Müzedeki Pera Cafe

Pera Müzesi’nin kafesi hem dekorasyonu hem manzarası ile çok güzel bir yer. En ilginç özelliği, mekanın tam ortasında duran ve bir zamanlar Maria Callas’a ait olan piyano

Pera’da (İstanbul’un ünlü Tepebaşı semtinde) iki yüzyıllık bir binanın sokağa bakan zemin katında art deco koltuklarda oturarak çay, pasta veya hafif yemekler yemek, çay-kahve veya bir bardak şarap içmenin hoşunuza gidebileceğini düşünüyorsanız Pera Cafe’yi öneririm.
Tepebaşı’nda 1800’lü yılların sonunda Mimar Achille Manousso tarafından otel olarak tasarlanan ve uzun süre Bristol Otel olarak hizmet veren yapı, Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından satın alınmıştı. Mimar Dr. Sinan Genim ve Mimar Belma Barış Kurtel’in katkılarıyla da müzeye dönüştürüldü. Pera Müzesi’nde 2005 yılından bu yana farklı etkinlikler gerçekleştiriliyor.
Pera Cafe de işte bu müzenin kafesi. Pera Müzesi gibi çağdaş müzelerin hemen hepsinde bir kitap ve hediyelik eşya satış bölümü ile bir kafe-lokanta bulunuyor.
Pera Müzesi’nin kafesi genişliği, ferahlığı, dekoru, mutfağı, servisi ve Pera manzarası ile güzel bir yer.
Kurabiye tabağı, dilim pastalar 6 TL. Soğuk içecekler 3 TL. Sıcak içecekler 5 TL. Hafif yemek olarak, salatalar 8-10 TL. Makarna çeşitleri 14-16 TL. Peynir tabağı 15 TL. Bir kadeh beyaz veya kırmızı şarap 12 TL.
Pastalar, kurabiyeler ve yiyecekler kafenin mutfağında hazırlanıyor.
Kafenin özelliği, salonun ortasında duran piyano. Bu piyano 2004 yılında ölen İstanbul’un eski Yahudi ailelerinden, entelektüel, Cumhuriyet yazarı avukat Mordo Dinar’ın evinden çıkma, Maria Callas’ın piyanosu. Yiğit Okur Can Yayınları’ndan çıkan “Piyano” romanında işte bunu anlatıyordu. 

Çarşı izninde müze ziyareti

Ben bu piyanoyu Mordo Dinar’ın Kabataş Setüstü’ndeki evinde gören şanslılardanım. Mordo Dinar karımla beni, Dilek ve Metin Ar ile birlikte bir akşam yemeğine davet etti. Çok renkli, çağının ressamları, müzisyenleri ve entelektüelleri ile kişisel dostlukları olan bir kişi idi. Picasso ile dostluğunu anlattı. Picasso çizimli, nefis tabaklarda yemeklerimizi yedik. Arka odasında sakladığı, bir zamanlar Maria Callas’ın sahip olduğu ve kullandığı  piyanonun hikayesini anlattı.
O piyano Pera Cafe’nin orta yerinde  sergilenmekle kalmamalı. Umarım ki önümüzdeki kış mevsimi Suna ve İnan Kıraç, o piyano ile akşamüzerleri kafeye geleceklere müzik ziyafeti çekilmesini sağlarlar.
Pera Müzesi’nin ilk iki katında Suna ve İnan Kıraç’ın koleksiyonları devamlı olarak sergileniyor. Üst katlarda ise belli sürelerle ilginç sergiler düzenleniyor.
Pera Müzesi’nin çok güzel bir yayın programı var. Her sergi için kataloglar hazırlanıyor. Bugüne kadar 50’ye yakın yayın yapılmış. Bu yayınlar Pera Müzesi  hediyelik eşya bölümünde teşhir ediliyor ve satılıyor.
Bu yazının sonunda bu tür müzelere giderek artan ilgiyi gösterecek bir olayı anlatmak istiyorum. Pazar günü karımla bilet gişesi önünde giriş bileti alırken, dört genç gişeye yaklaştılar. “Biz askeriz. Askerlere bilet kaç para?” diye sordular.
Sergiyi gezerken gençlere yaklaştık. “Neden bu müzeye geldiniz?” diye sorduk. Anlattılar: “Biz İskenderun’da acemi eğitiminde arkadaş olduk. İstanbul’a değişik birliklere atandık. Çarşı izni günlerimizde daha önceden planladığımız müzeleri sırasıyla geziyoruz. Hem İstanbul’u tanıyoruz hem de görgümüz bilgimiz artıyor.”
Anlattıkları çok hoşumuza gitti. İstanbul’da nice insan, boş vakitlerinde ne yapacağını bilemez... Sergileri gezmek hiç akıllarına gelmez.