PARTiNiN DE VEDANIN DA KISASI MAKBUL

16 Ekim 2012

Başlıktan da anlaşıldığı gibi bu bir veda yazısı. Milliyet Cadde’ye, parti ajanlığına ve siz Milliyet okurlarına...

Geç gelip erken kaçtığınız, tadında bıraktığınız, görmek istediklerinizle karşılaşıp diğerleriyle burun buruna gelmeden ortamdan sıvıştığınız, fonda o en sevdiğiniz parça çalarken yavaştan çıkışa doğru ilerlediğiniz geceleri hatırlayın. “Belki de en güzeli böyle” dediğiniz o partileri... Evet, partinin kısası makbul. Tüm gecenizi, hatta sabahınızı verdiğiniz, ertesi gün “Ne geceydi ama...” dediğiniz o partiler hakkında bilmeniz gereken şu: Hayır, o parti o kadar iyi değildi. Sadece alkol miktarı fazlaydı. Giderayak naçizane tavsiyem: Her şey tadında, her şey ayarında. Gazı kaçmadan, rengi atmadan, tadı ekşimeden.
Sürç-i lisan ettiysek
Gelelim ‘giderayak’ kısmına... Milliyet CADDE’de üç yıl süren parti ajanlığı görevim bugün, burada sona eriyor. Ajanlık müessesinin hakkını veremediğim, nefesimin tıkandığı, kendimi ajanlık dışında her şeyi yaparken, yazarken bulmuş olabilirim, doğrudur. Gerek partilerde gerek yazılarda farkında olmadan ayağına bastığım, üzerine içki döktüğüm, dirsek geçirdiğim, pot kırdığım herkese toplu bir: “Sürç-i lisan ettiysek affola”... Sıfır el kol hakimiyeti ve tam gaz sakarlıkla ancak bu kadar... Üç yıl boyunca desteğini esirgemeyen başta Ufuk Kaan Altın olmak üzere CADDE’nin eski/yeni tüm editörlerine, yazarlarına huzurlarınızda saygılar, hörmetler... Yakında görüşürüz...

Yazının devamı...

BiR CUMA GECESi RAPORU

14 Ekim 2012

Şişhane/Tepebaşı ve Galatasaray hattından gece manzaraları, şarkıcı Tuba Ünsal, bir tişört logosundan/ deseninden daha fazlası olarak Bob Marley ve biraz androjen, biraz heterojen kafada birkaç soru...

MÜNFERİT’TEN: Yabancı gazetelerde, dergilerde ‘Şehrin en sıcak noktası’ başlığıyla çıkması, ilginç kareler çıkarmış ortaya. Bar kısmı ‘New York Times’daki küpürü kestiği gibi soluğu Münferit’te almış, lokal lezzetler peşinde koşan yalnız turistlerle dolu mesela. Yemek saatleri biraz daha geri alınabilse, iyiden iyiye kulüp havası esecek Münferit’in dar ve loş barında.
NU TERAS’TAN: Camekân kısmına tırmanmadan, eller havaya açılıp ‘İstanbul kafası’ yaşanmadan, kağnı hızındaki asansörünü uzun uzun beklemeden tamamlanmıyor Nu Teras gecesi. Hâlâ İstanbul’un New York’a en yakın noktası, hâlâ beyaz yakalar arası flörtleşmelerin en sık uçuştuğu kulüp.
OFF PERA’DAN: Adele üstü Duman, araya hop hop dans ettirecek, bas bas eşlik ettirecek ne varsa sıkıştırmalı sürüp gidiyor cuma gecesi. İçeri girmenizle sıcak hava dalgası yüzünüze öyle bir çarpıyor ki, kımıldamak ne mümkün! Kapı önü sosyalleşmelerin, hafif hafif salınmaların en güzeli.
SAFİ’DEN: Baylo’nun, Bird’ün birkaç adım ötesindeki Safi Meyhane, iyice kadınlar meyhanesine dönmüş, kız kıza rakı kadehi tokuşturmaların yeri olmuş. Rakı içilecek kadın arayışındaki beylere mesajı iletmiş olalım.

