Enflasyon verisi ve faiz kararı...

8 Temmuz 2019

2014 - 2015 yıllarında ‘yüksek enflasyonun sebebi yüksek faiz’ tezinin ısrarla savunulduğu dönemde “faizleri yüzde 3’e indirelim” önerisi getirmiştim.

Daha sonraları eski Merkez Bankası başkanlarından Durmuş Yılmaz “sıfıra” indirelim önerisi getirmişti... Hep birlikte görelim, düşük faiz ortamı yatırıma mı, yoksa tüketime mi gidiyor, döviz kurları ne oluyor deneyelim demiştim. Umarım yeni Merkez Bankası Başkanı ve ekibi bu önerileri yeniden hatırlamayacaklardır.

Piyasaların yeni başkandan merakla bekleyeceği bir konu da Merkez Bankası kaynaklarına başvurmanın en kestirme yol olduğunu düşüncesine karşı nasıl bir tutum içinde olacağı.

Çetinkaya döneminde 2018 yılı kârının Hazine’ye aktarılması iki - üç öne çekilmiş, yakın zamanda da Merkez Bankası’nın bilançoda yer alan yedek akçelerinin de Hazine’ye aktarılması için kanun teklifi gündeme gelmişti. Bunların üzerine Hazine’nin doğrudan Merkez Bankası kaynaklarından fonlanması veya geçtiğimiz yıl tartışılan ve piyasaların hiç de sıcak bakmadığı kamu bankalarının ihraç ettikleri menkul kıymetlerin Merkez Bankası’nda repo işlemlerine konu edilerek bu bankalara likidite sağlanıp sağlanmayacağı dikkatle izlenecek.

Beklenti ne yönde?

Geçtiğimiz hafta açıklanan ve beklentilerden daha iyi gelen ve yüzde 0.03 artan haziran ayı tüketici fiyat endeksi (TÜFE) rakamı sonrasında yıllık TÜFE artışı yüzde 18.71’den yüzde 15.72’ye geriledi.

Benzer şekilde aylık üretici fiyat endeksi (ÜFE) de yüzde 0.09 yükselirken yıllık ÜFE yüzde 28.71’den yüzde 25.04’e gerilemiş. Bu enflasyon verisi sonrasında Merkez Bankası’nın 25 Temmuz’da yapacağı PPK toplantısından bir faiz indirimi beklentisi artmıştı. (Yeni başkan ile bu indirimin daha yüksek olması beklenecektir!)

Faiz indiriminin (ve de düşen kurların) banka bilançolarına olumlu yansıyacak olması Borsa İstanbul (BİST) tarafında bankacılık sektörüne alım getirdi. Son birkaç haftadır BIST’in yükselişindeki önde giden sektör bankacılık idi.

Yazının devamı...

G-20 rahatlama getirecek

1 Temmuz 2019

Geçtiğimiz hafta Japonya’nın Osaka kentinde yapılan G-20 liderler zirvesinden hem küresel piyasaları, hem de bizim piyasalarımızı rahatlatacağı “düşünülen” haberler geldi. Düşünülen diyorum, zira bu haberlerin ete - kemiğe bürünmesini görmek gerekiyor.

Küresel anlamda ABD ile Çin arasında iki ay kadar önce duran “ticaret savaşı görüşmelerine” yeniden başlanması konusunda mutabakata varıldığı açıklandı.

Her ne kadar bir anlaşma olana kadar köprülerin altından çok su akacak olsa da en azından tarafların masaya geri dönmeleri piyasaları bir nebze de olsa rahatlatacaktır.

Erdoğan - Trump zirvesi sonrasında Trump’ın yaptığı basın toplantısında Obama döneminde Türkiye’nin, ABD’den Patriot füze savunma sistemini defalarca almak istediğini ancak Obama yönetiminin bir NATO müttefikine bunu satmadığını, Türkiye’nin de güvenliği için S-400 sistemini Rusya’dan almak zorunda kaldığını açıkladı.

Konu henüz daha çözüme kavuşmamış olmakla birlikte bu konuda da görüşmelerin sürdüğünü açıklaması bizim piyasalarımız açısından da olumlu olarak algılanacaktır. Ancak bu olumlu havayı bir ralliye dönüştürecek bir durum olmadığını da belirtmekte fayda var. Zira Trump tek başına ABD’nin dış politikası konusunda karar verici değil. Bir yandan Trump’ın olumlu söylemleri piyasa tarafından satın alınırken, başta Pentagon olmak üzere “diğer Amerika’nın” da ne diyeceği önemli olacak.

