Eskimeyen öğretiler

Nasreddin Hoca’nın fıkralarında çözümlenmesi gereken birçok öğreti ve nasihat bulunur.

Ana tanrıça Kibele’nin kült merkezi olan Pessinus antik şehrinin günümüzde hemen yanıbaşında Sivrihisar kasabası bulunmaktadır. Pessinus deyince bin yüzyıllar süresince Kibele ve onun iğdiş edilmiş rahipleri aklımıza gelirdi. Aynı bölgede MS. 13. yüzyıldan günümüze kadar da Sivrihisar denilince yüzümüzde beliren tatlı tebessümün kaynağı Nasreddin Hoca gelir.
Sivrihisar’ın Hortu Köyü’nde doğan Nasreddin Hoca, Hz. Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi Evran ve Yunus Emre başta olmak üzere birçok sufinin çağdaşıdır. 1284 yılında Akşehir’de vuslata eren hoca, almış olduğu disiplinli medrese eğitimini mizahi yönü ağır basan meşrebi üslubuna göre içerisinde yaşadığı topluma öğretici bir şekilde aktarmıştır.
Günümüzde fıkra başlığı altında dilden dile anlatılan nüktelerinin içerisinde çözümlenmesi gereken bir çok nasihat ve öğreti bulunmaktadır. Hem alim (Bildiğini ve bilmediğini bilen) hem de alimliği gereği arif (Anlayan ve anlayabildiği kadarıyla da anlamlandıran) olan hocanın yüzlerce diyaloglarından birkaç örnekle bu pazar biraz gülümseyeceğiz ve aynı zamanda da elbette düşünce dünyasının derinliklerine inebileceğiz.
Nasreddin Hoca eşeğini kaybeder; çarşıda yana yakıla eşeğini ararken “Kim eşeğimi bulursa onu bulana bağışlayacağım” der.
Ahali “Hoca, bulunduktan sonra bağışlayacaksan aramana ne gerek var?” şeklinde alay ederek sorar.
Hoca: “Ey ahali siz bulmanın tadını bilseydiniz beni anlardınız...”
Her kim bulma ve kaybetme anında sükuneti korumayı öğrenmek istiyorsa kaybetmeyi ve akabinde de bulmayı öğrenmelidir.

***

Nasreddin Hoca’ya “Adam olmanın yolu nedir?” diye sorarlar.
Hoca “Kulak” diye cevap verir ve ardından “Bilenleri konuşurken can kulağıyla dinlemek fazilettir. Her kim bu fazileti elde ederse o zaman kendi söylediği sözleri de işitebilme makamına erişir.”

***

Hoca’ya “Deniz suyu neden tuzludur?” diye gereksiz, bilgi noksanlığı had safhada olan bir soru sorulur.
Hoca “Balıklar kokmasın diye” cevaplar elbette. Bilginin derinliği sorulan soruların niteliğiyle
doğru orantılıdır.

***

Hoca yolda adamın birinin yanına yaklaşır ve bir müddet sohbet edip oradan ayrılır. Adam hocanın arkasından kim olduğunu sorar.
Hoca “Ben de seni bilemedim” der.
Adam: “Az önce yanıma gelip konuştun ya...”
Hoca: “Kaftanın kaftanıma sarığın sarığıma benziyordu, ne bileyim ben seni kendim sandım!”

***

Hoca çok şiddetli bir yağmur vakti pencerenin önünde dışarıyı seyreder. Komşusunun koşa koşa eve girmeye çalıştığını görünce, ” Komşum neden Allah’ın rahmetinden kaçıyorsun?”
diye takılır.
Ertesi gün komşu yağmurlu bir havada dışarıyı evinin penceresinden hocanın dediğini düşünerek izlerken bu defa hocanın koşa koşa evine doğru gittiğini şaşkınlıkla görür ve hemen hocaya sorar:
”Hoca hani Allah’ın rahmetinden kaçılmazdı?”
Hoca: “Biz Allah’ın rahmetinden kaçmıyoruz, rahmete basmamak için acele ediyoruz.”