MARLEY BELGESELiNi NEDEN HERKES (AMA HERKES) iZLEMELi?

Filmekimi kapsamında gösterilmiş en mühim filmlerden Bob Marley belgeselinin neden ilk fırsatta izlenmesi gerektiğine dair birkaç ‘çünkü’m olacak;

Yazının devamı...

GÖZÜN TAKILDIĞI KADAR SANAT

9 Ekim 2012

Pazar başladığımız hızlandırılmış metropol turundan son birkaç durak

Galerilerden: SALT Beyoğlu’nda Hassan Khan ve bir ATM
Kahire’de yaşayan sanatçı, müzisyen ve yazar Khan, SALT Beyoğlu’nun son konuğu. Ağırlıklı olarak ana akıma alternatif deneysel müzik ve video alanlarındaki işleriyle tanınıyor. İşlerindeki davetkârlık ve sözcük oyunları tamamlanmamış bir cümle, ucu açık bırakılmış bir film gibi. SALT’ın üst katlarında gördüğünüz her işe bir mânâ, okuduğunuz her cümleye bir anlam katma pratiğine iyice alışmışken boş, ferah ve havadar giriş katında tüm yalnızlığı ve heybetiyle tam ortada duran Garanti ATM’sini görünce zihin kısa devre yapıyor. Banka, galerinin kurucusu olduğunu ve dilediği yere ATM’sini dikebileceğini bu kadar göz göre göre yapmak zorunda mıdır, yoksa bu da sanatın bir parçası mıdır?

‘Turkish Delight’ı yapıştır gitsin!
Yabancı yayınlarda İstanbul ve Türkiye’ye dair peşi sıra çıkan makaleler, haberler artık olağan karşılanıyor. Yeni olan evvelden üç otel, iki mekan ve bir saraydan ibaret yabancı basının gözdeleri takımın gitgide palazlanması. ‘Monocle’da Baylo’ya, ‘GQ’da Beşiktaş Balık Pazarı’nda rastlamak gayet olağan, sıradan. Son sıcak haber, ‘Details’in en seksi havaalanı lounge’ları derlemesinde THY CIP Lounge’unun da yer bulması. Yeri gelmişken ucuna iliştirmeden olmaz. Malum, moda tasarımcısı Ümit Benan’ın başarılarını yazıp çizmeyen yabancı yayın kalmadı. Benan, birkaç hafta evvel New York Times’ın ‘T Magazine’ ekine İstanbul’daki favori adresleri sıralamış. Listesinde sürpriz yok: Anjelique, Ulus 29, Münferit, Mangerie... Tuhaf olan haberin başlığında da zerre kadar sürpriz olmaması: Turkish Delight. Bıkmadan usanmadan, içeriğine bakmadan, aynı espri, aynı başlık, aynı nakarat. Türkse yapıştır ‘Turkish Delight’ı gitsin.

Yazının devamı...

HATASIZ ‘TRIBUTE’ OLMAZ

2 Ekim 2012

Hakikaten şahane bir isim konmuş Orhan Gencebay’ın tribute albümüne. Zira, bir ömür bitmeyecek polemiği de yazılıp çizilmesi de döne dolaşa dinlenilmesi de. Polemik çorbasına tuzumu katıp, sıramı salıyorum...

