Hesaplanan enflasyon ve hissedilen enflasyon

Finansal piyasalar gerek içeride, gerekse de dışarıda geçtiğimiz haftayı olumlu tarafta kapattı. İçeride enflasyonun beklenenden düşük çıkması; olası yeni faiz indirimlerini beraberinde getirecek beklentisi, dışarıda da ABD - Çin arasındaki ticaret görüşmelerinin bu hafta yeniden başlayacağı beklentileri piyasaları ayakta tutan “temalar” oldu!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) eylül ayında TÜFE’nin yüzde 0.99, ÜFE’nin de yüzde 0.13 arttığını açıkladı. TÜFE’deki yüzde 1.3’lük beklentinin oldukça altında gelen bu veri sonrasında yıllık TÜFE geçtiğimiz aydaki yüzde 15.01’den, yüzde 9.26’ya gerilerken, yıllık ÜFE yüzde 13.45’den yüzde 2.45’e geriledi.

TÜFE - ÜFE arasındaki fark “eksi” 6.81 puan oldu. Farkın bu denli gerilemesinin ardında ÜFE’nin geçtiğimiz yıl ağustosta yüzde 6.6, eylülde de yüzde 10.9 aylık bazda artışının önemli etkisi vardı.

Baz etkisi ile bu yüksek rakamlar hesaplamalardan çıkıp, yerine daha düşük rakamlar girince, geçtiğimiz yılın hızlı artışlarının yerini, ÜFE’de bu yıl hızlı gerilemeler aldı!

Benzer şekilde TÜFE’deki gerilemenin ardında da “baz etkisi” olarak adlandırılan bu durumun, önümüzdeki ekim, kasım ve aralık aylarında geçtiğimiz yılın düşük verilerinin yerine, bu yılın görece yüksek verileri girdiğinde; yılı yeniden çift haneli rakamlarda kapatma ihtimalimiz yüksek.

Hayat pahalılığı

Enflasyon verilerinin açıklanması sonrasında piyasalarda ve sosyal medyada açıklanan enflasyon verisi ile “hissedilen enflasyon (= hayat pahalılığı)” arasındaki farkın büyüklüğü çokça tartışıldı.

Yıl başında enflasyon sepetinde yapılan düzenlemeler sonrasında 418 maddenin fiyatı; ay içinde çoklu fiyat alınarak değerlendiriliyor ve bu sepetin bir önceki ayın sonu ile ilgili ayın sonu arasındaki fark, aylık enflasyon oranı olarak açıklanıyor.

Ancak hepimiz bu sepetteki tüm ürünleri, aynı sepet oranları ile tüketmiyoruz. Bu nedenle enflasyon oranının bireylerin tüketim alışkanlık ve tercihlerine yansıması da doğal olarak farklı oluyor.

Sırf cinsiyetimizden dolayı dahi “hissedilen enflasyonumuz” farklı olabiliyor! (Tıraş bıçağının fiyatının artması kadınları hiç ilgilendirmezken, kadın pedi fiyatlarındaki artışlar da erkekler tarafından hissedilmez!). Bu işin teorik tarafı. Diğer yandan; sepet için seçilen maddeler, bu maddeler için alınan fiyatların menşei, fiyat alınan kaynakların “tercihleri” genel enflasyon sepeti üzerinde etkili olabiliyor.

Ispanak ve ceviz...

Benim “Ispanak-Ceviz” endeksimde de benzer bir durum yaşanıyor! Ispanağın işlenmemiş gıdayı, kabuklu cevizin de dayanıklı tüketim mallarını temsil ettiği, her hafta gittiğim pazardaki enflasyon endeksim de resmi enflasyona benzer hareket ediyor. Ispanağın “istikrarlı” seyretmesi, cevizde yeni mahsulün çıkması, öncesinde ithalatın olması fiyatların yatay/hafif yukarı seyretmesine neden oldu.

