Üniversite kurmak çok kolay, peki ya sonrası?

Devlet, vakıf fark etmiyor. Çok kolay üniversite kurabiliyoruz. Kurmakla da kalmayıp, üç beş yıl içerisinde her birine on binlerce öğrenci alıyoruz.

Üniversite- lerdeki öğrenci sayımız 8 milyonu geçti! Almanya’da üç milyon!..

Onların iş sorunu yok, mezun oldukları alanlarda çalışıyorlar, bizimkiler ise ne iş bulsalar girmeye razılar ama onu bile bulamıyorlar.

Onlarda bir üniversitenin doktora eğitimi verebilmesi için en az 30 yıl geçmesi gerekiyor, bizde ise 3 yıl sonra mastıra da doktoraya da izin çıkıyor!

Onlarda en son üniversite 40 yıl önce açılmış, bizde hemen her ay yeni bir tane açılıyor!..

Peki, Almanya daha çok üniversite açıp, daha çok öğrenci mezun edemez mi?

Elbette yaparlar ama “Bize bu kadarı yeter, önemli olan ara insan gücü” deyip, mesleki eğitime ağırlık veriyorlar.

Kafayı kaldırıp baktığımızda, bugün, onlar, dünyanın en güçlü ekonomilerinden birine sahipler, bizde ise özellikle üniversite mezunlarının işsizliği en önemli sorunlarımızdan biri!

İstersek yaparız ama!

Büyümeyi seviyoruz. Ev, araba alacaksak, bir şey yapacaksak hep en iyisi değil, en büyüğü olsun isteriz.

Kötü bir şey mi? Kesinlikle hayır. Keşke bir de altını doldurabilsek. Ona da sıra gelecek ama ne zaman? İşte asıl mesele bu!..

Büyük işler başarmayı seven bir milletiz. Küllerinden yeni doğan bir Cumhuriyet’in ilk 10 yılda yarattıkları göz kamaştırıcı. İstersek, inanıyorsak başarabiliyoruz.

İşte bu noktada, çok daha özenli olmamız gerekiyor. Özellikle de üniversitelerimizin. Çünkü rol model onlar ve onların yetiştireceği nesiller geleceğimizi inşa edecek.

Kısacası, üniversitelerimiz ne kadar güçlüyse biz de o kadar güçlüyüz.

Amerika’yı, Amerika yapan ne doları ne de askeri gücü!

Asıl güç, dünyanın en iyi 10 üniversitesinden 8’inin orada olması!..

Hormonlu büyüme

Sözü fazla uzatmadan, yeni kurulan bir üniversitemizi bir akademisyenin tespitleriyle paylaşmak istiyorum:

“1- X Üniversitesi Mayıs 2018’de kuruldu. O tarihten beri hâlâ normal bir üniversite haline gelemedik. Örneğin x.edu.tr adresine girip fakültelerin sayfasına bakarsanız öğretim üyelerinin isim ve fotoğraflarından başka hiçbir bilgiye ulaşamazsınız. Çünkü web sayfasını tasarlayanlar hâlâ eksikleri gideremedi. Büyük olasılıkla ilk web sayfası tasarım işini yapıyor olmalılar. Yabancı üniversitelerle bu yüzden yazışamıyoruz. Çünkü bizimle ilgili sayfalar korsan siteleri andırıyor.

2- Daha komik olanı iki ay önce akademik kimlikler basıldı. Örneğin sizin için olsaydı şöyle olacaktı: ‘Prof. Abbas Güçlü’ Tam yazdığım şekilde. Bizim doktoralar uçmuş durumda. Yani muhtemelen akademik kimliğin basımını yapanların akademiyle değil okuma yazmayla yolu hiç kesişmemiş. Bunun üzerine ben kimliği almaya hiç gitmedim. Alanların bir kısmı ‘Şu kimlikleri yine adamınıza verin ama bari unvanları yazmayı bilsinler’ diye iade ettiler. Yanlış kimliği teslim almayanlara yeni kimlik de verilmiyor. Ayrıca kimlik teslim almak için gidip PTT’de saatlerce kuyrukta beklemek gerekiyor. İdarecilerimiz kimliklerin dağıtımı için akılcı bir çözüm bile düşünemiyorlar.

3- Kütüphanemiz kapalı. Bundan öğrencilerimiz çok mağdur.

4- Aradan geçen bir buçuk yılda tek bir Erasmus anlaşması yapılmadı. Çünkü Erasmus bürosundaki personel dil bilmiyor ve sadece 1 (bir) kişi görev yapıyor.

5- Sosyal bölümlerden ibaret bir üniversiteyiz, dünyaya açılmazsak Ankara sınırları içinde yerel bir üniversite olarak kalmaktan endişe ediyoruz. Sorunlar aktarıldığında herkes bu sorun beni aşar diye topu birbirine atıyor.

6- YÖKSİS sayfasına giremediğimiz için jürilerde yer alamıyoruz. Bu da ayrı manevi bir üzüntü verici hal.

Sizden bu eğitim camiasının en deneyimli ve geniş bilgili aydını olarak konuyu kamuyla uygun bir üslupta paylaşmanızı istiyoruz. Kamuya yansımazsa sorunlarımız kabuk bağlayıp kronikleşecek diye korkuyorum. Bunu aynı zamanda öğrencilerimiz adına rica ediyoruz.”
Özetin özeti: Bir şeyi yapmış olmak için yapmak modeli çok eskilerde kaldı ama biz hâlâ farkında değiliz!..