* Magazin muhabirlerinin “Albümde siz neden yer almadınız?” “Eee çağırılmadım ki yavrucuğum” diyaloğunu yaşayacağı o kadar çok isim var ki... Geçen hafta Bülent Ersoy sırasını çaldı. Sıra Ferdi Tayfur’da, İbrahim Tatlıses’de, Kibariye’de...
* Belli ki arabesk, pop, caz, alaturka ve hatta rock ve hatta halk müziği türleri arasında bir denge tutturulmak istenmiş, her türden farklı isimler serpiştirilmiş. Yine de bu Grup Seksendört’le Kutsi’nin nasıl böyle heybetli bir albümde buluşabildiğini izahat konusunda yetersiz kaçıyor.
* Bir de şarkıyı kendi hamuruyla yoğurma telaşı var ki mayayı tutturamayıp işin mutfağından eline yüzüne bulaştırmış bir halde çıkan çok. Bakınız Hande Yener, dinleyeniz ‘Kaderimin Oyunu.’
* Tüm o “Albümün A1 kısmında ben yer alacağım” itiş kakışlarını albümde ara ara hissediyorsunuz. En çok da koro eşliğinde söylenen ‘Batsın Bu Dünya’ şarkısında. Her ses bir gergin, her söz bir bezgin.
* Tüm bu polemikler, dedikodular biraz da ‘tribute’ kültürünün hamurunda var. Büyük büyük sesler beraberinde iri iri egoları da getiriyor. Birkaç sene evvel Levent Yüksel, neden Uzay Heparı’nın tribute albümünde yer almadığı sorusuna “Çağırılmadım ki” yanıtını vermişti, misal. Senaryo aynı, oyuncular farklı. Bir ömür.

BEYANLARINDAN NE ANLADIM?

Woody Allen’ın ‘İstanbul’da film çekebilirim’ açıklamasından: Hürriyet Pazar’daki Woody Allen röportajını okuyup boşuna heveslenmeyin. Hayır, İstanbul’da film çekeceği filan yok. Durumu, Woody Allen gözlüklerinden izah edeyim. Allen, bunu hep yapıyor. ‘Midnight in Paris’ sonrası tanıtım süresi boyunca Avrupa basınından farklı mensuplara demeç demeç “Sizin oralarda da film çekebilirim” demesi Tel Aviv, Kopenhag, Münih ve Budapeşte’de şahane bir film tanıtım malzemezine dönüşmüştü. Avrupa’da imaj tazelemek, turist mıknatısına dönüşmek isteyen Fahri Turizm Bakanı, Allen’ın kapısını çalıyor. Evet, New York’ta miladını doldurdu ve yine, evet, Avrupa fethini kariyerinde bir ‘İkinci Bahar yaşıyor ömrüm’ melodisinde yaşıyor. Fakat şu da bir gerçek: Sipariş usulü çekilen sahnelerin, film aralarına serpiştirilen karpostalların hiçbiri bir Manhattan fiminde o meşhur silüetlerin yerini tutmadı,

Yazının devamı...

HAFTANIN POPÜLER KIRINTILARI

30 Eylül 2012

Haftalık güncellenme kılavuzunuz hazır. Tiyatrosu, galerisi, kulübü, filmi ve restoranıyla kestirmeden, hızlandırılmış metropol turu

