Aşk Ağlatır’a İlk Bakış

Yaz geldi geçti ve yeni bir sezona daha başladık nihayetinde. Hep dediğim gibi hayatımızda yer alan yenilikler; umutların, beklentilerin ve hayal kırıklıklarının bir harmanı olmakta. Diziler için de bu harman geçerli kuşkusuz. Yeni atılımlarda başarıya odaklanmak ve büyük iddialarla yola çıkmak yetmiyor zira. Ortaya konan işin niteliği kadar dış faktörler de etkili oluyor bu süreçte. Kimi zaman rakiplerin gücü karşısında eziliyor yeniler, kimi zaman kanalın özensizliğine kurban gidiliyor… Kimi zaman da izleyici bol seçenek arasında gözden kaçırmış oluyor. Velhasıl yenilikler güzel ama yeni olmanın yol haritası hayli meşakkatli bu devirde.

Nasıl ki, 2016 yılında Japon televizyonlarında yerini alan ve toplamda 10 bölümden oluşan ‘Love That Makes You Cry’ dizisinden uyarlanarak Show TV ekranına çıkartılan ‘Aşk Ağlatır’ dizisi de, kendini kabul ettirme sürecinde, bu güçlükle cebelleşmek zorunda kalanlardan!

Gün seçimini iyi yapıp elini çabuk tutma avantajını değerlendirmeye yönelen yapımın Total’de beşinci sırada yer alıp AB grubunda sekizincilikte kalması… İzleyicinin, yarışma programlarıyla ‘Çok Güzel Hareketler Bunlar 2’nin komedisini dizilere tercih ettiği gecede rakibi ‘Elimi Bırakma’ya geçilen ‘Aşk Ağlatır’ın ilk bölüm reytinglerinin 3’ün altında gelmesi bu cebelleşmenin ne denli zorlu geçeceğinin göstergesi adeta. İşin fenası, uyarlaması yapılan senaryonun duygusal yoğunluğu, doğallığı ve hayatın içinden oluşu da ‘Aşk Ağlatır’a ekstra bir getiri sağlamış görünmüyor ilk bölüm itibariyle.

Sözün kısası; Gelecek bölümler neyi gösterir bilinmez ama ‘Aşk Ağlatır’ın izleyicinin dikkatini çekmek ve ekran kalıcılığını sağlamakta önemli faktör sayılan reytinglerini artırmak için çok çaba sarf etmesi gerekmekte. Şimdi bu gerçeklerin ışığı altında başrollerini Deniz Can Aktaş ve Hafsanur Sancaktutan’ın paylaştığı ‘Aşk Ağlatır’a ilk bakışımızı yapıp değerlendirmede bulunup olumlu-olumsuz yönleri işaret edelim.

‘AŞK AĞLATIR’ DİYENLER KENDİNE İNANDIRAMADI

‘Kadın’dizisinden aşina olduğumuz Yuji Sakamoto’nun orijinal senaryosundan uyarlanmakla birlikte kendine bambaşka bir öykü gidişatı çizerek ekrana çıkan ‘Aşk Ağlatır’, 2006 yılının İzmir’inde bir kız çocuğunun annesini geri isteme hüznüyle açılışını yaptı. Nurcan’ın kızı Ada’nın ölümle gelen dönüşümünü, babası ortaya çıkmadığı için hamiliği üstlenen İsmail dayının ‘Anan öldü. O yok artık’ sertliğinde vermenin ardından, Meryem’in köydeki sığıntılığını sergilemeye başladı. Peki, bu süreçte nasıl bir izlenim bıraktı bizde?

Sofrada ne artarsa onu yiyen, ne denirse onu yapan ve böylece yerini bilmeyi öğrenen uysal çocuk Ada’nın Allah’a ‘Annemi geri ver’ yakarışından, evin yükünü sırtlanan 19 yaşındaki Meryem’e geçiş yapan akış, kayıp cüzdan üstünden İstanbul’daki Yusuf’u devreye soktu. Bu noktada dizinin en büyük özelliği, uyarlamadan ziyade bize has dram yaratmayı hedefleyerek yol almasıydı kuşkusuz. Dramatiklik dozunda abartıya kaçılmaması… Annesini kaybeden Ada’nın, maksadını aşan bir ‘çocuk hüznü’ sergilemek adına, hunharca ezilmemesi… Hasta yengenin kızı kollayıp ona arka çıkması gibi ayrıntılar ilk bölümün göze çarpan olumlu yansımaları oldu. Anlayacağınız kimileri gibi neredeyse birebir Türkçeleştirme havasında bir uyarlama yoluna gitmekten sakınan senaryo kendince gelişim yaratırken kullandığı yerli klişelerde de ölçüyü kaçırmamıştı. Dahası karakterlerin, orijinali taklit yerine oyuncuların kendi yorumları doğrultusunda canlandırmaları da ‘Aşk Ağlatır’ın artılarındandı. Çok güzel.

