Peki, YÖK’e kim karne verecek?

YÖK üniversitelere karne verecekmiş.

Üretken üniversiteler ile yatan üniversiteler arasındaki farkı belirleyip, bunu kamuoyuyla paylaşıyor olması çok yerinde bir karar!

Belirlediği kriterlerin tümü çok önemli.

Eleştirmek için değil ama verilen karnenin çok daha sağlıklı olması açısından, kendilerine birkaç öneride bulunmak istiyoruz. Ama önce gelin, YÖK’ün kalite ve başarı odaklı kriterlerine bir göz atalım:

- Mezunların, KPSS ve ALES gibi merkezi sınavlardaki başarıları,

- Mezun olan doktora öğrenci sayısı,

- Teknokent projelerine katılan öğrenci sayısı,

- Üniversitenin doluluk oranı,

- Ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış makale sayısı,

- Sonuçlanan patent sayısı,

- YÖK, TÜBA, TÜBİTAK Bilim, Teşvik ve Sanat Ödülleri sayısı,

- YÖK 100/2000 Projesi kapsamındaki öğrenci sayısı,

- Üniversitenin dünya veya bölgesel akademik başarı sırası,

- Yabancı uyruklu öğrenci ve yabancı doktoralı öğretim elemanı sayısı,

- Öğretim elemanlarının aldığı uluslararası fonlara dayalı proje sayısı,

- Ar-Ge’ye harcanan bütçenin toplam bütçeye oranı,

- Endüstriyle ortak yürütülen proje sayısı,

- Genel bütçe dışında üniversiteye kazandırılan bağış ve fon miktarı,

- Başta engelliler olmak üzere sosyal sorumluluk projeleri, sıfır atık, yeşil kampüs ve çevrecilik alanlarında aldıkları ödüller...

Nerede yanlış var?

YÖK’ün karne mantığı, lise ve üniversite giriş sınavlarından farksız.

Nasıl ki Galatasaray, Robert, fen lisesi mezunları ile meslek lisesi ve imam hatip lisesi mezunlarını aynı sınava sokmak yanlışların en büyüğü ise onlarca hatta yüzlerce yıllık geçmişe sahip üniversiteler ile yeni açılanları aynı yarışa sokmak da bir o kadar yanlış.

Bu yüzden, üniversiteleri kategorize ederken 10 yıl altı, 30 yıl altı ve 30 yıl üzeri üniversiteler diye birbirinden ayırmak gerekir.

Ve tüm kriterler uygulanırken, sayılara değil, performansa bakılması gerekir.

Ve asıl çok önemli nokta, olaya sadece akademik çerçeveden bakılması!

Örneğin, öğrencilerin memnuniyet oranı ve kaydolan öğrencilerden ne kadarının mezun olmadan üniversiteyi bıraktığı, mezuniyet süresi, mezuniyet ortalamaları ve sağladığı burs olanakları da mutlaka dikkate alınmalı.

Yine çok önemli bir başka ayrıntı ise mezunların ne kadar sürede iş buldukları, aldıkları maaşla, ülke ve dünya genelinde zirveyi ne kadar zorladıkları?

Popüler kültürün hâkim olduğu bugünkü dünyada, popülariteyi göz ardı etmek ise çok büyük eksiklik olur...

YÖK ne diyor?

YÖK Başkanı, Yekta Saraç, “Bu yıldan başlayarak üniversitelerin başarı karnesini her yıl yayımlama kararı aldık. Üniversitelerimiz çeşitlendi, farklılaştı, sayıları arttı, rekabet gerekiyor. Rekabetin sonucunda başarının gözlemlenmesi, ölçülmesi ve bunun da topluma objektif ve nesnel bir şekilde açıklanması gerekiyor” diyor.

Sözlerine ve bu projenin önemine canı gönülden katılıyoruz ama rekabet eşit koşullarda olmalı!..

206 üniversitede 8 milyon öğrencimiz varmış!

Abartılı hem de çok abartılı bir rakam. Akla hemen şu sorular geliyor: Bu üniversitelerden kaçı dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasına giriyor, diplomalardan kaçının dünyada karşılığı var ve ne kadarı iş buluyor?

Bunlar zor sorular ama biraz da bu konulara odaklanmamız gerekiyor.

Kendi içimizde sıralama, elbette önemli ama çok daha önemlisi dünya bilim ligindeki yerimiz!

Bu konuda asla göz ardı edilmemesi gereken kriterlerden biri de her 5 yılda bir yenilenen mesleki yeterlilik sınavı olması gerekir ki onu özellikle göremedik! YÖK, yoksa, verdiği mezunlarının yeterliliğine güvenmiyor mu?..

Özetin özeti: Yekta Hoca önceki başkanlardan hiçbirinin yapmadığı kadar yükseköğretime kafa yoruyor ve yeni projeler hayata geçiriyor. Keşke bir de siyasi baskılardan kurtulabilse ve liyakati olmazsa olmazların en tepesine oturtabilse!..