‘AŞK ZAMANI’ BİZE BALAYI YAPTIRMADI

Eklenme Tarihi28.08.2015 - 22:06-Güncellenme Tarihi28.08.2015 - 22:06
 Evlendin ve hemen ardından sete geldin. O yüzden evlilik nasıl gidiyor diye sormak saçma olabilir, ama yine de sorayım.
Çok güzel gidiyor, ama üç gün baş başa kalıp sete geldiğim için bir şey anlamadım. Öykü de çok üzülüyor, ama ‘Mecbur çalışmak zorundayız’ dedi. Balayı yapamadık. Şayet dizimiz reyting yüzünden erken final yaparsa o zaman bir fırsat doğar ve balayına çıkarız. Aksi takdirde kışa kalacak balayımız.
 ‘Kalktı’, ‘Kalkacak’ söylentileri demoralize ediyor mu sizi?
Tabii ki ediyor. Etmez olur mu? Mayasına çok inandığım bir işti. Ana hikaye çok doğruydu. Sadece dizi izleyicisine sezdiremedik işi. Başka yerlerde ufak tefek hatalar yapmış olabileceğimizi düşünüyorum. 
 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la samimiyetin nedeniyle belli bir kesim cephe almış durumda size. ATV ve TRT dışındaki kanalların bir dışlaması söz konusu mu sizi?
Hayır... Örneğin şu anda dizimizin  reytinglerinin çok iyi olmaması nedeniyle son bir ayda 3 - 4 yapımcı ve kanaldan teklif aldım. Aynı zamanda isteseydim başka şeyler de olurdu, ama ben kendimi bilen bir insanım. Bu süreci profesyonel anlamda çok iyi yönetemediğimi düşününenler olabilir, ama vicdanen baş başa kalma, dostumu düşmanımı tanıma, susmaktaki soyluluk adına doğru bir davranış içinde olduğumu düşünüyorum. En azından bu süreçle ilgili.
 Yavuz Bingöl şarkıcılık ve dizi oyunculuğunun yanı sıra filmlerde de rol alan bir yıldız. Ufukta var mı yeni film projesi?
İki tane kendi projem var. Biri dram, biri komedi. Ekim sonu kasım başı gibi belki komediye ‘Motor’ diyeceğiz. Gençlik yıllarında kurduğum düğün orkestram vardı. 
O dönemde yaşadığımız komik şeyleri yazdım, onu film yapacağız. Bir de annemin dikiş makinesinden yola çıkarak yazdığım ‘Makas’ adında bir hikayem var. Ona da şubat 
ayında bir haftalık set koyup kış sahnelerini çekeceğiz. Temmuzda da kalanına devam edeceğiz. 
 Yavuz Bingöl adına açtığınız okul nasıl gidiyor?
Açılışını yaptık, kızım var başında, ama ben işlerimden fırsat bulup ilgilenmeden öğrenci sayısı çoğalmayacak gibi… İnsanlar beni görmek istiyor; derste, sınıfta…
 
