Soho House izlenimleri

İstanbul’un yeni kulübü Soho House’da yemek işinde yöreselliğe biraz fazlaca önem verilmiş. Neredeyse kendimi bir Anadolu aşevinde sandım. Burada fiyatlar ucuz ama seçim sınırlı...

İstanbul’daki eski Amerikan Konsolosluğu binası şimdilerde Soho House ismi ile bir kulübe dönüştü.

Her gazetede sayfa sayfa kulüpten söz ediliyor. Bizim gazetede Çağdaş Ertuna değişik yazılarıyla o kadar övdü ki kızımın okul arkadaşı başarılı bir genç yönetici, “Ben üyeyim. Misafir götürme hakkım var. Sizi yemeğe götüreyim” deyince, fırsat bu fırsat, okuyucularıma anlatacak bir Soho House hikayem oldu.

Nereye gittiğimi anlayabilmek için internette ön araştırmamı yaptım. Öğrendiğime göre Soho House bir kulüpler zinciri. Londra, New York, Berlin, Toronto, Şikago, Los Angeles ve Miami gibi şehirlerde 12 kulüp var. İstanbul’daki 13’üncüsü.

Üyelerin sınırlı misafir getirme hakkı var

Beyoğlu’ndaki eski konsolosluk binasını 1873 yılında Cenevizli gemi imalatçısı Ignazio Corpi inşa ettirmiş. Bu bina Palazzo Corpi diye anılırmış. Binanın İtalyan mimarı Giacomo Leoni, gül ağacından kapı ve pencere çerçevelerini, yerlerdeki Carrara mermerini, binanın tüm malzemesini İtalya’dan getirtmiş. Duvarlar ve tavanlar Yunan mitolojisinden sahneleri tasvir eden duvar resimleri ile süslenmiş.

Ignazio’nun ölümünden sonra binayı kiralayan Amerikalılar önce rezidans, 2003 yılına kadar konsolosluk binası olarak kullanmış. Amerikalılar oradan taşınınca binayı kiralayan Serdar Bilgili ve Ferit Şahenk ortaklığı, bahçeye 87 odalı bir butik otel ve bir lokanta kondurmuş, işletmeyi Soho House’a vermiş.

Soho House’a 27 yaşından küçükler yılda 650 avro, 27 yaşından büyükler 1.300 avro ödeyerek üye olabiliyor. Girişte kayıt ödemesi, her ödemede KDV var. Yurt dışındaki kulüplere de girebilmek isteyenler daha yüksek ödeme yapıyor. Soho House’a genelde sadece üyeler girebiliyor ama üyelerin sınırlı misafir getirme hakkı var (Amerika’da üye olmayanlardan her girişte
150 dolar alıyorlar).

Davet sahibim, “Siz erken gelmeyecekseniz ben önceden gideyim de size yer bulayım” dedi. Ben saat 20.00’de bembeyaz merdivenlerinden tırmanarak, demir kapısından Plazzo Corpi’ye giriş yaptım. Davet sahibi ismimi not ettirmiş. Kibarca buyur ettiler, yol gösterdiler.

O da nesi? Girişteki salonların tamamında oturacak tek bir koltuk, iskemle kalmamış. Meğer rezervasyon sistemi olmadığından erken gelen bulduğu yere oturuyormuş. Oturanlar kadar ayakta dolanan var. Davet sahibim, erken gelerek bana ve diğer arkadaşına yer ayırmış. Güzel
bir salonda güzel bir yerimiz var.

Mobilyalar antikacılardan derlenmiş, birbirine benzemeyen ama birbiriyle uyumlu parçalar. Yemek salonu yok. Her masada isteyen yemek yiyebiliyor. Ama masalar da farklı farklı. Sehpa gibi olanı, alçağı, yükseği, yuvarlağı, uzunu var. Bizim masamız üzeri marküterili, antika, nefis bir masa, oturduğum iskemle ise hasırlı
bir Thonet idi.

Güzel kızlar ve yakışıklı erkekler çoğunluktaydı

Ben salonun en yaşlısı durumundayım. Aşina olduğum tek bir Allah’ın kulu yok. Salonları dolduranlar 25-35 yaş grubu, çoğunlukla güzel güzel kızlar, yakışıklı yakışıklı erkekler. Kıyafetler spor ağırlıklı, sokak kıyafeti. Öyle kravatlı, siyah elbiseli erkeklere, siyah tayyörlü kadınlara rastlanmıyor. Ben kulübe gidiyorum diyerek lacilerimi çekmiş, ayakkabılarımı boyatmış, kravatımı bağlamıştım. Baktım ki benim gibi giyinmiş tek bir kul yok, etrafı rahatsız etmemek için usulca kravatı çıkardım. Cebime koydum.

Masamızla çok iyi bir servis elemanı ilgilendi. Daha önce Papermoon’da çalışmış olan Ercan Önder, yemekler ve şaraplar hakkında bizi bilgilendirdi. Markası bilinen kaliteli şaraplarımızın şişesi 150 lira dolayında. Şarabımızı seçtik. Usulü ile servis edildi.

Sıra geldi yemek seçimine... Soho House’larda yöreselliğe önem verilirmiş. Yemek işinde yöreselliğe biraz fazlaca önem verilmiş. Neredeyse kendimi bir Anadolu aşevinde sandım. Giriş yemekleri enginar çorba, mücver, humus, mercimek köfte, hellim tabağı, sucuk, pastırma, peynir üçlemesi, karalahana salatası, fırınlanmış karnabahar ve ızgara köfte... Fiyatlar 10 ile 25 lira arasında. Taş fırından patlıcanlı pide ve lahmacun var. 10 ile
13 lira. Ana yemekler türlü, mantı, kuzu incik, antrikot 30 ile 39 lira arasında. Balık olarak çupra ve levrek fileto 30-32 lira. Fiyatlar ucuz, seçim sınırlı.

Yemeklerin faturası, bir şişe şarabın faturasından azdı

Bizim antika masanın üzerine küçük tabakları dizdiler. Sepet içinde fırınından çıkmış iki küçük ponçik pide ile zeytin tabağı getirdiler. Paylaşmak için bir adet lahmacun, karalahana salatası, mücver, ızgara köfte ısmarladık. Izgara köfte iyi pişmemişti. Diğerleri idare ederdi. Yemeklerin faturası, bir şişe şarabın faturasından azdı.

Yemekten sonra davet sahibi binayı gezdirdi. Üst katta barın önü ve barın etrafındaki salonlar oturulacak yerleri ve ayakta durulacak alanları ile deyim yerindeyse “ağzına kadar” doluydu. Ancak “pardon, pardon” diyerek ilerlemek mümkündü. Çatıda küçük bir yüzme havuzu ile bir bar ve iyi havalarda oturulabilecek bir yemek mekanı var. Bazı bölümler henüz açılmamış.

Böyle bir kulübün piyano
barı olur, her akşam bir sanatçı piyano çalar bekleyişinde idim. Yokmuş. Bazı akşamlar canlı caz, bazı akşamlar disko müziği oluyormuş. Benim Soho House hikayem bu kadar. Bundan sonra olacakları Milliyet yazarı Çağdaş Ertuna bize anlatır.