Buna karşın kabuksuz ceviz fiyatları çok daha hızlı yükseldi. İşin daha da ilginci benim yaş sebze ve özellikle de meyve için ödediğim para her geçen hafta arttı. Benim Ispanak-Ceviz endeksim düşük seyrederken, toplam pazar alışveriş harcamam (hissettiğim/yaşadığım enflasyon) çok daha fazla arttı.

Hesaplanan ile “hissedilen” enflasyon arasındaki farkın açılması veriler konusunda tartışmalara yol açması bir yana, işçi-işveren arasında yepyeni bir sorun daha ortaya çıkardı. Patronlar, ücretli çalışanlarına resmi enflasyon oranında zam yaptı diyelim. Çalışanların “nominal” gelirleri resmi enflasyon oranında artarken; harcanabilir gelirleri çarşı-pazar enflasyonu ile ücret artışları arasındaki fark kadar azalacak.

Yani çalışanların “reel gelirleri” gerilerken, iyi elemanını kaybetmek istemeyen işverenlerin bazı elemanlarına verecekleri ek zamlar, genel çalışma barışını tehdit edecek. Ya da iyi elemanlarını kaybedecek, bu da verimlilik tarafına yeni bir darbe vurabilecek.

Sonuç olarak enflasyonun hızlı çıkması da, hızlı düşmesi de dert! Daha da doğrusu enflasyonun varlığı bir dert!

Bu hafta piyasalar Suriye’yi fiyatlar mı?

Cumhurbaşkanı’nın hafta sonu açıklamaları Suriye için ABD ile hedeflenen mutabakatın henüz oluşmadığına, güvenli bölge için Türkiye’nin tek yanlı askeri harekâta başlayabileceğine işaret ediyordu.

Askeri harekât yapılmaz ise dolar/TL’de 5.6760 (50 günlük BHO) veya 5.6390 (200 günlük BHO) seviyelerine kadar geri çekilme görebiliriz.

Ancak kur cephesinde; teknik analiz çerçevesinde; yılbaşından gelen yükselen trend ve geçtiğimiz yılın ağustos zirvesinden gelen düşüş trendinin daralan açıları arasında sıkışmaya başlayan kurun önümüzdeki 1 ayda bir yöne kırılması ihtimali artıyor.

Yapısal reformalar içermeyen YEP sonrası bu ihtimalin aşağı yönde olması ihtimali azalırken, Suriye sebebiyle yukarı yönlü bir kur hamlesi ile 5.8870-5.9290 bandının ilk aşamada test edilmesi ihtimali artacaktır.

24 Ekim’deki PPK toplantısından da önemli bir faiz indirimi beklentisi piyasalara hakim. Kredi faizlerinin yıllık  yüzde 14’ün (nominal) altına indiği, 10 yıllık tahvil getirilerinin yüzde 13.82, iki yıllık tahvil getirilerini yüzde 13.58’den geçtiğimiz haftayı kapattığı piyasamız, teknik olarak 250 baz puanlık indirim daha fiyatlıyor görünüyor!

Suriye gerginliği ortamında; bono ve kredi faizlerindeki düşüş potansiyeli azalırken, BIST 100 cephesinde düşen faizlerin bankacılığa doping etkisinin azalmasıyla bir düzeltme ihtimali artacaktır.

BIST 100’deki olası bir düzeltmede 23-24 Eylül’de oluşan 100.020-101.375 arası “boşluğun” kapandığını görebiliriz. Geçen iki haftada giren (geçen hafta bir kısmı çıkan) “hızlı paranın” sonraki tavrı önemli olacak. Daha uzun vadeli kalacak ise, bu boşluk kapandıktan sonra yukarı yönlü hareket yeni yüksekleri de getirebilir. Ancak yukarıda belirttiğim seviye; günlük/haftalık kapanışlar bazında; aşağı yönde kırılırsa 97.200-550 bandının test edilmesi ihtimali de artacaktır.