‘TAYYİP BEY’E SAYGIM SONSUZ’
 Cumhurbaşkanı’yla samimiyetin belli çevreler tarafından acayip eleştirildi. İnfaz bile ettiler seni diyebiliriz. Birincisi bu işlerini olumlu ya da olumsuz yönde etkiledi mi?
Önce onu söyleyeyim; ben bir gece yatıp sabah Ak Partili kalkmış değilim. Bütün Cumhurbaşkanları nezdinde söylüyorum benim o makama saygım var. Ayrıca Sayın Tayyip Bey’in de siyasi kariyerine saygım sonsuz. 
Bir röportajda söylediğim şey bilerek, isteyerek art niyetli şekilde kullanıldı. Öyle anlaşıldı. İnsan hata yaptığı zaman geçerli olan nedir? Özür değil midir? İlk gün yanlış anlaşıldığım için özür dilememe rağmen, bu linç kültürüne devam ettiler. Benim bu konuda vicdanım çok rahat. Siyasi röportaj olarak ilki değildi bu. 
Daha önce de Ak Parti’nin icraatlerine ilişkin beğendiğim ve beğenmediğim yönlerini anlattığım birçok röportaj vardı. Nedense bundaki bir cümleyi farklı bir noktaya çektiler. Ama insanların çoğu benim ne demek istediğimi biliyor Allah’tan. 
Özellikle Gezi’den sonra toplumun siyah - beyaz diye ikiye ayrılmasından çok rahatsız olduğum için o röportajı vermiştim. Deyim yerindeyse gri bölgedeki insanların yaşama hakkı, fikir beyan etme hakkı yok mu? diye düşüncelerimi anlatmıştım. Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanı’yla ilk kez de bir araya gelmedim. Barış Süreci’nde birçok kez görüştük. Öykü de ben de bu konuda özellikle ailem, kız kardeşim, annem ve kızım çok üzüldüğü için artık bir şey söylemek istemiyorum. Ne demek istediğimi bildikleri halde bu şekilde ağır hakaretler, tehditler ve küfürler ettikleri için gönlüm kırıldı. 
Bu ülkede 30 yıla yakındır müzik yapıyorum. Binin üzerinde konser verdim. Barışın ve kardeşliğin altını çizmediğim tek konserim yoktur. Beni en çok üzen, dost diye düşündüğüm insanların ve ailemden birkaç ferdin beni yalnız bırakmaları. 
Oysa barış, kardeşlik ve dayanışma adına yaptığım onlarca güzel şey var, onların dillendirilmesini isterdim. Belki bu da iyi oldu bu süreçte gerçekleri görmem adına.
90’lı yılların karanlık günlerinde sokak ortalarında faili meçhuller varken gazeteler bombalanırken, Sapanca - Adapazarı - İstanbul üçgeninde insanlar infaz edilirken, milyon dolarlarla bazı gazetelerde genel yayın yönetmenliği yapanlar, Kürt sorunuyla ilgili tek satır yazmazken alanlardaydım ve  barış adına onlarca konser verdim. Hatta Samsun konse- rindeki konuşmam nedeniyle DGM’de yargılandım. Bugün bu arkadaşlar marjinal kanallarda solcu olarak geçiniyorsa ben de Fidel Castro’yum.
 
‘ENİNDE SONUNDA BARIŞ KAZANACAK’
‘Bizim kuşağımız acı ve gözyaşının içine doğdu. Onun içinde büyüdük. 
30 yılı aşkın süredir yaptığım etkinlik ve konserlerde barışın ve kardeşliğin altını çizmemden daha doğal ne olabilir! Bu ülkede Türk veya Kürt fark etmez. Ölen her genç bizim. 10 yıldır Barış Süreci’ni tabir yerindeyse kaşıkla tünel kazarak sürdür-meye çalıştık. Ama bir anda açtığımız barış tüneline dozerler girip yok etti. 
Üç yıldır bir şehit gelmemesi veya dağda bir Kürt gencinin ölmemesinden daha önemli neyi var bu ülkenin? Bizi asla 90’lı yılların karanlığına geri döndüremeyecekler. Eninde sonunda kazanan barış için savaşanlar olacak!
‘Bitti, bitecek’ söylentileri gerçek çıktı!
ATV’nin ‘yaz dizisi’ olarak başlattığı ‘Aşk Zamanı’nın reytingleri istenilen gibi olmayınca yapım şirketi, yönetmen ve senaristi değiştirdi. Ali Doğançay’ın yazmaya başladığı dizinin yeni yönetmeni Tarkan Karlıdağ oldu. Dizinin kadrosuna İpek Tenolcay ve Tuğçe Kurşunoğlu gibi iki yeni oyuncu katıldı. Şarkıcı Gülay, konuk oyuncu olarak kamera karşısına geçti. Ancak kadro yenilenmesi de ‘Aşk Zamanı’nı reyting canavarının elinden almaya yetmedi. 
Yavuz Bingöl ve Deniz Uğur’un başrollerini paylaştığı dizinin Köyceğiz’deki çekimlerine gittiğimde set ekibinde moraller bozuktu. Çünkü ekipte, ‘Dizi ha bitti, ha bitecek’ endişesi vardı. Köyceğiz’den İstanbul’a döndüm, Bingöl ve Uğur’la yaptığım söyleşileri kullanamadan Köyceğiz’den ‘kötü haber’ geldi. 
‘Aşk Zamanı’ bu akşam 9’uncu bölümüyle ekrana veda edecek...
 
