Bir şehrin hikayesi

Kars, Kafkasya’yı Anadolu’ya açan kapıdır, coğrafi konumu şehre ticari ve dini kimlikten öte ve önce stratejik askeri karakter sağlamıştır

Urartu döneminden cumhuriyete kadar tarihi boyunca başta kale ardından da tabya tipi askeri mimari yapılarının yoğunlukta olması Kars’ın asker kimliğinin göstergeleridir.

Her şeyin varlık nedeni olan kültürün yansımaları olarak gösterebileceğimiz dans, müzik ve edebiyat ürünlerinin de asker motifli olması şehrin askeri kimliğini doğrular durumdadır.

Kimi zaman bir geçiş yeri, çoğu zaman ise yarı göçebe halkların yerleşim yeri olan Kars’ta Azeri, Terekeme, yerli isimleri altında Türk boyları, Malakan olarak bilinen ve her zaman sevgiyle hatırladığımız Rus kökenli insanlar ve Kürt dostlar şehrin etnik yapısını meydana getiren renklerdir. Tüm bu alt kimlikler Kars’ta modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu mavi gözlü dev adam olan Mustafa Kemal Atatürk’ün misyon ve vizyonunu üst kimlik olarak özümsemiş durumdadırlar. Bu durumun önem arz eden tarafı şehre mutluluk, huzur ve kültürel zenginlik sağlamış olmasıdır. Alt kimlikler birbirlerini ne yok saymıştır ne de yıpratmıştır (küçük ölçekli istisnalar dışında) aksine birbirlerini renklendirmek için özellikle mizah yönlerini aktivite etmişlerdir.

40 yıl süren imar faaliyeti

1828-1829 Osmanlı - Rus Savaşı’nda kısa bir süreliğine dahi olsa Rus edebiyatının dev şairi Puşkin’i misafir eden şehir aynı yüzyıl içerisinde yeniden tekrar eden Osmanlı- Rus savaşında (1855 Kırım Savaşı) gazi unvanı alarak ünlü savunmasını tarihin her döneminde hafızalara yazabilmiştir. 1855 Kırım Savaşı’nın portresi bu defa bir şair değil General Williams’tır.

1877-1878 yıllarında meydana gelen Osmanlı - Rus Savaşı’nda yenilen Osmanlı, savaş tazminatı karşılığında Batum ve Ardahan ile birlikte Kars’ı da Çarlık Rusya’sına vermek durumunda kalmıştır. Rus askeri dış polikasında önemli bir stratejik şehir olan Kars nihayetinde ele geçirilince hemen Baltık mimarisi tarzında imar edilir. Kare ve diktörtgen şeklinde parsellenen araziler üzerine kısa zaman içerisinde dini, sivil ve özellikle de askeri mimari eserler yapılır. Ve bu kalıcı yerleşim imar faliyetleri kırk yıl devam eder; 1917 Bolşevik devrimi sonrasında ise dönemin konjonktürü neticesinde Kars ve Ardahan Kazım Karabekir Paşa vasıtasıyla Anadolu topraklarına yeniden dahil edilir. Bu yılların öne çıkan portresi ise mistik düşünür Gürciyev’dir.

Ne uykusuz ne de uzakta

Çok kültürlü yapısı ve farklı kültürlerin iç içe geçmiş mimari eserleriyle dikkatleri üzerine çekmeyi uzun yıllardan beri bekleyen Kars’ın bu sessizliğini Cemal Süreya şu şekilde dile getirmişti: “Beyaz, uykusuz ve uzakta”. Ancak çocukluğumun mutlu ve özgür düşünceli şehrine kültür ve sanat gözü ile bakmaya başladığımız son 13 yıldan itibaren Kars artık ne uykusuz ne de uzaktadır. Beyaz kimliğini elbette kristal yağan kardan alan şehir tek mevsimliktir. İlbahar, yaz ve sonbahar bu şehirde kendini gösteremez. Lakin başka hiçbir şehir de Kars’ta olduğu gibi kış mevsimini bu denli hikaye haline getirememiştir. Kış her yerde soğuktur; Kars’ta ise kış mevsimini dans, müzik ve edebiyat ısıtır.

Değerli dostlar bu yazı ile birlikte dört hafta boyunca affınıza ve sabrınıza sığınarak Kars şehrini konu edeceğim. Çünkü kültür vasıtasıyla uykusundan uyanan, herkes ve her yere artık çok yakın olan şehrimiz ne yazık ki nitelikten uzak turizm ve onun figüranları tarafından yeniden çok uzun bir uykuya yatırılma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Kars bir kültür şehridir; kültürün tüm değerlerini özümsemiş turizmcilerle yakalamış olduğu ivmeyi koruyabilir ve sürdürebilir; kültürden bihaber kurum ve kişilerin ekonomi odaklı istek ve yatırımları şehri tüketir, ahlakını zedeler.

Bu bağlamda amacım şu an Kars’ın karşı karşıya kaldığı ve ne yazık ki Anadolu’nun da 1970’lerden itibaren içerisinde bulunduğu temel kültür sorununun turizmle bağlantılı durumunu ele almak, çözüm bulmaktır.