Sınav Cumhuriyeti olduk, hayalleri yıktık

MEB, güya yeni getirdiği sistemle başvuruları azaltacaktı, tam tersi oldu. Liselere Giriş Sınavı’na (LGS) dün bir milyonu aşkın öğrenci girdi. 100 öğrenciden sadece 10’u sınavla öğrenci alan okullara girecek. Kazandığına sevinenlerin sayısı ise 100 öğrenci de 5’i geçmez! Peki, o zaman bu sınav kandırmacası, umut tacirliği ve çocuklarımızı daha bu yaşta hayata küstürme niye?..

Dün, sınavdan çıkan çocukların dörtte üçü ağlamaklı, veliler de perişandı. İki üç yıllık emeklerinin tam bir hüsranla sonuçlanmasını hazmetmeleri mümkün değildi. Okulda ezbere dayalı eğitim verip, sınavda muhakeme gücüne dayalı sorular sorup, bir de zamanı yeterli vermeyince, büyük hayal kırıklıkları yaşandı. Dünden bugüne, bir milyon evde matem var ve daha kaç ay süreceği belli değil. Çünkü asıl işkence kayıt döneminde yaşanacak!..

Zor sınav

LGS, dün, kayda değer bir sorun yaşanmadan tamamlandı. Velilere de öğrencilere de geçmiş olsun diyoruz. Stresi bol bir sınavdı, geride çok küskün öğrenci bıraktı. Matematik zor, Fen soruları ise zaman kaybettiriciydi. Peki, hangi puan diliminde yığılma olur?..

Bugün, yarın, ülke genelinde değerlendirmeler geldikçe sizlerle paylaşacağız ama dünkü ilk izlenimler soruların Matematik dışında çok da zorlayıcı olmadığı yönündeydi. Süre geçen yıla göre ne kadar uzatılsa da yine de yetmedi. Salondan çıkan öğrencilerin genel tepkisi sürenin yetmediği yönündeydi. En fazla zaman harcatan sorular ise Fen’deydi.

İlk bölüm ve Matematik dışında ikinci bölüm, özellikle sınavlara iyi hazırlanan öğrenciler açısından zorlayıcı değildi. Bu çerçeveden bakıldığında, önceki yıllarda oldu gibi 7 bin tane olmasa da yüzlerce sınav şampiyonu çıkarsa hiç şaşırtıcı olmaz.

Bu arada, birinci bölümden sonra verilen arada, bazı okullarda velilerle öğrencilerin bir araya gelmelerinin engellenmesi tepkilere neden oldu.

Yanlış soru ya da müfredat dışı soru var mı? Dün akşam saatlerine kadar yoktu. Bugün de çıkmazsa, MEB’i en azından bu konuda tebrik etmek gerekir! En çok tartışılan konulardan biri ise okullarda, sınav odaklı klasik ezberci eğitim verilmesine karşın, sınavın muhakemeye dayalı olmasının öğrencileri zorladığı ve bunun da dershaneye gidenlere avantaj sağladığıydı!.. Sınav ikiye bölündü, iyi mi oldu, kötü mü? Keşke birleşik olsaydı diyenler bir hayli fazla.

Niye mi? Sosyali kuvvetli öğrenciler, arta kalan zamanı Fen ve Matematik için kullanabilirlerdi.

İşte bu yönde gelen tepkilerden bazıları:

- Fen Bilimleri soruları çok uzun ve zordu...

- Fen soruları bizi çok oyaladı, matematiğe yeterli süre ayıramadık...

- Matematik’te süre azlığı nedeniyle (artırılmasına rağmen) çok sayıda soruya bakamadık, mecburen boş bıraktık...

- Genel kanaat sözel de süre ve zorluk açısından sıkıntı olmadı. Ama Sayısal bölümde bunun tam tersi...

Velilerin genel eleştirisi ve önerisi: Keşke Sözel ve Sayısal tek oturumda olsa idi. Sözel’den kalan süreyi çocuklar Sayısal’da değerlendirirdi...

Yığılma nerede olur?

Öğrencilere, Sözel oturumda 50, Sayısal oturumda ise 40, yani toplam 90 soru soruldu.

“Türkçe, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Yabancı Dil, Matematik ve Fen Bilimleri” derslerinden sınava girildi. Sözel ve Sayısal olmak üzere 2 bölümden oluşan sınavda öğrencilere Sözel bölümde 50 soru için 75 dakika, Sayısal bölümde ise 40 soru için 80 dakika verildi.

Peki, süre yetti mi? Fen soruları çok zaman kaybettirdi, Matematik ise zorladı. Bu yüzden sınavın kaderini Matematik belirleyecek gibi görünüyor.Peki, tepede yığılma olur mu? Yani 90’da 90 net çeken çok olur mu? Gelen duyumlar çok sayıda öğrencinin full çektiği yönünde. Dahası 80/90 arası net çeken öğrenci sayısı da geçen yılın çok üzerinde olabilir. Özellikle Sözel bölümde soruların tamamını yapan öğrenci sayısında patlama bekleniyor. Hafta boyunca ayrıntıları sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz...

Boşuna ara verildi

Verilen ara iyi mi oldu kötü mü? İşte cevabı:

Sınavda görevliydim. O arayı niye verdik hiç anlayamadım. 1. Bölüm’den 45 dakika sonra başlayacak 2. Bölüm için çocukları dışarı çıkartıp, bir telaşla geri aldık. Ne yemek yediler ne de dinlenebildiler. İçeriye girmek için iki kere aynı stres, aynı telaş, tekrar, tekrar kontrol edilen aynı evraklar ve aynı çocuklar. Kendime mi acıyayım, çocuklara mı!

Sırf değiştirdik demek için değişiklik olmaz. Tüm bu değişimin sonu, en başa dönmek olacak sanırım. Tek gün, tek oturum, uygun süre, uygun soru ve merkezi yerleştirme. Defalarca işkence edince başarı gelmez. Çocuklarımızı rahat bırakın, deneme tahtası yapmayın. Herkese potansiyel kopyacı gibi davranmayın. Hem görevlilere hem de öğrencilere haksızlık yapılıyor. Oysa suçlu başka yerde. Çocuklarımıza mutluluğu ve huzuru çok görmeyelim!..

Özetin özeti: Çocuklarımızı bu kadar üzmeye hiç kimsenin hakkı yok!..