Bleu Lounge’da Zeynep Özyılmazel: Biri konuştukça öteki susuyor, biri kendini ortalara attıkça öteki iyice çekiyor. Ailenin en sakin gücü, Özyılmazel Sisters’ın en havalı olanı bir süredir bağırmadan çağırmadan, sessiz sedasız, kendi halinde Ritz Carlton’daki Bleu Lounge’da cazlıyor. Hızlı olun, ailenin diğer fertleri peşine magazin ordusunu taktığı gibi olay mahallini tarumar etmeden Zeynep Özyılmazel’in tadına varın.
DOT’ta ‘Sarı Ay’: Sezonu dört oyunla, dört gözle bekleyen DOT ekibi ‘kare as’ın ilkini geçen hafta açtı, ‘Sarı Ay’ın galasını yaptı. İzlendikçe dalga dalga yayılmaya başlayan hissiyat şu: Farklı, çok farklı. Ve ‘kulağa küpe’ niyetine izlemeden evvel bilmeniz gereken şu repliği: “Geliyor musun, yoksa geliyor musun?”
Karaköy’de yeni bir depo+yine bir galeri: Lastik Pabuç’un Karaköy’deki depodan hallice alanda ekibin eşine dostuna verdiği ufak çaplı partilerin şanı aldı gidiyor. Depo, pek yakında şehrin en havalı parti sahasına dönüşebilir. Galeri ayağındaysa Galeri Elipsis’i Karaköy’e, Akçe Han’ın içine taşıyan Sinem Yörük var. Cuma akşamı yeni adreste yeni sergi açılışı şerefine verilen hafif bir kokteylle Elipsis, yeni mahallesine taşınmış oldu.
GQ Türkiye kapağında bir Bond kızı: Derginin editörlerinden biri olunca lafa “Bizim dergi diye söylemiyorum”la girmek elzem oluyor. Evet, bizim dergi diye söylemiyorum ama son Bond kızı Naomie Harris’le yapılan çekime uzun uzun bakılmalı, üzerine Bond kızı figürünün vardığı son nokta üzerine konuşulmalı. Zira, bildiğiniz Bond kızlarına pek benzemiyor Naomie. 6 Kasım’da gösterime girecek ‘Skyfall’ öncesi iştah açıcı niyetine iyi gider.
Levent’te bir Hindistanlı: Çarşamba gecesi Bollywood temalı Hint kumaşından bir partiyle açılacak gece kulübü Bombay İstanbul, uzun süredir yeni oyuncu kısırlığı yaşayan gece hayatına giren şimdilik en taze kan. Açılış partisine düşülen ‘Dress code: Indian outfit’ notu, farklı baharatta bir davetin habercisi.
Asmalı’da Kasette, Facebook’ta Kasette: Gece insanların dilinden düşürmediği “Dans edilecek kulüp yok” serzenişlerine karşı Kasette’nin an be an, gün be gün Facebook sayfasına yüklediği kulüpten manzaralar fotoğraflarını göstermeyi görev bilirim. Kasette’de her şey kan ter içinde, herkes zıp zıp/hop hop halinde. Facebook üzerinden her gece, canlı canlı, ortalama 40 fotoğraf paylaşıyorlar. Fotoğraflardan kimin, hangi dakika kulübe girdiğini tek tek mimlemek mümkün. Dijital çağda eşinizden dostunuzdan partilemeyi beklemiyordunuz herhalde.

Yazının devamı...

BiR DÜĞÜN SALONU OLARAK GECE KULÜPLERi

25 Eylül 2012

Pazar günü Lucca’da gerçekleşen düğün, bir dönemin başlangıcı olabilir mi?

İlişkilerin, evliliklerin formatının değişmesi, düğün gecesi o bildiğiniz geleneksel mekanlardan, sahnelerden uzaklaşmasını etkiliyor olabilir mi? Dünyaevine Lucca’da girmek, bu değişimin şimdilik en güncel, en magazin, en popüler kanıtı. Pazar günü Lucca’da evlenen Selin Sönmez ve Mehmet Ali Tokgözlü’nün düğünün gören/duyan tüm metropol çiftleri düğün hayalini yeniden kurmaya başladı. Daha hafif, daha eğlencelik, daha ‘biz bize’, daha ‘casual’. Benzer tatta bir düğün geçen yaz Nu Teras’ta da olmuş, DJ Tarık Koray kulüpte eğlenir gibi girmişti dünyaevine. Fikrin pek yakında Münferit’e, Bird’e sıçraması muhtemel. Peki ya Otto’larda, Mini Müzikhol’lerde telli duvaklı gelinliklere de rastlar mıyız? Görünen köy şu: Şehrin düğün salonu atlası çok yakında değişebilir, beklenmedik barlarda/kulüplerde düğüne davetli olabilirsiniz.