HAYATIMIN ROMANI ‘DENİZ’ OLURDU
 ‘Aşk Zamanı’ Deniz Uğur’un kaçıncı dizisi?
Valla saymadım.
 İlk kez mi belediye başkanı olarak izliyoruz sizi. Bunun için bir ön hazırlık yaptınız mı?
Genel olarak toplumda lider olarak gördüğüm kadın figürlerini inceledim. 
Ama ‘Reyhan’ karakteri bana yakın biri, o nedenle çok zor olmadı.
 10 hafta nasıl geçti?
Sıcaktan ve yüksek nemden dolayı çok zorlanıyoruz. Ama çok güzel dostluklar oluştu. İstanbul’daki setlerde olmuyor bu samimiyet. Küçük bir kasabadayız. 24 saat bir aradayız. Renkli bir sosyal hayat da yok. Çekimler dışında bol bol muhabbet ediyoruz. O yüzden de çok kaynaştık.
 Setin olmadığı günlerde ne yapıyorsunuz Köyceğiz’de?
Çocuklarımın yanına koşuyorum. İkizler Bodrum’da tatilde. Buraya 1.5 saatlik mesafede. Bu projeyi kabul etmemin en büyük sebeplerinden biri o. Çünkü haftanın yarısını onlarla geçirebilme şansım var. Eğer yaz mevsimine denk gelmeseydi belki de kabul etmezdim. Çok özlüyor insan. Büyük oğlum anneannesiyle birlikte tatilde. Çekimler başladıktan sonra iki kere İstanbul’a gidebildim. 17 yaşında olduğu için ikizler kadar bana ihtiyaç duymuyor. Ama onu da ayrı özledim.
 Deniz Uğur’un hayatı roman veya film olsa adı ne olurdu?
‘Deniz’ olur. Bazen durgun, bazen çalkantılı. Hem iyileştiren, hem tehlikeli, riskli olabilen. Tam manasıyla deniz gibi… O yüzden adı ‘Deniz’ olurdu.
 Deniz Uğur’un yaşadıklarına dışarıdan baktığımda, “Allah çirkin şansı versin” sözü geliyor aklıma…Yanılıyor muyum yoksa?
Cevabım kaç bin vuruş olsun? (Gülüyor) “Allah çirkin şansı versin” sözü doğrudur. Ayrıca beni güzel bulduğunuz için teşekkür ederim. Belki biraz dikkat çekiyor, o yüzden kıskançlık, haset, nazar alabiliyorsunuz. Bu da güzellerin hayatını zorlaştırıyor. Ama bunun dışında kadersiz diyemem kendim için. Beni mutlu eden çok şey var hayatımda.
Bir kere üç muhteşem çocuk, annem, ailem ve sevdiklerim. Yanımda olan insanlar. Onun için hep şükretmişimdir.
Yaşadığım zor dönemlerde,  hayatımızı bir sınav olarak gördüğüm için o güçlüklerin de gerekli olduğunu düşünüyorum. Ruhumuzun tekamül etmesi gerekiyor bu dünyada geçirdiğimiz süreç boyunca.
Her insanın olduğu gibi tabii benim de vardır. Önemli olan hayattan dersler çıkarmak.
Yoksa dünyaya gelmiş olmanın ne anlamı olurdu ki başka!
 
 
‘Kaldırılan diziler yüzünden seyirci kanallara küsüyor’
 ‘Aşk Zamanı’nın parlak gitmeyen rey-tingleri yüzünden setteki herkeste bir gelecek endişesi hakim. Oyuncu olarak etkiliyor mu sizi, ‘Bitti, bitecek’ söylentileri?
Reyting işini ben biraz borsaya benzetiyorum. Yükselen ve alçalan puanlara bakılan… Aslında oyuncuların meslek alanının dışında bir sistem bu. 
Bizim üstümüze düşen görev; verilen karakteri en iyi şekilde canlandırmak.
Dizinin yayın gününe, saatine, PR stratejisine biz karar vermiyoruz. Senaryoyu biz yazmıyoruz. Bizim dışımızda çok unsur var. Reytinglerin oyunculukla bağlantısı yok. Aslında daha çok yapımcıları ve yancıları riske atıyor. 
Reytingi düşük diye kaldırılan diziler yüzünden seyircinin kanallara küstüğü yönünde gözlemim ve kanaatim var. İnsanlar tam bir diziyi seviyor, izlemeye başlıyorlar. Pat diye kaldırılınca da 
seyirci küsüyor. Kanallar bu şekilde seyirciyi soğutuyor.Biz ekranda olmasak ne olur?Tiyatro ve film yaparım kitlemle buluşurum. Sanatını icra etmek için aracı kuruma ihtiyacı yok aslında sanatçının. Reyting biz oyuncuların değil, yapımcıların ve yayıncıların derdi demem o yüzden. Elbette ki oynadığınız bir dizinin erken bitirilmesi üzücü, ama maalesef yapacak bir şey yok bizim açımızdan.
 
FOTOĞRAFLAR: Sefa Erdoğan