Bravo Taraf’a

Eklenme Tarihi16.03.2011 - 22:04-Güncellenme Tarihi16.03.2011 - 22:05

Lafı eveleyip gevelemeden, Taraf’ı kutlamak lazım. Wikileaks’in gizli Türkiye dosyalarını yayımlamak için yaptıkları anlaşma, gazetecilik jargonuyla, ‘büyük iş.’
Taraf’ı geçmişte çok eleştirdim. Türkiye’de asker-polis arasındaki güç mücadelesinde bir tarafın silahı oldular. Balyoz’da yayımladıkları belgelerin bir bölümü sahte çıkınca, suçsuz insanlar hapse atılmış olsa dahi en ufak bir özeleştiri yapmadılar. Ergenekon’da hakeza... ‘Kuru’ ve ‘yaş’ arasında ayrım yapmayı, gazetecilik değil darbecilik saydılar. Kendi davaları dışında Türkiye’de medyaya yönelik baskılara, duyarsızlığın ötesinde alayla yaklaştılar. Başyazarı ara sıra hükümeti eleştirse de, gazetenin editöryel çizgisi İlhan Cihaner’den Hanefi Avcı’ya, Nedim Şener’den HSYK’ya Fethullah Gülen cemaatinin işaret ettiği istikameti sorgulamadan benimsedi.
Ama müthiş işler de yaptılar. Yiğidi öldür hakkını yeme, Türkiye’nin mevcut ortamında, Wikileaks belgelerini tümüyle yayımlama cesareti gösterebilecek belki de tek yerdir Taraf.
Medyada “Taraf seçim öncesi hükümet karşıtı yazıları yayımlamaz” diye gereksiz bir fiskos var. Buna ihtimal yok. Yok çünkü projenin altında Yasemin Çongar’ın imzası var. Yasemin eski dostumdur. Türkiye’ye geleli beri görüşmemiş olsam da, aramızda bir temas olmasa da, hatta ayrı düşünsek de kişiliğine ve dürüstlüğüne kefilim.
“Neden şimdi, neden Taraf?” diye gereksiz komplo teorilerinin anlamı yok. Şimdi, çünkü dünya değişiyor; Taraf çünkü onlar başarmış.

 

İnsancıkların insanüstü halleri
Günlerdir şu cümle var aklımda: Japonlar çok özel insanlar.
Bir nakış gibi işledikleri o ülke, Nuh tufanıyla yerle bir oldu. Ama bu felaketi, belki de dünyada hiçbir ırkın gösteremeyeceği bir metanetle karşıladılar. Avrupalılar gibi bağırıp çağırmadılar, korkudan ağlaşmadılar, oraya buraya koşuşturmadılar, Amerikalılar gibi panik yapmadılar, Araplar gibi ağıtlar yakıp kör talihlerine küsmediler.
Bütün bunların yerine, başlarını öne eğip, ağlamamak için dişlerini sıkıp, dudaklarını ısırıp, yapmaları gerekeni yaptılar. Fark ediyor musunuz, televizyon haberlerinde neredeyse çıt çıkmıyor. Haberlerde Japonları sıraya girip kovalarla su taşırken, bisikletle karılarını, çocuklarını ararken, hastanede kan verirken, yaralılara bakarken ve radyasyon girmesin diye sessiz sedasız pencerelerini örterken görüyoruz.
Ne bir haykırış, ne tiyatro. Duygusuz oldukları, o güzel gözlerinden yaş akmadığı için değil. Tam tersine egolarını, narsizmi, toplumun çıkarlarının gerisine koymayı küçük yaştan beri öğrendikleri için.
Seyrettiğim görüntüler arasında beni en etkileyen, Sendai’da bir sake üreticisinin tsunami sonrası dağ tepe işçilerini aramasıydı. Hâlâ 30 tanesinden haber alamamıştı. O sırada tesadüfen yanında çalışanlardan birini buldu. Sarılmadılar, ama hararetle el sıkışma ile uzun süre selamladılar birbirlerini. Sonra patron mutluluk gözyaşlarını gizlemek için sessizce yüzünü eğerek uzaklaştı.
Felaket ve savaş dönemlerinde, sıradan insanların insanüstü kahramanlık ve insanüstü kötülük yapabildiğine şahit olmuşluğum var. Ama Japonya’daki kahramanlık öykülerinden hiçbiri, Fukushima Daiichi nükleer reaktöründeki sızıntıyı önlemek için kendilerini feda eden 50 işçininkine benzemiyor. Gönüllü olarak kendilerini feda eden 50 cesur yürek. Çernobil’deki patlamayı durdurmak için geride kalan işçilerin çoğu, birkaç ay sonra ölmüştü. Muhtemelen Daiichi’dekiler de ölecek. Bunu biliyorlar. Ama bilerek ve isteyerek ölüme yürüyorlar. Bizler için.

EtiketlerErgenekon