Gel gör ki, bu artı yönler dizinin beklentilerinikarşılamaya yetmedi.Neden derseniz…‘Love That Makes You Cry’ dizisindeki kızın köydeki dedesinin yanından Tokyo’ya giderek hayatını kurma isteğini, yerli versiyonda dayının zorla evlendirme baskısından kaçmaya devşirerek bir bakıma kırsaldaki kızların istemedikleri adamlara para karşılığında peşkeş çekilme sorununu yansıtan ‘Aşk Ağlatır’ın büyük bir olumsuzluğu vardı. O da, izleyiciyi kendine inandırma özelliğinden yoksun bir gidişatla yol almasıydı! Daha net ifadeyle olay akışında mantıkla bağdaşan bir gerçekçilik yoktu.

Durumu açacak olursak… Yusuf’un tavırları bu noktada temel teşkil etmekte. Mesela, nakliye şirketinde çalışan Yusuf’un, arkadaşı Fırat’ın bulup beraberinde getirdiği cüzdandaki mektubu sahibine teslim etmek için İstanbul’dan İzmir’e direksiyon sallaması… Gerçek hayatta böyle bir şeyin olması mümkün mü? Hangi kamyoncu dünyanın yakıt parasını harcayıp tanımadığı birine mektup teslim etmek için yollara düşer? Düşmez. Peki… Yusuf, bir nakliye şirketine bağlı çalışıyorken kamyonu nasıl habersizce alıp İzmir’e gidebildi? Yanı sıra eşya taşırken arkadaşını kollamak isteyen Yusuf’un, normalde gülle gibi olması gereken, eşyaları üst üste koydurup pamuk torbası taşıyormuşçasına hiç zorlanmadan hareket etmesine gerçekçi gözle bakılır mı? Bilemedim. Yusuf’un köyde kamyonla dolaşıp sürekli Ada’nın karşısına çıkmasıyla tesadüf olayında çıtayı aşan dizide, kamyoncu kahramanımızın plaza çalışanı sevgiliye sahip olması da inandırıcılıktan uzak bir unsurdu… Tıpkı Ada’yı çıplak ayakla İstanbul’a kadar getirip Eminönü’nden ayakkabı almaya kalkışması ve trafik polisi tarafından kimlik kontrolüyle enselenmesi gibi! Yani onca mesafede hiç mi ayakkabı satan yer bulamadılar? Ada’yı İstanbul’da tek başına bırakmak için daha gerçekçi bir bahane yazılsaymış keşke.

Velhasıl Yusuf karakterinin sahnelerindeki inandırıcılıktan uzak mantık tüm bölümü etkiler nitelikteydi… Etkiledi de! Bundan dolayı hiç beklemediği biçimde köyden büyük şehre düşen Ada’nın mağduriyeti ve yaratılmak istenen ‘yeni çift’ olayı da güme gitti haliyle. Üzüldüm.

DİYECEĞİM O Kİ; Bozuluk’un yerel baskıcılıkla harmanlanan doğasından kök alıp, İstanbul’un genel ezicilikle yüzünü gösteren metropol ürkünçlüğüne uzanarak ilk bölümünü sunan ‘Aşk Ağlatır’, sıkılmadan izlenebilecek bir iş olmakla birlikte, ayrıntıların mantığına özen göstermeyip amatörce kendi kendini çelmeleyenlerden. Çok yazık doğrusu.

Çözüm ne olabilir derseniz…‘Aşk Ağlatır’ derken, ufak pürüzlerden ötürü gerçekliği zedeleyip kendilerine inandıramayanların henüz yolun başındayken bu tarz olumsuzlukları acilen gidermesini ve dizinin reklamının daha fazla yapılmasını öneririm. Aksi halde Pazar akışında yeni rakiplerin sahaya çıkmasıyla daha geriye gitme ve kanal tarafından kolayca harcanma ihtimali kuvvetle muhtemel!

Anibal GÜLEROĞLU

www.twitter.com/guleranibal