Bilderberg’de yedim, içtim ve...

Yıllardır Bilderberg toplantılarını da, Bilderberg hakkındaki komplo teorilerini de keyifle takip ederim. Şubat ayında davet geldiğinde tereddütsüz ‘Gelirim’ dedim. Bakalım yakın zamana kadar lokasyonu bile açıklanmayan yarım asırlık bu efsane toplantıda, ne oluyor, ne konuşuluyor...
Bilderberg’e gideceğimi duyan dostlar bir bir email attı, ”Bak bakalım Türkiye’yle ilgili ne karar verilmiş”, ”Yeni haritalar mı çiziliyor?” ve ”Yoksa Batı Erdoğan’ın ipini mi çekti?”
Komplo teorisyenlerini hayal kırıklığına uğratmak pahasına hemen açıklayayım: Bilderberg’in katıldığım herhangi bir konferanstan farkı yoktu. Aspen, Brookings, Chatham House, Alman Marshall Fonu gibi düşünce kuruluşları, sık sık katılımcıların bazı konuları serbestçe tartıştığı ve Chatham House kuralları gereği basına kapalı yapılan konferanslar düzenlerler. (Ben de daha birkaç hafta önce bir grup akademisyenle birlikte İstanbul’da Ortadoğu konulu benzer bir konferansta konuşmacıydım.)
Bilderberg, bu anlamda sıradandı. 2,5 günlük paneller sonunda, ne Avrupa Birliği’nin geleceği, Eurozone ve ABD’deki işsizlik sorunu, ne de Suriye gibi konularda, sıradan bir Economist okurundan daha fazla malumat edinmedim. Kim bilir belki geçmişte, Soğuk Savaş yıllarında ya da enformasyonun bu kadar bol ve erişilebilir olmadığı dönemlerde, Bilderberg sahiden dünya meselelerinin karara bağlandığı, gizli ittifakların kurulduğu bir yerdi.
Ancak günümüzde böyle bir fonksiyonu olmadığı ortada.
Toplantı, Londra’nın kuzeyindeki Watford’da Grove isimli şahane bir otelde yapıldı. Yemekler, aşçıya da her görüşümde kolundan tutup söylediğim gibi mükemmeldi. İçerik açısından olmasa da sosyal ortam son derece keyifliydi. 3 gün boyunca herkes kaynaştı. Sağınızda Google CEO’su Eric Schmidt, solunuzda Amazon’un sahibi Jeff Bezos. İngiliz Başbakanı David Cameron da oradaydı, Hollanda Kraliçesi de. Avrupa’nın en önemli CEO’ları, ABD’nin önde gelen yatırımcıları kartvizit değiştiriyordu... (Ama zaten çoğu birbirini Davos’tan tanıyordu.)
İkinci günün sonunda kafama dank etti: Bilderberg’in asıl önemi, panellerde nelerin konuşulduğu değil, öncesi ve sonrasında yapılan sohbetler!
Yine de Bilderberg her anlamda ”yaşlı beyaz adamlar” kulübü ve biraz modası geçmiş bir konsept. Muhtemelen toplantının en önemli sembolü, 90’ıncı yaşgünü kutlayıp gelen Henry Kissinger’dı. Sosyalleşme boyutunu çıkarırsanız, o panellerin, en azından bazılarının, Davos ya da TED konferansı gibi canlı yayınlanmaması için hiçbir neden göremedim. Katılımcıların yüzde 10’u kadın olsa da, sanırım CHP milletvekili Şafak Pavey ve ben, açık arayla en genç insanlardık. Ali Babacan, 8 yıldır geliyormuş. İngilizcesi ve Batılı düşünce sistematiğiyle, son derece kaliteli bir siyasetçi profili çizdi. Türkiye konulu bir panel olmasa da, herkes Türkiye’de ne olup bittiğini merak ediyordu. Bence Babacan’ın Türkiye’de çalkantılı bir döneminde makul açıklamalarıyla orada olması, dünya devleri için teskin ediciydi.
Diyeceğim; yeni haritalar çizip, dünyanın kaderini belirledik mi? Maalesef hayır! Belki yan masada olmuştur ama benim oturduğum masalarda sohbet, neredeyse havadan sudandı. Toplantılar verimli ve ufuk açıcı mıydı? Evet. Peki çağırsalar bir daha gider miyim? Yüzde yüz; en azından Hollanda kraliçesiyle bir kadeh şampanya içtikten sonra arkanı dönüp İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’e ”Eee bu yaz tatil nerede?” demek için değer...