Tank Hasan ne zarif bir bakandı!

Milli Eğitim bakan-larından Hasan Celal Güzel’in ölüm haberini aldığımda yüreğim cız etti.

Eğitime gönül veren ve bu konuya büyük katkıları olan biri miydi? Hayır! Ama iyi bir insandı. Gönül adamıydı. Siyaseti güç için değil, hizmet için seçenlerdendi. Özal’ın joker isimlerindendi!

O kadar çok yer değiştirdi ki gün geldi ne bakanı olduğunu unutur olduk.

O bir duygu insanıydı. Yeri gelir sizi göklere çıkartır, yeri gelir neden her gün haber yapıyorsun diye sizi patrona şikâyet ederdi. Ama yine de biz gazeteciler kendisini çok severdik!

Kiloluydu ama kendisiyle barışıktı, kilosu nedeniyle kendisine Tank Hasan denir, önüne geleni ezer geçer denilirdi ama o, bir karıncayı bile incitmeyecek kadar zarifti.

Seçim gezilerinden birinde, kendisiyle el sıkışmak için sıraya girenlerle tek tek el sıkışıp öpme huyu vardı. Bir gün araya, muziplik olsun diye vitrin mankeni konulmuş ve onu da öpmüştü. Başkası olsa küplere binerdi ama o şamataya vurdu...

Ankara’da ya da eğitimde, gazetecilik yapıp da keyifli anekdotu olmayan yoktur.

Özal’lı yıllarda, istisnasız tüm genç gazeteciler 6 aylığına yurt dışına gönderilmişti. Bu işlere de medyadan sorumlu Devlet Bakanı olarak o bakıyordu. Gazeteciliğimizin ilk yıllarıydı, yine hepimizi kucakladı, öptü, uğurladı. Aradan bir ay geçmedi, bayram geldi, ilk tebrik kartı ve nasıl her şey yolunda mı mektubu, yine ondandı!

Kur sistemi

Eğitime vakıf değildi ama kangrene dönüşen eğitim sorunlarına neşter vurmaya bayılıyordu. Hazırlıksız ve donanımsız olduğu için de her seferinde çuvallıyordu! Çuvalladıkça da hırsını, yaptığı yanlışları, ısrarla haber yapmayı sürdüren bizlerden çıkarmaya çalışıyordu.

Yine öyle günlerden bir gün, elinde 5 kalın klasörle gazeteye geldi. Hepsinde de benim yaptığım haberler vardı. El yordamıyla, aradan sekiz on haber seçtik ve tek tek kendisine gösterip, yalan, yanlış ya da eksik bir şey var mı diye sorduk. Her seferinde, doğru dedi. Peki, o zaman şikâyetiniz ne diye sorduğumuzda, “Ama her gün her gün de haber yapılmaz ki” dediğinde, bu da bizim işimiz diyerek taşı gediğine koyduk ve yine sevgilerimizi ileterek kendisini kapıya kadar uğurladık.

Yabancı dil konusunu kafaya takmıştı. Ben bu işi çözeceğim diyordu. Baktı ki altından kalkamıyor, “Basamaklı Kur Sistemi” diye, isteğe dayalı bir modeli, pilot uygulamaya hiç gerek kalmadan hayata geçirdi.

İsteyen yabancı dil dersine girecek, istemeyen de girmeyecekti. Sistemin özü buydu. Ama kendinden sonra yine kendi partisinden gelen bakanın ilk işi bu sistemi çöpe atmak oldu. Bir önceki yıl, yabancı dil dersi almayan öğrenciler de bir üst sınıfta tıpkı diğerleri gibi o dersi aldılar ve patır patır döküldüler!

Özal’ın jokeriydi

Güzel, 1945’te Gaziantep’te doğdu. Mülkiye’yi bitirdi.

Başbakanlık Müşavirliği, Başbakanlık Ekonomik ve Sosyal İşler Bakanlığı, İZDK Genel Müdür Yardımcılığı, İçişleri Bakanlığı Müşavirliği ve Müsteşar Yardımcılığı, DPT Genel Sekreterliği ve Müsteşar Vekilliği ve Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı gibi görevlerde bulundu. 38 yaşında Başbakanlık Müsteşarı oldu.

1986’da ANAP’tan Gaziantep Milletvekili seçildi, Devlet Bakanlığı ve Milli Eğitim ile Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptı.

Ömrünün son günlerine kadar da ülkemiz için kafa yormaya devam etti.

Özetin özeti: Siyasetin bir zarafet sanatı olduğunu hissettiren çok özel isimlerden biriydi. Allah rahmet eylesin...