.

Hangi yaşta ve hangi görevde olursak olalım, öğretmenlerimizin gözünde hâlâ öğrenciyiz. Nerede bir öğretmenimizi görsek, yıllar öncesine gider, ceketimizi ilikler, hazır ola geçer ve olanca saygımızla gözlerinin içine bakarız…

Şimdilerde, öğretmen-öğrenci ilişkisi, biraz farklı boyutlara taşınsa da bizim kuşaklar için öğretmenler, “yarı Tanrı” gibiydi.

Korkar mıydık evet korkardık, sever miydik hem de çok severdik, saygı duyar mıydık, onlar gibisi yok derdik. En büyük rol modelimiz onlardı.

Müthiş bir otorite vardı. Bırakın okulu, sokakta gezerken bile onların gölgesi sanki bizi izliyor sanırdık. İdareye düştüğünüzde, yandığınızın resmiydi. Ama yine de çok toleranslılardı ve tek hedefleri vardı, öğrencilerini kazanmak. Sınıfta kalan, okulu bırakan ya da bir suça bulaşan her öğrenci, onlar için bir utançtı ve bunu hiçbiri yaşamak istemezdi.

İdealizmin, fedakarlığın, sevginin, hoşgörünün, aidiyetin, mücadelenin, azmin, vefanın, dostluğun, yardımseverliğin, cesaretin en büyüğünü onlarda gördük, onlarla yaşadık…

Gecenin onur konukları

Başbakan Yıldırım ve eşi Semiha Yıldırım’ın ev sahipliğinde, önceki akşam, Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla akşam yemeği düzenlendi.

Yemeğin onur konukları, Başbakan Yıldırım’ın Kasımpaşa Lisesi’ndeki öğretmenleri Mehmet Özdil (Fizik), Yılmaz Er (Kimya) ve Raif Sümbül’dü (Matematik).

Yuvarlak masada yanı başına onlar oturdu. Onlar kalktığında o da kalktı. Bir şey söylemek istediklerinde, o sustu, onlar konuştu.

Fotoğraf çektirmek için sohbete daldığımızda, sanki Dolmabahçe Sarayı’nın bitişiğindeki görkemli saray yavrusunda değil de kırk yıl öncesinin, Kasımpaşa Lisesi koridorlarındaydık.

Öğretmenleri anlatıyor, o sessiz, sakin, hayranlıkla dinliyor ve onlar ne söylerse büyük bir mahcubiyetle onaylıyordu.

Öğretmenleri, “Öğrenciyken de böyleydi. Hep sessizdi, efendiydi, çalışkandı. Herkesle arası iyiydi ve göze batmamaya özen gösterirdi” dedikçe, onların yanında sanki bir Başbakan değil de, Erzincan’dan İstanbul’a yeni gelmiş ve ortama ayak uydurmaya çalışan bir Anadolu delikanlısıydı. Hangimiz, aradan çok uzun yıllar geçse de o anlı, şanlı öğretmenlerimizi gördüğümüzde, hep aynı duruma düşmez, söyleyecek söz bulamayıp, kıvranmaz?..

‘Drakula diye bilirler’

70’li yılların başında, hem ülke gergin, hem de o dönemin Kasımpaşa Lisesi, belalı mı, belalı.

Öğrencilerin yaş ortalaması 24’ün üzerinde. Pek çok öğrenci çeşitli suçlardan hapiste ve önünden geçilirken, üç defa düşünülüyor.  Öğretmenlerden bir bölümü, sindirilmiş ama büyük çoğunluk, okulunu, öğrencilerini çok seviyor ve onlar için mücadele etmeye karar veriyor.

İşte onlardan birisi de yaşı 70’i çoktan aşsa da, at kuyruklu saçı ve kabına sığmaz enerjisiyle sahneye fırlayan Fizik Öğretmeni Mehmet Özdil’di.

“Öğrencilerim beni Drakula” diye tanır diye söze başladı ve çok kısa bir konuşma yapıp vefası nedeniyle, öğrencisi Binali’ye teşekkür etti.

Sonra, kendisiyle sohbet ettik, niye kendisine Drakula denildiğini, o günlerin Kasımpaşa Lisesi’ni ve öğrencisini sorduk. İşte anlattıkları:

“O günün koşullarında öyle olmak zorundaydık. Sorunlu bir okuldu ama büyük mücadele verdik. Öğrenciler belalıysa, ben daha belalıydım. Onlarca öğrencimi hapislerden kurtarıp, pavyonlardan toplayıp mezun ettim. Okul, bir süre sonra kendine geldi.

