Türkiye’siz enerji koridoru olmaz

Akdeniz’de Türkiye’siz bir enerji koridorunun olamayacağını belirten KKTC Enerji Bakanı Taçoy, “Güney Kıbrıs, Türkiye dışında bir koridor yaratmak istiyor. Ama bu pahalı ve yapılması güç bir proje” diyor

GİRNE

Doğu Akdeniz’in kaynakları ve nasıl değerlendirileceği tartışılıyor. Batılı ülkeler çeşitli yöntemlerle bu kaynaklardan yararlanmak için oyunlar oynuyor.
Türk tarafının tüm olumlu adımlarına rağmen Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğe itilmesi de bu kaynakları değerlendirme açısından altı çizilecek bir durum.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy ile Doğu Akdeniz’deki doğal gaz arama ve değerlendirme tartışmalarını konuştum.

Büyük doğal gaz kaynakları nedeniyle dünyanın gözünün Akdeniz’de olduğunu dile getiren Taçoy, KKTC’nin bu kaynaklarda hakkı olduğunu söyledi.

Türkiye’den Avrupa’ya

Akdeniz’de Türkiye’siz bir enerji koridoru olamayacağını belirten Taçoy, “Akdeniz’in doğal gazını boru hattıyla Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırmak gerekir. Kuzey Kıbrıs, gelecekte önemli bir enerji koridoru haline gelecektir” dedi.

Taçoy, Güney Kıbrıs yönetimine de sert çıkarak, “Batının şımarık çocuğu haklarımızı gasp edemez. Akdeniz’de darbe yapamazlar. Bunu göze almasınlar, bedeli mutlaka ağır olur” vurgusu yaptı. Bakan Taçoy Girne’de Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

Herkes pay peşinde

Doğu Akdeniz’de ne yapılmak isteniyor?

Tüm dünyanın gözü Güneydoğu Akdeniz’de. Burada doğal gaz yatağı ve havuzu bulunuyor. Bundan pay koparmaya çalışan bir çok ülke var. Burada tahmin edilen 4 bin trilyon ayak küplük bir rezerv olduğu söyleniyor. Bunun şu ana kadar 70 trilyon metreküp kadarı Mısır tarafından keşfedilmiş.
32 trilyon metreküpü İsrail, 7 trilyon metreküpü ise Güney Kıbrıs tarafından keşfedilmiş. Daha bölgede tahmin edilenden büyük bir kapasite var.
Birçok ülke Güneydoğu Akdeniz bölgesinde bu zenginliğe ulaşabilmek için bir gayret içinde. Bu ekonomik değeri ele almak için savaşım içinde.

Türkiye’siz enerji koridoru olmaz


200 milyar $’lık gaz

10 yıldır bölgenin değişik yerlerinde bir hareketlenme oldu. Arap Baharı’nı yaşadık, Suriye krizi başladı. Suriye’den ötürü Rusya ile Türkiye arasında ilişkiler iyiye gitmeye başladı. Bölgede farklı yapılanmalarda meydana gelebilir.

Örnek olarak, İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs, Yunanistan’ın imzalamış olduğu anlaşmalarla bu işler yapılabilir. Bu bölge politik olarak farklı noktalara ulaştı. Bölgedeki zenginlikleri nasıl değerlendiririz noktasına gelindi. Kesin olmayan ancak 200 milyar dolarlık bir kaynaktan bahsediliyor.

Güney Kıbrıs’ın bulduğu rezerv Türkiye’nin 2 yıllık ihtiyacı olarak belirtiliyor. Bu rakamlar yüksek rakamlar.

Çıkan gaz nasıl değerlendirilmeli, Türkiye ile KKTC arasında doğal gaz hattı çalışması da var?


Buradaki gazın boru hattıyla Avrupa’ya ulaştırmak gerekir. Ama Mısır başta düşündükleri şeyler pahalı ve rekabet edilemeyecek projeler.
EAST-MED diye bir proje ortaya attılar. Yapılması güç bir yatırım. Bunun yerine doğal gazı Kıbrıs Adası üzerinden Türkiye’ye ulaştırmak gerekir. Türkiye’den bu gaz Avrupa’ya gitmeli.

Ama siyaseten Güney Kıbrıs yönetiminin Türkiye’ye yönelik tutumu ön plana çıkıyor. Bunun yerine 1200 kilometrelik hat konuşuluyor. Türkiye dışında ayrı bir koridor yaratmak istiyor Güney Kıbrıs. Ama bunun maliyeti çok yüksek ve cazip görünmüyor.

Bölgede enerji koridoru için Türkiye’siz bir formülün olmayacağının herkes farkında. Herkesten kendi menfaatleri için değil dünya menfaatleri için formül beklenmektedir. Olaya ekonomik değil siyasi bakıyorlar. Bundan vazgeçmeleri lazım.

Yeni sondajlar yolda

Rumların tavrına bakışınız nedir?

Biz Doğu Akdeniz barış denizi olsun istedik. Bu yönde adımlar attık. Paylaşımdan, adil yaklaşımdan hareket ettik. Ama Rum komşularımız bunu yapmadı.
Doğal gaz aramalarında tek taraflı adımlar attılar. Kıbrıslı Rumların, uluslararası aktörleri de yanına alarak attıkları adımları yakından takip ediyoruz. Bizim de sondaj ve sismik araştırma gemilerimiz Doğu Akdeniz’de yerini aldı. Şimdi de Fatih gemimiz gerekli araştırmaları yapacak.

