Tekstilciler bile öğrenci bulamıyorsa eyvah, eyvah!

Tekstil sektörü, lokomotif sektörlerimizden biri. Ülkemizin 15 yıl önceki ihracatını bugün tek başına gerçekleştiriyor, 81 ilimizde milyonlarca insanımıza iş olanağı sağlıyorlar.

Hammaddesinden tasarımına ürettikleri her şey yerli ve milli. Dahası, dünyanın dört bir yanında, dünya markalarıyla yarışıyorlar. Onlara nal toplatıyorlar. Hayalleri daha da büyük!..

Sektör olarak, eğitimin önemine herkesten fazla inanmakla kalmayıp, ellerinden gelenin çok daha fazlasını yapıyorlar ama bir konuda hâlâ mutsuzlar. Okyanusları aşıp dünyanın dört bir yanına mal satsalar da, seslerini cümle âleme duyurmuş olsalar da, üniversitelerin tekstil bölümlerine öğrenci bulamıyorlar. Üstelik hiçbir sektörde, öğrencilere sağlanmayan, burs, staj ve iş garantilerine rağmen!

Tekstil mühendisliği bölümleri kapana kapana, kontenjanları azala azala, toplam sayı 500’e kadar inmiş, 200’ü boş kalıyormuş!

Bir yanda sınava giren 2.5 milyon aday ve 6 milyondan fazla üniversite mezunu işsiz, öte yanda burs, staj ve iş garantili tekstil mühendisliğinin öğrenci bulamaması. Hayret ki hayret.

Gençlerin ve ülkemizin ruh halini göstermesi açısından daha çarpıcı bir tablo olamazdı!..

Burs=asgari ücret

Tekstil, hazır giyim ve dericilerin sektör olma miladı Cumhuriyet ve Sümerbank’la başlıyor.

Atatürk’ün büyüklüğünü ve vizyonunu bu noktada da görebiliyoruz. O gün Sümerbank ile başlayan bu şahlanış, her ne kadar Sümerbank’ın kapısına kilit vurulma noktasına getirilse de öylesine meyveler vermiş ki ayakta alkışlanmaya değer.

Sektör temsilcileri, tekstil mühendisliğini, ilk 5 tercihte seçecek olan öğrencilere asgari ücret düzeyinde burs, staj ve en önemlisi de 5 yıl iş garantisi veriyorlar. “Keşke sermaye verseniz de kendi işlerini kursalar” dediğimde ona da evet dediler.

Gençlerin böylesi bir fırsatı, görmezden gelmeleri mümkün değil ama belli ki haberleri yok!

İşte, dün, benim gittiğim toplantı, bu amaçla düzenlenmişti. Önceki gün İstanbul’un Asya yakasında gerçekleşti, dün de Avrupa yakasında. Rehber öğretmenler davetliydi. Sektör kendini anlattı, onlar da dinledi.

Anlattıkları ve vaat ettikleri çarpıcıydı ama sunumlar cılız ötesiydi. Etkilenmeyen, etkileyemez. Görebildiğim kadar, ne beni etkileyebildiler ne de rehber öğretmenleri. Eleştiriye de zerre kadar açık değillerdi. Görünen o ki üretim ve pazarlama konusunda ne kadar başarılı olsalar da, katma değeri yüksek ürünler, inovasyon ve kendilerini anlatma konusunda kat edecekleri daha çok fazla yol var.

Ülkemiz, artık, 10 dolarlık yatakla turizmi, 10 dolarlık gömlekle de tekstili uçuramayacağını görmeli. Ve eğer bu iki sektörde çıtayı yükseltemezsek, diğerlerinde hiç başaramayız!..

Gururlandık ama!..

Avrupa’nın üçüncü, dünyanın da altıncı büyük tedarikçisiymişiz. Gururlandık.

Sektörün, başardıklarıyla bizi gururlandıracakları daha pek çok ayrıntı var, keşke bunları da doğru yerde, doğru zamanda, doğru bir şekilde anlatsalar da morallerin dibe vurduğu şu günlerde hem gururlansak hem de biraz moral bulsak.

Başkaları, bir yapıyor on fiyaka satıyor. Tekstil, hazır giyim ve dericiler, on yapıyor bir anlatıyor! Eminim ki çok daha fazlasını hak ediyorlar.

Çorapta da öncüymüşüz. Keşke bikinilerde olduğu gibi eşleşmeyen çoraplarda da, “Çorap özgürlüktür” denilerek yeni bir moda yaratılsa da evdeki tek çorap enflasyonundan kurtulsak!

Görebildiğim kadarıyla sektörün anlamadığı tek şey, eğitimde, kurumlara çok fazla bel bağlamaları. MEB, ÖSYM ve YÖK’le yol almaya çalışıyorlar ki bu onlara çok zaman kaybettirir. Ürün geliştirme ve ticarette, nasıl kendi dinamikleriyle yol aldılarsa, eğitimde de aynı yolu izlemeliler.

Neden mi?

Bir yanda “Meslek lisesi, memleket meselesi” diyoruz, öte yanda mesleki eğitimin başına bir doktoru getiriyoruz. Bir yanda tekstil ve hazır giyime, ülke kalkınmasında müthiş roller veriyoruz ama 300-500 kontenjanı bile dolduramıyoruz!...

Özetin özeti: Üretim şart! Ve bunu dünya ölçeğinde yapanları ayakta alkışlıyoruz ama eğitim, hoşgörü, saygı ve tahammül şart!..