Neden tarihi bir andı?

Kimse kızmasın, bozulmasın; dün bu ülke tarihinde önemli bir gündü. En son Nevruz/Newroz’da Diyarbakır’daydım ve o gün miting alanını dolduran yüz binlerin sesiyle dün Diyarbakır’da yaşanan tablo, asla birbiriyle çelişmiyor. Tam tersine, bana sorarsanız aynı fotoğrafın parçaları...
Peki dün ne oldu? Yaşananları sadece ”Tayyip Erdoğan” faktörüne indirgeyip, siyasi duruşunuza göre tabloyu ‘İyi’ ya da ‘Kötü’ diye okursanız, hata edersiniz. Tayyip Erdoğan, Ak Parti, BDP ya da Kandil’in çok daha ötesinde, Kürtlerin bu coğrafyada nasıl yaşayacakları ve Türkiye’nin geleceğiyle ilgili kritik bir sürecin içindeyiz...
Şunu hep yazıyorum: Türkiye, ya Kürtlerle kol kola büyüyen demokratik bir yapı ya da özgürlüklere direnen daha ufalmış bir coğrafya olacak. Ya büyük bir çınar ya da hepimizi delirten bir kodes... Dün, uzunca süredir hata üstüne hata yapan, demokratik alanı daraltıp kendi egemenliğini dayatabileceğini düşünen iktidar, doğru bir iş yaptı. PR, kenar süsü, şarkı-türküyü bir kenara bırakırsak, gün boyu izlediğim olaylarda geride kalan 3 önemli an vardı:
1. Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır’daki ilk durağı, BDP ve Osman Baydemir oldu. Muhtemelen, şu zamana kadar BDP’yi hiçe sayarak, sık sık horlayarak siyaset yapan Erdoğan açısından, kolay bir adım değildi bu. Ama aynı zamanda geri alınamayacak bir adımdı. Başbakan, valiliğe bile gitmeden önce yaptığı bu ziyaretle sadece Kürt hareketini değil, bir anlamda Diyarbakır’ın BDP’nin kalesi olduğunu da kabullenmiş oldu. Şehirdeki atmosferi yumuşatan da, Erdoğan’ın bu ziyaret kararı oldu.
2. Barzani’nin sürece verdiği destek ve Türkçe olarak sarf ettiği ”Yaşasın Türk-Kürt kardeşliği! Yaşasın barış! Yaşasın özgürlük!” sözleri... Kürt coğrafyasının kaderi, artık kuzey ve güney olarak birbiriyle ve Türkiye’nin bütünüyle ilintili. Ak Parti hükümeti, istese de ”Barzani’yle iyi, BDP’yle kötü” olamaz. Niyeti bu olsa bile tutmaz. Barzani de istese bile Ankara ya da Diyarbakır’la ilelebet kavgalı olamaz. İtiş kakış olur; ama kopuş olamaz. Çünkü coğrafya ve taban, buna izin vermiyor; başka bir model dayatıyor. O model de ancak, hepimizin geniş çınarın altında yaşayacağı bir Türkiye modeli.
3. Ancak nasıl bir Türkiye? Erdoğan’ın ”Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını inşallah göreceğiz” sözü, belki de günün en önemli sözüydü. Cezaevleri herhalde sadece KCK tutukluları için boşalmayacak? Herhalde Başbakan, hepimiz için yeni ve daha özgür bir Türkiye’nin inşasından söz ediyor. Herhalde gazeteciler, milletvekilleri, avukatlar, haksız yere cezaevinde bulunan herkesi kastediyor. Erdoğan’ın bu ifadelerini cesur buldum. Sadece Kürtler değil; İzmir adına, Antalya adına, Gezi’de demokratik hak mücadelesi verenler adına da umuda kapıldım. Mustafa Balbay adına umuda kapıldım.
Artık hepimizin aynı gemide olduğu, ancak bir arada özgürleşebileceğimiz aşikar. Gültan Kışanak’ın deyimiyle, Kürt’e sopa, Türk’e barış ya da Türk’e sopa, Kürt’e barış diye bir seçenek yok.
Bu yüzden, dün Diyarbakır’da olduğum için memnundum. Bana göre Erdoğan, bir cins balkon konuşması yaptı. Buraya gelmeden, gezinin Ak Parti açısından bir yerel seçim startı olacağından korkuyordum. Yanılmışım. Umduğumdan daha sahici ve büyük bir adımdı. Stratejik ve tarihsel olarak.
İlle de seçim derseniz, bu muhtemelen Erdoğan’ın ilk cumhurbaşkanlığı seçim gezisiydi...