25 yaşındaydım ve okula çeki düzen vermekte kararlıydık. Öyle de oldu. Bir süre sonra İstanbul’un en başarılı liselerinden biri oldu. Binali’yle birlikte İTÜ’ye o kadar çok öğrenci gönderdik ki, merak edip bizi takibe aldılar.

Binali, kendi halinde, çok zeki bir gençti. Sessiz ve ufak tefekti. Sorun yaratan biri hiç olmadı. Ailesi Erzincan’daydı ve amca çocuklarıyla birlikteydi.

O yıllarda bitirme sınavları vardı, onları başardı. Mühendis olmak istiyordu. Çünkü o yıllarda, büyük adam olmanın yolu, doktorluk ve mühendislikten geçiyordu.

Sonraki yıllarda, okula çok yardım etti. Çok programlı lise oldu ziyan oldu. Keşke Anadolu lisesi yapılsaydı, daha iyi olurdu...”

Diğer öğretmenlerinin söylemleri de “Drakula”dan farklı değildi. Onlar da, sessizliği, sakinliği, duruşu ve çalışkanlığıyla dikkat çektiğini ve akıllarda öyle kaldığını söylediler…

Atatürk’e 8 kez vurgu!

Gecede Atatürk’e o kadar çok vurgu yapıldı ki çok daha farklı ortamlarda olsaydı, daha fazla olmazdı. Söz alan her öğretmene söze ya onunla başladı ya onunla bitirdi. Başbakan Yıldırım da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e 8 kez vurgu yaptı.

“Hedefimiz bize işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesine emin adımlarla yürümektir“ dedi.

Türkiye’nin sadece kendi geleceği için milletinin refah ve mutluluğu için değil aynı zamanda bölgenin geleceği açısından da güçlü olması gerektiğini vurguladı ve “Onun için daha çok çalışacağız, birbirimizi daha çok seveceğiz. Farklılıklarımızın ayrıştıran değil bizleri barıştıran, kucaklayan değerler olduğunu unutmayacağız.

Saçlarımızın renkleri farklı olabilir, gözlerimizin rengi farklı olabilir, tenlerimizin rengi farklı olabilir ama gözlerimizden düşen damlaların rengi hep aynıdır. Onun için tasada da sevinçte de bir olacağız, beraber olacağız, kardeş olacağız, birlikte Türkiye olacağız” ifadelerini kullandı.

Öğretmenlerin, üzerlerinde büyük emeği olduğunu kaydeden Yıldırım, “Okuluna namusu gibi sahip çıkan, yıkılan bahçe duvarını onaran, bahçesine çiçekler eken, duvarlarını süsleyen bütün öğretmenlerimize huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Emekli olup da kalbi hâlâ okullarında atan öğretmenlerimize hürmetlerimizi sunuyor, ellerinden öpüyorum. Göreve yeni başlayan genç arkadaşlarımıza, çıktıkları bu uzun ve meşakkatli yolculukta en derin başarılar diliyorum. Okul sınıflarından kötülüğü defeden, iyilik tohumları eken ve yarınları sevgiyle inşa eden öğretmenlerimiz, iyi ki varsınız” dedi.

Öğretmen Semiha Yıldırım İlkokulu

Başbakan Yıldırım’ın çocuklarının Çekmeköy’de öğretmen anneleri Semiha Yıldırım adına yaptırdıkları ilkokulun öğretmenlerinden Emel Eylem Gençoğlu da gecede çarpıcı bir konuşma yaptı ve bir şiirle noktaladı:

“Öğretmen, Hz. Ali’ ye göre uğrunda köle olunan, Sokrat’a göre eserine paha biçilemeyen, Yavuz Sultan Selim’e göre atının sıçrattığı çamur ziynet olan kişidir. Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’e göre dünyanın her tarafında öğretmenler insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır.

Şairin dediğine göre ise;

Hakk’a aşık bir bülbüldür öğretmen,

Bükülmez bir bilek koldur öğretmen,

Eğrisiz engelsiz yoldur öğretmen,

Emektar, erdemli eldir öğretmen,

Devadır, dermandır baldır öğretmen,

Yılmaz ve yorulmaz dildir öğretmen,

Şefkat kahramanı kuldur öğretmen,

Tarifi imkânsız haldir öğretmen…”