İran’la yeni sayfa

Hafta sonunun önemli gelişmelerinden bir diğeri de Almanya, Fransa ve İngiltere’nin (Avusturya, Belçika, Finlandiya, Hollanda, Slovenya, İspanya ve İsveç’in de desteklediği); İran ile yapılan nükleer anlaşmanın devamı adına; ABD yaptırımlarından kaçınmak amacıyla kurdukları INSTEX’i (Instrument in Support of Trade Exchanges) hayata geçirdiklerini ve ilk işlemlerin yapılmaya başlandığını duyurmaları oldu.

Yazının devamı...

Bayram havası devam eder mi?

10 Haziran 2019

Bayram tatilinde bizim piyasalarımız için Ramazan bayramının yanı sıra bir başka bayram daha yaşandı. Dolar/TL kuru 5 Haziran Çarşamba günü 5.6623’e kadar geriledi. 5.6440’dan geçen 200 günlük Basit Hareketli Ortalamaya (BHO) oldukça yakın seviyeden yeniden yükselen dolar/TL kuru geçtiğimiz Cuma günü bizim piyasalarımız açıldıktan sonra, haftayı 5.8270 seviyesinden kapattı.

Bayram tatili sırasında derinliğin az, likiditenin sığ olduğu, yerel katılımcıların neredeyse hiç olmadığı bir ortamda yaşanan bu düşüş, piyasaların normal akışına dönmesi ile birlikte 31 Mayıs kapanışına geri dönerek “boşluğunu kapattı”!

Düşüşte ne etkili oldu derseniz, artık Fed’in bu yıl içinde bir faiz artışını geçip, bir faiz indirişine gideceği beklentisinin ağırlık kazanması en önemli faktör gibi görünüyor.

Fed’in yanı sıra geçtiğimiz hafta Draghi’nin de faizleri 2020 yılının ilk yarısına kadar düşük tutabilecekleri (Her ne kadar o tarihte yeni bir ECB Başkanı olacaksa da!) söylemi piyasaların yeniden “bedava para dönemine” dönülüyor hülyalarına kapılmalarına neden oldu.

Cuma günü ABD’de açıklanan Tarım Dışı İstihdam verisi de bu hayalleri güçlendirdi. 175 bin kişilik artış beklenen TDİ verisi 75 bin kişilik artış olarak açıklanırken; yüzde 3.6 olarak korunan işsizlik oranına karşın, yüzde 0.3 artması beklenen ortalama saatlik ücretlerdeki artışın yüzde 0.2’de kalması faiz indirimi beklentisini kuvvetlendirdi.

Beklentilerin etkisi

Düşecek dolar faizi beklentisi; doğal olarak doların değerini düşürürken, altın başta olmak üzere (altına ayrıca aşağıda değineceğim!) dolar karşısındaki emtia ve para birimlerinin değer kazanmasına neden oldu.

Gelişmiş ülkelerdeki düşen faiz oranları yeni bir parasal genişleme anlamına geliyor. Böylesi bir parasal genişlemenin gelişen ülkelere de yeniden “nur yağmasına” sebep olacağı beklentisi Türk lirasını da değerlendirirken, geçtiğimiz Cuma günü Borsa İstanbul BIST 100 endeksi günü yüzde 3.83’lük yükselişle 98.809 puandan kapanmasına neden oldu.

Yazının devamı...

DÜNYA PİYASALARI HAREKETLİ

27 Mayıs 2019

Küresel ekonomide hareketlilik devam ediyor.

Dünya Ticaret Örgütü (WTO) martta dünya ticaretinin yüzde 0.5 arttığını söylese de Çin ve Avrupa tarafından gelen haberler, özellikle de G. Kore’den teknoloji ihracatındaki düşüşler nedeniyle Kore won’unun değer kaybı, Huawei haberleri iyimser haberleri gölgeliyor.