4. sondaj çalışması yapılıyor. 2020 yılında da 5 sondaj daha yapılacak. Doğu Akdeniz’de, Mavi Vatan’da doğal gaz varsa, bulacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Uluslararası şirketler de dikkatli davranmak zorunda. Rumların oyunlarına gelerek, atacakları adımlar kendilerine pahalıya patlar. Kimse, bölgede Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin haklarını gasp edemeyecek. Bunu göze almasınlar, bedeli mutlaka ağır olur

KKTC azınlık değildir

Güney Kıbrıs’a mesajınız nedir?

Güney Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıs Türk halkını kendi azınlığı olarak görmektedir. Bundan vazgeçmeliler. KKTC azınlık değil başka bir Cumhuriyet’tir.
Artık bu işin devletten devlete bir anlaşma olduğunu kabul etmeleri gerekiyor. Bu adada 2 devlet olduğunu görmeleri lazım. Bu herkes tarafından kabul edilmelidir.

GERİ ADIM ATMAYIZ

Batı ülkelerinin yaklaşımı için ne düşünüyorsunuz?


Batı, bölgedeki hakimiyeti Türkiye dışında kurmaya çalışıyor. Ama hal şunu gösteriyor ki, Türkiye’siz bu bölgede bir arayış olmaz. Türkiye’nin bu bölgede mutlak şekilde olması gerekir.


Ana vatan Türkiye’nin de ‘mavi vatan’ dediğimiz bu bölgenin içinde bir ekonomik alana sahip olduğu görülmektedir.
KKTC’den doğan haklar da var. KKTC adanın yüzde 36’sına sahiptir. Bundan dolayı kendi kara sularına ve münhasır ekonomik bölgesine giren alanlar mevcut. Bu alanları değerlendirmek KKTC’nin elinde. Bunu ana vatan Türkiye ile yaptığımız anlaşma ile değerlendirmiş durumdayız.

Güney Kıbrıs yönetimine 2 öneri verildi geçmişte. ‘Doğal gaz konusunu birlikte çözelim ve ihaleleri birlikte açalım. Yatırımları birlikte tasarlayalım, bunda her iki toplumun da hakkı var’ dedik. Bu sadece parasal hak değil, mavi vatan dediğimiz geçen sınırlarda da mevcut. Münhasır ekonomik bölge sınırlarında da mevcuttur.

Türkiye’miz göstermiştir ki bizden aldığı lisanslarla denizlerde sondaj yapacak 7. ülke olarak adını yazdırmıştır. Bu zenginliklere sadece parasal olarak değil sınırsal olarak da coğrafik olarak da sahip çıkma kabiliyeti gösterdik ve göstermeye devam edeceğiz.

Bundan da hiç bir şekilde geri adım atmayacağız.

MARAŞ VAKIF MALI

Kapalı Maraş için nasıl bir formül düşünülüyor?

Orası 1974 yılından beri kapalı. Burada yakın zamanda bir değişim olacak.

Bu değişimin içinde bir anlaşma yapılacak. 45 yıldır görüldü ki orayla ilgili bütün deneyimler boşa çıktı. Kapalı Maraş için ‘Türkler işgal etti’ denildi... İşgal altında değil.

Güney Kıbrıs sayesinde orası hiç bir zaman açılamadı. Güney Kıbrıs’ın sadece gücün kendisinde olduğunu paylaşma arzusunda olmadığını görüyoruz. Güney Kıbrıs’ta yaşayanların mallarını alabilmeleri için başvurma durumu var. Bir komisyon var. Envanter çalışmasından sonra bu insanların gelip başvurmaları ve mallarının değerlendirilmesi, toprak kiminse tespit edilmesi noktasında yoğun bir çalışma devam ediyor.

Bu çalışmanın başında envanter incelendiğinde toprak Osmanlı Vakıf malı, üzerindeki binalar farklı olabilir. Bunların belirli bir şekilde değerlendirilmesi lazım. KKTC kontrolü altında bu toprakların yeniden kullanıma açılması gerekmektedir.

Ambargo ve izolasyon artık bitmeli

Mavi vatan savaşı nereye gidecek, süreç nedir?

Bu süreç Kıbrıs meselesi ile de bağımlı. Ama dünyaya göre önemli olan bu bölgedeki zenginlik. Dünyanın bu kısmında yeraltı kaynaklarını yeryüzüne çıkarıp da ekonomik gelişmişlik için tüm imkânları kullanacaklar.

Bu kaynaklar ana vatan Türkiye üzerinden doğal gaz hattıyla götürülmelidir. Ana vatan Türkiye ile bu konuda hiç bir şekilde ayrılmadık. Et ve tırnak gibiyiz. KKTC Türkiye’ye bağlı olarak yaşamını sürdürdü.

Mavi savaşın barışa çevrilmesi için dünyaya çağrınız nedir?

KKTC’de bir halkın 50 yılı aşkın bir süredir haklarını savunabilmek için uğraştığını görmeleri gerekir.

En az 400 yıldır yaşıyoruz

Bu hak sadece siyasi olarak değil ekonomik olarak da ortaya çıkmalı. Artık ambargoların ve izolasyonların şaka gibi bir olay olduğu ve konuşulmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu adada yaşayan bir avuç insanın ona göre değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu topraklarda yüzyıllardır olan varlığımızın da kanıtıdır bu.

Osmanlı, Rumlara bu adada yaşamlarını sürdürmelerine her zaman imkan sağlamıştır. Bugün ecdadımız tarafından verilen hakkın bugün bize karşı haksızlık olarak kullanılmasına müsade etmemek gerekir. Kıbrıs adasındaki Türklerin yaşamı 1571 öncesinden başlayan ve bugüne gelen bir süreç. Türk halkının bu adada en azından 400 yıldır yaşadığını herkes görmelidir.