iKi KiTAP iKi SORU

Yaz boyunca çok konuşulan, çok karıştırılan kitaba dair iki sual...
Hande Altaylı’nın Kahperengi’si: Okuyup da beğenmeyeni yok. En burun kıvıranı, soyadı kanalından belden aşağı vurmayı çalışanı bile hakkını veriyor kitabın. Şimdi kitabın diziye dönüşmesi gündemde. Most Yapım’ın ciddi ciddi ilgilendiği konuluşuyor. Dizi tamam da neden filmi olmasın? Hatta senaryolaştırılmasını da neden Hande Altaylı yapmasın?
Oben Budak’ın Falan Filan’ı: DJ/köşe yazarı Oben Budak’ın gayet hafif, gayet pembe kitabı ‘Falan Filan’, yaz boyunca en çok satanlar listesinde tepelerde gezindi, durdu. Şu gerçek: Oben, ‘Nasıl
popüler olunur?’un, neyin sattığının formülünü çözmüş biri. DJ’lik yaptığı geceler, yazdığı roman durumun kanıtı. Aynı formül cebinde, aynı hafiflik tadında, kitabı bir dizi ya da bir filme dönüştürmesi pek de sürpriz olmaz. ‘Falan Filan’da Nişantaşı/Cihangir ekseninde geçen seks hikayelerini okudukça sorası geliyor insanın: Oben Budak’dan yerli işi nefis bir Carrie Bradshaw olmaz mı?

Yazının devamı...

KUMARSIZ KIBRIS, TEKNESiZ GÖCEK

23 Eylül 2012

Belli bir ritüele, amaca, misyona sahip iki meşhur yer, Kıbrıs ve Göcek’ten alternatif notlar

Kıbrıs’tan: Çikolataya batmak ve Sortaçlanmak
* Milli marş Serdar Ortaç, milli eylem Sortaçlamak. Nereye gitseniz fondaki şarkı size bir Sortaçlama yaşatıyor, haliyle etrafınızı yoklayıp, ortalıkta Serdar Ortaç arıyorsunuz. Her alelacele değiştirilen müzik, konulan bir Sortaç parçası akla, mekanda beliren şarkıcıyı onore etme amaçlı yapılan ucuz hareketleri getiriyor.
* Oteller liginde değişen bir durum yok. Geçen sene açılan Nuh’un Gemisi hâlâ en konuşulan, en merak edilen; Cratos’sa en kalabalık, en popüler.
* Bölgenin yeni popüler çocuğu The Cacao. Kafe değil, restoran değil, çay bahçesi değil, pastane değil. Logosunun altında öyle uzun uzun cafe/bar/brasserie filan yazdığı yok. Çikolatası, makaronu, dondurması her şeyi doğal, her şeyi taze. Her yerinden çikolata akan bir tatlı cenneti gibi. Sırf göz değil, karın da doyuruyor. Salata ve pizzaların tadı gayet İtalyan, fiyatı gayet Kıbrıs. The Cacao’nun 3.4 milyon liralık bir yatırım olduğu konuşuluyor. Ve çok yakında peş peşe şubeler açacağı, Kıbrıs’ta iyice palazlanıp seneye İstanbul’a geleceği, devler liginde oynayacağı... Sayfalarını karıştırdıkça kafanızın daha da karıştığı, tuğla görünümlü, ansiklopedi kılıklı yemek ve içki mönülerine New York ve Londra’da verilen ‘dijital’ ayar, The Cacao’da da mevcut. Mönü yok, iPad var. Tüm mönü akıllı bir biçimde iPad’e yüklenmiş. Dağılmadan, yorulmadan seçiyorsunuz yemeğinizi.
* Kumarhanesiyle meşhur Cratos Otel’de kumarhaneye adım atmadan da yaşamak mümkün. Portakallısından çikolatasına çeşit çeşit aromalı masaj hizmeti veren SPA’sı, rakı-balık restoranları gayet başarılı. Sırf kumar oynamıyorsanız diye hemen üzeri çizilmesin.

Göcek’ten: Rüzgara karışmak ve tuzlanmak

Yazının devamı...