Trump’ın 200 milyar dolarlık Çin’den yapılan ithalata vergiyi yüzde 10’dan yüzde 25’e yükseltmesi, Çin-ABD ticaret savaşlarının değişik mevzilerde sürüyor olması bir yandan ABD borsalarını düşürürken, diğer yandan küresel büyümedeki endişeler başta petrol ve bakır olmak üzere temel emtia fiyatlarını da geriletiyor. (Mısır ekim ve iklim koşullarından dolayı yükselerek, diğerlerinden ayrıştı!)

Brexit...

Theresa May’in 7 Haziran’dan geçerli olarak istifa etmesi ile birlikte Muhafazakâr Parti’deki halefinin kim olacağı, yerine gelecek kişinin May’in başaramadığı neyi başaracağı tartışmalarını başlattı.

Boris Johnson’un önde giden adaylardan biri olduğu ki Brexit için mücadelesi ile hatırlanıyor; liderlik yarışından “anlaşmasız ayrılık” taraftarı bir adayın ipi göğüsleyebileceği ihtimali İngiliz pound’unu vurdu.

Geçtiğimiz hafta içinde dolar karşısında 1.2605’e kadar gerileyen pound/dolar paritesi haftayı 1.2710 seviyesinden kapatmayı başardı. Teknik olarak aşırı satım bölgesinde olan bu paritenin adayların belirmeye başlaması ile kısa süreli olarak toparlaması, May’in halefinin ve izleyeceği politikaların netleşmesinin zaman aldığı durumda ise ocak başında test edilen 1.2440 seviyelerinin yeniden test edilmesi ihtimalinin arttığını görebiliriz.

Yeni kararlar nasıl etkiler?

Yazının devamı...

VİOP’ta sistemik risk var mı?

13 Mayıs 2019

Geçtiğimiz hafta TCMB’nin ağustostan bu yana dövize “fiyat satışı” ile müdahale etmek için kullandığı Vadeli İşlem ve Opsiyon (VİOP) piyasasında yaptıklarına değinmiştim.

Artık döviz piyasalarının en önemli “araçlarından” biri haline gelen bu piyasada sistemik bir risk oluşuyor mu diye sorma ihtiyacı duydum.

Vadeli işlem piyasalarında, ilgili finansal ürünün ileri bir vadesinde (Forward) önceden belirlenmiş miktarda (Bizdeki dolar kontratlarında 1000 USD) finansal ürünü üzerine yazılmış olan bir kontratı alıp/satabiliyorsunuz.

Bunun için önceden nominal işlem tutarının yaklaşık yüzde 10’u kadar (ürünün likiditesine, oynaklığına bağlı olarak oran borsalar ve aracı kurumlar tarafından değiştirilebilir) bir teminat yatırmanız gerekiyor. Gün içinde ve/veya gün sonunda bir “Uzlaşma (Settlement) Fiyatı” belirleniyor. Bu fiyata göre zarar edenin zararı teminatından düşülüp; kârda olana aktarılırken, zararda olanın teminatını tamamlaması isteniyor. Teminat istenen zamanda tamamlanmazsa da kontrat, borsa (veya aracı kurum) tarafından tüm teminat kaybedilmeden önce (genellikle otomatik olarak) kapatılıyor.

Çoklu alıcı ve satıcının olduğu ortamda bu işlemler hayatın normal akışı içinde devam ediyor. Ancak son zamanda dolar kontratlarında Merkez Bankası’nın neredeyse nette tek satıcı olduğu durumda hayat normal akar mı? Ya da sistemik bir risk var mı sorusu gündeme geliyor.

BIST’teki ‘Günlük Uzlaşma Fiyatı’ üzerine bir hatırlatma

Seans sonu günlük uzlaşma fiyatı şu şekilde hesaplanır, en yakın fiyat adımına yuvarlanır:

a) Seans sona ermeden önceki son 10 dakikada tüm işlemlerin miktar ağırlıklı ortalama fiyatı,

Yazının devamı...

MERKEZ'İN VİOP OPERASYONLARI

6 Mayıs 2019

Ağustosta kurlarda yaşanan sıçrama ve “Rahip Brunson krizi” sırasında/sonrasında Merkez Bankası, Borsa İstanbul nezdindeki Vadeli İşlem Opsiyon Piyasası’nda (VİOP) önemli bir ‘katılımcı’ hatta ‘başrol oyuncusu’ oldu.

Son haftalardaki rezerv tartışmalarının öncesinde başlayan bu işlemlerle TCMB ‘dolar satmadan dolara müdahale’ ediyordu. Bunu nasıl yapıyordu derseniz, VİOP’taki dolar kontratlarında satıcı oluyordu.

Bu kontratlarda vade sonunda fiziksel dolar teslim edilmiyor, “fiyat teslim” ediliyor. Fiyat teslim ediliyor derken, ilgili vade sonuna; hatta kontratın varlığı sürdükçe (vadesi tamamlanana kadar) dolar kurunuzu; alış ya da satış yönünde, sabitleme imkanı var.

Geçtiğimiz cuma günü Mayıs 2019 kontratındaki son işlem 6.0610’dan gerçekleşmiş. Eğer kurların bu seviyenin üzerine çıkmasından endişe ediyorsanız, bu kontratı alarak kendinizi mayıs sonuna kadar(!) 6.0610’dan dolar kurunu sabitleme imkanına kavuşuyorsunuz.

Vade bitimine kadar kur bu seviyenin üzerine çıkarsa, yükseldiği fiyatlara kadar olan kâr, sizin aracı kurumdaki hesaplarınıza aktarılıyor. Siz 6.0610’a kadar olan kısmını kendi cebinizden, üzerindeki farkı da VİOP’tan gelen kısımla (Dolar gelmiyor, piyasa kuru ile sizin kontrat kurunuz arasındaki fark TL olarak ödeniyor) karşılayarak piyasadan dolar alabiliyorsunuz. Böylelikle siz kendi kurunuzu 6.0610’dan sabitlemiş oluyorsunuz.

Dolar yerine fiyat!

Peki TCMB bu kontratları nasıl kullanıyor derseniz. Merkez Bankası fiziksel olarak dolar satmak yerine “fiyatı” satıyor. Üstelik de Brunson krizi ve yerel seçimler öncesinde teorik fiyatın (Forward fiyatının) altında iskontolu satıyor. Vadesi geldiğinde; arada oluşan kâr veya zararı TL olarak netleştirdiğinden; herhangi bir döviz rezervi kullanmadan TL üzerinden dolara müdahale ediyordu.

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla misali bankalara da “Ben size ileri vadeli dolar kurunu ucuzdan sabitleme imkanı veriyorum. Siz de elinizdeki fazla dövizleri cari piyasadan satın ki; hem ihtiyaçlar görülsün, hem de kurlar yükselmesin” diyordu. Bu strateji Brunson krizi sırasında gayet güzel çalıştı. 625 baz puanlık faiz artışı ile gelen kur düşüşleriyle TCMB bu işlemlerden önemli miktarlarda kâr da elde etti.

Yazının devamı...

MERKEZ’İN SİNYALİ

29 Nisan 2019

Geçen hafta bizim piyasaları en yakından ilgilendiren konu, Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısıydı.

Toplantıdan politika faiz(ler)ini “sabit tutma” kararı çıktı. Toplantı sonrası açıklamada en fazla dikkat çeken, daha önce toplantı notlarında yer alan “ihtiyaç duyulması halinde ilave sıkılaştırma yapılacak” ifadesinin çıkması oldu. Genel ekonomik aktivite ve cari piyasa koşulları konusunda değerlendirmelerde ise önemli bir değişiklik olmamış.

PPK bu kararla faiz artışı/azalışı yapmak yerine, cari oranları korumayı tercih ettiğini beyan etmiş oldu. Açıklamaya göre, enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar ‘sıkı parasal duruşun’ korunmasına karar verilmiş. Ancak piyasalar bunu (13 Haziran veya 25 Temmuz’da yapılacak PPK toplantılarından birinde) ‘bir sonraki adım, faiz indirimi olacak’ şeklinde okudular ve karar sonrasında döviz kurlarında ekstra bir yükseliş yaşandı.

Gündemde ne var?

Gerçi kurlardaki yükselişin ardındaki tek sebep PPK kararı değildi. İstanbul seçimleri konusunda YSK’nın seçmen listelerindeki “kısıtlı” seçmenlerin ve sandık kurullarının incelenmesi yönündeki itirazlara dair kararını bu haftanın başına ertelemiş olması, TCMB’nin rezervleri ile ilgili endişeler, S-400/F-35 konularında henüz belirsizliğin devam ediyor olması kurdaki yükselişteki diğer önemli unsurlardı.

Geçtiğimiz hafta başındaki yazımda da tüm bu nedenleri sıralamış ve “... bahsetmiş olduğum risklerin ‘gerçekleşmesi’ durumunda ilk aşamada 5.9300, ardından 6.1850 - 6.2250 seviyeleri resmin içine girebilecek” diye yazmıştım. 5.88 seviyesinin sert bir şekilde geçilmesi ile geçtiğimiz perşembe günü 5.9808 seviyesine kadar bir yükseliş yaşandı, haftalık kapanış 5.9380 seviyesinden gerçekleşti.

‘Ispanak - ceviz’ endeksim ne diyor?

TCMB’nin Enflasyon Raporu 30 Nisan günü açıklanacak. Başkan Çetinkaya’nın sadece enflasyona dair söyleyecekleri değil, öncelikle rezervler ve bunların hesaplanması konusunda söyleyecekleri de önemli olacak.

Yazının devamı...

Para Politikası Kurulu ne yapacak?

22 Nisan 2019

Bu hafta finansal piyasalarımızı ilgilendirecek önemli konuların başında 25 Nisan Perşembe günü, MB nezdindeki Para Politikası Kurulu toplantısı yer alacak. Geçtiğimiz hafta Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’ın ABD ziyareti sırasında Trump ile görüşmesi, bu görüşmeye yakın bir zamanlama ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Patriot alımına dair görüşmelerin sürdüğünü açıklaması ve bu konuyla ilgili olan S-400’ler için bir çözüm bulunabileceğine dair haberler, ABD ile ilişkilerin yeniden rayına oturtulabileceği umudunu artırdı.

Piyasaları geçen hafta ilgilendiren önemli konuların başında İstanbul Belediye Başkanlığı mazbatasının Ekrem İmamoğlu’na verilmesi oldu. Mazbatanın verileceği haberiyle 17 Nisan’a 5.79’lu seviyelerden başlayan dolar/TL kuru, mazbatanın verilmesiyle birlikte 5.7060’a kadar geriledi. Ancak sonrasında piyasalara yayılan MB rezervlerine dair haberler kurlarda yeniden yükselişe sebep oldu.

Rezerv konusu

18 Nisan’da Financial Times’ın (FT) MB’nin kısa vadeli borçlanmalarını (swap aracılığıyla) rezervlerini yüksek göstermek için kullandığına dair haberi üzerine açıklama yapan MB; rezerv hesaplamalarının uluslararası normlara uygun hesaplandığını hatırlatırken, “Swap işlemlerinin rezervleri etkileyebileceğini(!)” kabul etmiş.

Rakamların şeffaf ve dürüst şekilde açıklanması MB ve TÜİK başta olmak üzere tüm kamu kuruluşlarının sorumluluğu, bir anlamda kamuya ve piyasalara karşı yükümlülükleridir. Piyasa katılımcılarının bu rakamlardan şüphe ettiği durumların ne gibi sonuçlar doğurabileceği; yakın zamanda Yunanistan’da, daha önceki yıllarda da Uzak doğu ülkelerinin bazılarında görüldü. Verileri farklı şekilde sunmak da kredibiliteyi olumsuz etkileyebiliyor. Bu amaçla uluslararası kriterler ortaya konulmuş ve ilgili kuruluşlar da bu kriterler/standartlara uyumlu veri açıklamakla yükümlüler.

Nasıl hesaplandı?

MB’nın swap işlemi doğrudan bir döviz satın alma değildir! Swap işlemi; bir süreliğine iki para biriminin el değiştirmesi, vade sonunda da orijinal para birimlerine dönülmesi demektir. Bu işlem ile tarafların döviz pozisyonları değişmez! Swap işlemi için dolar veren taraf, vade sonunda yeniden dolarlarını geri alacağını en başından bilir ve muhasebesini de buna göre yapar. MB’nın döviz aldığı ilk ayağı kayıtlarına döviz alışı, vadede ödeyeceği dövizi ise bilanço dışı yükümlülük olarak kaydetmesi, bir yanılsama yaratsa da piyasa katılımcılar ikinci işlemi ‘gerçek yerine oturtarak’ değerlemeyi yaparlar. FT’nin haberi de buna benzer bir hesaplamayı içeriyor.

Tartışma sürer mi?

Yazının devamı...